7 Ekim Sonrası Yeni Ortadoğu; Haritalar Değil, Haritaların Anlamı Değişiyor

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da olanları hâlâ PKK-Türkiye çatışmasının(!) dar penceresinden okumaya çalışanlar, tarihin en önemli kısmını kaçırıyor. Çünkü aktörler değişmiyor, sadece PKK devlet eliyle Kürtlere oynanan oyunun kuralları değişiyor
7 Ekim 2023’ten sonra değişen de tam olarak budur!
Gazze’de başlayan savaş, kısa sürede Filistin meselesinin ötesine taşarak Lübnan’ı, Suriye’yi, Irak’ı ve İran’ı içine alan yeni bir jeopolitik kırılmaya dönüştü. Eski dengeler çözülüyor, yenileri kuruluyor. Haritalar aynı ama haritaların anlamı değişiyor.
Tarihte büyük siyasal dönüşümler çoğu zaman toplumların taleplerinden çok, uluslararası güç dengelerindeki kırılmaların sonucunda gerçekleşiyor. Birinci Dünya Savaşı Ortadoğu’nun haritasını değiştirdi. Bugün yaşananlar da bölgenin haritasından ziyade siyasi mimarisini yeniden şekillendiriyor.
Olaya yakın ve içinde müdahil bazı Devletler idealleriyle bazıları da mecburiyetleriyle hareket ediyor, etmek zorunda
Bugün Türkiye’nin Kürt meselesinde attığı ya da atacağı adımlar da bu zorunluluğun ürünüdür.
Kimileri bunu “PKK kazandı,, devlet oturmaya mecbur kaldı” diye okuyor.
Kimileri ise “Devlet demokratikleşiyor” anlatısını öne çıkarıyor.
Bu göre her iki yaklaşım; hem Kürt toplumunu hem Türk toplumu bir illüzyona sürüklerken fotoğrafın yalnızca küçük bir bölümünü gösteriyor.
Ama Asıl belirleyici olan, 7 Ekim sonrasında değişen ve İran üzerinden devam eden bölgesel jeopolitik kırılmalardır.
Çünkü Ankara’nın önündeki mesele artık yalnızca Türkiye sınırları içindeki silahlı bir örgüt değildir. Mesele; Suriye’nin kuzeyi, Irak’taki Kürt siyasal yapıları, İran’ın geleceği ve bütün bunların birbirini etkileyen sonuçlarıdır. Böyle bir tabloda milyonlarca Kürdü yalnızca güvenlik politikalarıyla ve onları inkar ederek yönetebileceğini varsaymak, artık Türk devleti açısından da sürdürülebilir değildir.
İşte bu nedenle Türklerin devlet aklı aparatı PKK’yı dönemin ruhuna uygun “ barış süreci “ Tiyatrosuyla sahaya sürdü, Her iki tarafta Çözüm arayışları havariliğine soyundular.
bunun Türk devletinin Kürtlere karşı vicdan muhasebesinin, ya da PKK’nın silahlı varlığının sonucu olduğu kanısı Orta Doğu’daki düzeneği görememektir.
Dolayısıyla Eğer bugün hukuki düzenlemeler gündeme geliyorsa, bunun nedeni ne PKK’nin askeri olarak devleti mağlup(!) etmiş, masaya çekmiş olması ne de devletin bir sabah uyanıp demokrasiye âşık olmasıdır. Asıl neden, değişen Ortadoğu’da eski Kürt politikasının artık sürdürülebilir olmamasıdır.
Türkiye açısından mesele yalnızca silahların susması değildir.
Asıl mesele, bölgesel dönüşüm yaşanırken Türkiye’deki Kürtlerin yeni jeopolitik denklem içinde nasıl konumlanacağı ve bu sürecin içeride nasıl yönetileceğidir.
Bu nedenle bugün yaşananları sadece güvenlik politikaları üzerinden okumak eksik kalır.
Eğer önümüzdeki dönemde Kürtlere ilişkin bazı hukuki veya siyasal düzenlemeler yapılacaksa, bunları yalnızca kırk yıllık çatışmanın sonucu olarak görmek de eksik bir değerlendirme olur.
Benim kanaatime göre bu adımların temel belirleyicisi, 7 Ekim sonrasında şekillenen yeni bölgesel dengelerdir.
Satrançta bazen taşlar kazanmaz, Tahtanın kendisi değişir.
Bugün değişen de budur.
Ortadoğu içeriden yeniden dizayn ediliyor ve Kürt meselesi artık sadece bir iç politika başlığı değil; bölgesel güç mücadelesinin merkezinde ormanların elindeki dosyalardan biridir.
Bugünü Türkiye ve kuzey Kürdistan’da barış süreci diye ortaya sürülen tiyatroyu anlamak isteyenler gözlerini yalnızca Ankara’ya ya da Kandil’e çevirmesin.
Asıl bakmaları gereken yer, Washington’dan Tahran’a, Tel Aviv’den Şam’a uzanan yeni jeopolitik hattır.
Ve büyük güçlerin kurduğu masalarda küçükler yön değiştirir.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 11:08:01
































































































































































































