Gerçekten ABD, Kürtler’i Rojava da yalnız mı bıraktı, Yoksa; Apoculuğumu tasfiyeyi amaçladı?

Bu konuda yazacağım yazılarla, bu konuyu netleştirecek ve Kürt milletinin önüne net bir fotoğraf koyacağız İnşallah! Yeter ki bizi takip etmeye devamedin…!!!

8 Şubat 2026 - 10:09
8 Şubat 2026 - 10:09
 0
Gerçekten ABD, Kürtler’i Rojava da yalnız mı bıraktı, Yoksa; Apoculuğumu tasfiyeyi amaçladı?

Evet, Aydın insan; “Yeteri kadar açık olmayan yeni meydana gelen bir olayı anlamak için, tarihte olan benzer bir olayı alıp şimdiki olayla çarparak veya karşılaştırarak ileri ki bir zaman için öngörüde bulunabilene denir."

Bu tarif çerçevesinde bu yazıda, ABD'nin onayı ile Türkiye'nin taşeronları vasıtasıyla Suriye'ye müdahalesini analiz edip ileriki zaman için öngörüde bulunmaya çalışacağız İnşallah...

İlk başta söylemek istiyorum ki, son dönemde Rojava – Suriye de olan çatışmalar ve bu çatışmalardan dolayı ABD’nin tepkisiz kalması, ABD hükümetinin Kürtlerin Suriye deki Ahmet Şara hükümetine yenilmesine rıza gösterdiği anlamına kesinlikle gelmiyor.

Bu tasfiye veya yenilgi, Kürt milletinin ve halkının yenilgisine rıza göstermek hiç değildir. Bu olay kesinlikle (Kemalistler tarafından) Kürtlerin başına bela ettiren, (adeta halkı aptallaştırarak) Kürt milletinin toplumsal geleceklerini kararlattırmayı amaçlayan ve milli Kürt devletinin kurulmasını engelleme çalışan Öcalan–Apoculuk zihniyetinin Kürt milletti içerisinde tasfiyesi ile ilgili bir olaydır.

Şöyle ki;

-ABD hem Irak'ta hem de Suriye de Kürt güçlerine desteğini artırarak sürdürdükçe Kürt güçler İŞİD'e karşı destan yazmayı sürdürdüler ve dünyadan da destek ve takdir kazanmaya devam ettiler. Fakat ABD bu konuda Irak Kürdistan'ında bir sorun olmamakla beraber Suriye Kürtlerinde bir sorun görüyordu. O da PYD'nin PKK ile bağlantısı ve muhalif Kürtlerin Rojava (yani Suriye kürdistan’ı) yönetimin de yer almasına izin vermemesiydi. Yani tek tipli bir yönetimle ve bu yönetimin kendi egemenliğinde olmasını dayatmasıydı. ABD, PYD nezdinde bu sorunu çözmek için Barzani'yi de devreye sokarak bir sürü girişimde bulundu. Salih Müslim PYD başkanı iken Barzani'nin girişimi ile Rojava'lı Kürtler arasında birliğin sağlanması için Salih Müslim ve Kürt muhalif grubu ENKS ile hem Erbil de Hem de Duhok'te iki önemli toplantı yapıldı. Barzani'nin garantörlüğünde iki antlaşma sağlanmasına rağmen Kandil'deki PKK merkezince her iki antlaşma bozuldu

.

Daha sonraki tarihlerde Mesut Barzani bu antlaşmanın bozulmasıyla ilgili yaptığı açıklamada:

Mesud Barzani :

“2011 yılının sonlarında Rojava da ki bütün siyasi parti ve önemli şahsiyetlerle toplandık. Onlara; “Kardeşlerim, bakın çok büyük bir fırsat yakalamış durumdayız. Sakın duygusal yaklaşımlar sergilemeyin ve yanlış uygulamalara girmeyin, şu an ne olacağını Allah’tan başka kimse bilemez. Coğrafyanız bir arada değil, dağınık. Ayrıca coğrafyanız sarp ve dağlık bir coğrafya değil ki herhangi bir olası savaşta kendinizi koruyabilesiniz. En önemlisi de belki sizin yöneticilik konusunda belki yeterli tecrübeleriniz de yoktur. Bu nedenle siz kendi aranızda bir heyet oluşturun ve bu heyet hepinizi temsil edebilecek bir konumda olsun. Mutlaka birlikte olmayı esas alın. Bu kesin olması gereken bir vazife ve siz bunu yaparsanız biz size her türlü desteği vermeye hazırız” dedik.

