James Jeffrey: İran’ın güçlenmesi IŞİD’in yeniden yükselişine yol açabilir
Eski ABD’li diplomat James Jeffrey, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta başarısız olması durumunda Tahran’ın bölgesel nüfuzunu artırabileceğini, bunun da Sünni Araplar arasında radikal örgütlere yönelimi güçlendirerek IŞİD’in yeniden ortaya çıkma riskini artırabileceğini belirtti.

Eski ABD’li diplomat James Jeffrey, Al Majalla dergisinde yayımlanan analizinde, İran’ın bölgesel nüfuzunu artırmasının IŞİD’in yeniden güç kazanması için uygun koşullar yaratabileceği uyarısında bulundu.
Jeffrey’ye göre, IŞİD Irak ve Suriye’de eski gücünü büyük ölçüde kaybetmiş olsa da örgütün yeniden canlanmasına zemin hazırlayabilecek koşullar varlığını koruyor. Özellikle Sünni Arapların İran ve İran destekli güçlerin kontrolüne yönelik tepkileri, radikal örgütlerin yeniden güç kazanması açısından önemli bir risk oluşturuyor.
Jeffrey, ABD ve müttefiklerinin İran’a karşı yürüttüğü savaşta başarısız olması ve Washington’un bölgedeki askeri varlığını azaltarak güvenlik rolünden çekilmesi durumunda, Tahran’ın oluşacak boşluğu doldurabileceğini belirtti. Böyle bir senaryoda İran’ın bölgesel etkisinin artmasının, Sünni Arap toplumlarında yeni bir radikalleşme dalgasını tetikleyebileceğini ifade etti.
IŞİD’in yeniden güçlenme ihtimali
Jeffrey, IŞİD’in Irak ve Suriye’de stratejik bir tehdit oluşturacak düzeyde olmadığını, ancak örgütün tamamen ortadan kalkmadığını vurguladı. ABD öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyonun faaliyetlerini sürdürdüğünü, Irak ve Suriye’deki askeri güçlerin de örgütle mücadele konusunda önemli deneyim kazandığını kaydetti.
Analizde, IŞİD’in geçmişte güç kazanmasında mezhepsel gerilimlerin ve İran’ın Irak ile Suriye’deki etkisinin önemli rol oynadığı belirtildi. Jeffrey, özellikle Irak’ta Şii hedeflere yönelik saldırıların ve Suriye’deki iç savaşın, örgütün büyümesi için elverişli bir ortam oluşturduğunu hatırlattı.
Jeffrey’ye göre, İran’ın ABD ve İsrail karşısında üstünlük sağlaması ve bölgedeki devletlerin bu nüfuzu dengeleyememesi durumunda, bazı Sünni Arap toplulukları İran destekli güçlere karşı mücadele etmek amacıyla yeniden aşırılıkçı örgütlere yönelebilir. Bu durum, IŞİD’in kendisini yeniden bir karşı güç olarak sunmasına zemin hazırlayabilir.
ABD’nin bölgedeki rolü belirleyici olabilir
Jeffrey, İran’ın bölgesel etkisini sınırlama konusunda Arap ülkeleri ve Avrupa’nın ABD’nin yerini doldurmasının zor olduğunu savundu. Türkiye’nin İran’ı kendi yakın çevresinin ötesinde sınırlama konusunda sınırlı bir isteğe sahip olduğunu, İsrail’in ise bölgedeki Arap ülkelerini ortak bir güvenlik politikası etrafında birleştirmekte zorlanabileceğini ileri sürdü.
Analizde ayrıca, ABD’nin bölgeden çekilmesi durumunda IŞİD’e karşı mücadelenin nasıl sürdürüleceğinin belirsizleşebileceği ifade edildi. Jeffrey, Washington’un geçmişte IŞİD’e karşı müdahaleye isteksiz yaklaştığını ve örgütün ABD açısından doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak değerlendirilmediğini belirtti.
Jeffrey, IŞİD’in yakın zamanda yeniden stratejik bir tehdit haline gelmesinin düşük bir ihtimal olduğunu, ancak örgütün mevcut koşullar altında taktik düzeyde saldırılar gerçekleştirme ve yeniden güç toplama kapasitesinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Analizin temel değerlendirmesine göre, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın sonucu yalnızca Tahran’ın geleceğini değil, Ortadoğu’daki güvenlik dengelerini ve IŞİD gibi radikal örgütlerin yeniden güç kazanma ihtimalini de etkileyebilir.
Son güncellenme: 11:13:40


































































































































































