Bu toplantıda 2 taraf bu görüşlerimize karşı çıktılar. MHP ve PYD. Onlara: “Ayıp değil mi MHP’yle aynı safta yer alıyorsunuz” dedim. Maalesef MHP’nin izinden gittiler.

Geçen sene 11 Temmuz’da yine toplandık. Zaten bu toplantılar zincirleme toplantılar şeklindeydi. Gidip kendi aralarında konuşup, bir üst kurul oluşturmuşlar ve üst kurul olarak toplantıya katılım sağlamak istediler. Biz de kendilerine: “Tamam üst kurul olarak gelin. Gidip hiçbir hükümete ya da başka taraflara muhtaç olmayın, ne gerekiyorsa ben yapmaya hazırım” dedim.

Rojava ile bir sınır kapısı açmak öyle kolay bir iş değildi. Biz bunun alt yapısını oluşturup, sınır kapısını açana kadar bir çok fedakarlık yapmak zorunda kaldık. Yani, başka bir devletle (Suriye) resmi olarak bir sınır kapısı açıyorsunuz. Yasal sorumluluklarla karşı karşıya kalmamak için bazı rutin işlemleri yapmak zorundasınız.

Onlara şunu da açık açık söyledim:

“Şayet zor durumda kalırsanız kapımız sonuna kadar açık sizlere, siz buraya (Güney Kürdistan) geldiğinizde mülteci olarak karşılanmazsınız çünkü siz burada mülteci değil, ev sahibisiniz. Ama zorunluktan değil de sadece ekonomik sebeplerden dolayı gelmek isterseniz de sizin buraya gelmenize gerek yok, ne gerekiyorsa biz size getirip hizmetinize sunmaya hazırız. Yani yerinizden, yurdunuzdan olmayın. Yerinizi yurdunuzu terk etmeyin. Ama dediğim gibi şayet coğrafyanızda ağır bir savaş söz konusu olur, sivil alanlar bile bombalanırsa ve artık hiçbir çareniz kalmazsa o zaman burayı da kendi eviniz gibi kullanabilirsiniz”.

Burada belirtmem gereken en önemli bir durumda, onlar için yürüttüğüm önemli çalışmalardı. Onlar için uluslararası bir yasallaşma süreci başlatmaktı. Bunun için Moskova’da Putin’le, ABD’de Obama ile, Paris’te Holland ile konuştum. Hepsi de Suriye’nin dağılmaması şartıyla onayladılar. Ben de onlara: “Amacımız Suriye’yi parçalamak değil ama bu insanlar (Rojava Kürtleri) uzun yıllardır orada yaşamalarına rağmen halen bir kimlik sahibi bile değiller” dedim. Hatta bana: “Oradaki Kürtler de muhaliflerle birleşsin” dediklerinde: “Muhallifler kimlerdir, ne güçleri var” dedim.

Yani şunu anlatmaya çalışıyorum. Rojava’daki kardeşlerimiz için uluslararası bir yasallık sağlamaya çalışıyorduk ve bu gerçekleşmek üzereydi. Bunun için ben gidip Putin’le, Obama’yla, Holland’la görüşüyorum, onlar bana diyor sen bize karşı hareket ediyorsun.

Suriye devlet güçleri onların denetimindeki şehirlere geldiğinde ilk yaptıkları şey Abdullah Öcalan’ın, Beşar Esad’ın resimlerini asmak ve kendi ve Suriye parti bayraklarını veya flamalarını dalgalandırmak oldu. Peki şimdi ben bu uluslararası güçlere onların (PYD – YPG) Suriye rejimi ile hareket etmediği konusunda nasıl güvence verebilirim.

Bu temelde konuşmamın sonunda şunu söyleyebilirim:

“Bugün de geç değil, bugün de başka sloganlar atacağımıza, şehitlerimizin tertemiz canları ve kanlarını esas aldığımız sloganlar atabiliriz.”

Başkan Mesud Barzani’nin Rojava Kürdistan’ı İle ilgili değerlendirme konuşmasının canlı videosu:

https://drive.google.com/file/d/1pkPFsxgTvbe425j_6Ze0i66qMW_ASwnk/view?usp=sharing

Ondan sonraki yıllarda da ABD'nin PYD'ye bu konudaki dayatmaları sürdü.

Son yılarda ABD PYD'ye ve Rojava Kürt yönetimine desteğinin sürdürülebilmesi için kesin kes şu üç konuyu hayata geçirmesini istedi :

“1– PKK ile irtibatını kesilmesi.

2– Muhalif Kürtlerin iktidarlarına ortak etmeleri ve

3– Türkiye ile olan hududunu boşaltıp yerlerine Irak Kürdistan’ın da bulunan Roj peşmergelerin Türkiye sınır hududu boyunca yerleştirmelerine razı olmasını istedi.”

Son dakikaya kadar da ABD bunları dayattı fakat PYD bunların hiçbirine razı olmadı ve ABD'yi çileden çıkararak ABD'nin Türkiye’yi çağırıp ancak onunla PYD'yi terbiye edilebilecek kararı vermesine sebep oldu.

Bu işinin köküne inerek anlatmaya çalışalım:

Şunu kat’i olarak bilmemiz gerekir; Öcalan ve onun düşüncesi olan Apoculuğun ABD’nin Kürt planlamasında yeri yok ve olamaz da. Bu kesindir. Bunla ilgili bir olayı anlatmaya çalışayım:

Bir kaç defa daha anlatmıştım. Bir kere daha burada tekrarlayayım: Mersin’de GÖÇDER kurucu başkanıyken ve Abdullah Öcalan da daha Suriye'de iken, ABD'nin Türkiye'deki Kürt politikasının mimarı ( şu anda da ABD'de Dışişleri Bakanlığında Kürt meselesiyle ilgili üst düzeyde görevli olan) bir ABD diplomatı, (net tarihi hatırlamama rağmen takribi) 1996 – 1997 yıllarında bir tarihte beni aradılar. "Kürt sosyal sınıfının katmanların her kesiminden birer kişiyi bir araya getirebilirsen, gelip onlarla görüşmek isterim" dedi. "Olur" dedim. Mersin merkezinde bulunan “ GÖÇTÜ Lokantasında toplandık.

Uzun uzun Kürt meselesini konuşurken, mealen özet olarak (halen de çoğu sağ olan orada bulunan insanların huzurunda) aynen şöyle dedi: "Bu gelişimin sebebi, size (Türkiye de ki Kürt sorunu konusun da) ABD'nin devlet politikasını net olarak aktarmak istiyorum. Kürt sorununuzun çözümü için siz Kürtler, kendinizi sadece PKK ile sınırlandırmamanız lazım. Alternatif bir yapılanma içerisinde çalışma yapmanız gerekiyor. Çünkü şunu bilmeniz gerekir ki, ilerideki ABD'nin Kürt politikasındaki planlamasında, Öcalan ve çizgisinin (yani Apo'culuğun) yeri yok.

(Sorulan bir soru üzerine,)

Yanlış anlamayın, bu PKK’nin solculuğuyla da ilgisi yok. Gerekiyorsa Komünist partiyi de kurdururuz veya mevcut olanı da destekleriz “ dedi. Biz şaşkınlık içerisinde tekrardan nedenini sorduğumuzda; "Biz Öcalan'ın kişilik yapısını ve psikolojisini çok iyi biliyoruz. Abdullah Öcalan, ideolojik (yani Kürtlük) formasyonu zayıf biri. Öcalan önüne gelecek her türlü iş birliğine yatkın pragmatik bir kişiliğe sahiptir. Onun, Kürt hareketinin başında olması bize güven vermiyor. ABD’nin gelecek Kürt siyasi planlamasında yeri yok ve olamazda." Nitekim birkaç yıl sonra, (ABD’nin planlamacıların dışında gerçek nedeni belirtilmeden ve) Türkiye’nin hiç katkısı olmadan PKK lideri Abdullah Öcalan Suriye den çıkarıldı ve Kenya da yakalanıp Türkiye ye teslim edildi.

Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edildiği dönemde Başbakan olan Bülent Ecevit, “Amerika, Apo’yu neden (bize) verdi anlamadım” demişti.

https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/can-dundar/amerikan-salvari-1003826

ABD’nin Öcalan’ı (idam edilmemesi şartı ile) Türkiye’ye teslim etmesiyle Mesud Barzani’nin Kürtlere ulusal önder olma önü açıldı.

Sn. Mesud Barzani bu işe yeteri kadar ehliyetli ve liyakatli olmasına rağmen, Fakat maalesef, Sn. Barzani’nin çevresinde bulunan özel halkadaki kadrolar bu işe yeterlilik göstermediler. Ve böylece Kürt milleti ulusal lidersizlik krizi içerisinde bocalayıp durdular.

Gelecek yazımızda buradan devam edeceğiz İnşallah…

Okuyucuların İrtibat ve yorumlar için:

E–mailim:

[email protected]

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1378 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 11:10:12