Kani Torun: Demirtaş, Ankara’da devletin en üst görevlerini hedeflediğini söyledi

Gelecek Partisi'nden ayrılarak bağımsız milletvekili olarak yoluna devam edeceğini açıklayan eski büyükelçi ve siyasetçi Kani Torun, Selahattin Demirtaş ile yaklaşık üç ay önce görüştüğünü belirterek, Demirtaş'ın kendisine “Ankara’da devletin en üst görevleri neyse benim hedefim artık bu” dediğini aktardı.

24 Ağustos 2026 - 10:26
24 Ağustos 2026 - 10:26
 0
Kani Torun: Demirtaş, Ankara’da devletin en üst görevlerini hedeflediğini söyledi

T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan, Gelecek Partisi’nin fesih kararının ardından bir süre bağımsız milletvekili olarak devam edeceğini belirten Kani Torun, Türkiye’de siyasetin yeni bir döneme girdiğini savundu. Torun, AK Parti’ye geçmeyi düşünmediğini söylerken, Kürtlerin devletle bütünleşmesi ve Kürt siyasetinin Ankara’da daha güçlü biçimde yer alması konusunda katkı sunabileceği herhangi bir role “hayır” demeyeceğini ifade etti.

Türkiye’nin eski Somali Büyükelçisi olan Torun, Somali’deki görevinden Kürt meselesine, yürütülen süreçten anayasa tartışmalarına, muhalefete yönelik operasyonlardan Selahattin Demirtaş’ın siyasi geleceğine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.

Torun, Türkiye’de birbirinden bağımsız görünen gelişmelerin aslında daha büyük bir siyasi dönüşümün parçaları olduğunu düşündüğünü belirterek, Gelecek Partisi’nin feshedilmesini de yalnızca “siyasi başarısızlık” olarak değerlendirmemek gerektiğini söyledi.

“Somali’de bir anlamda devlet kurma tecrübesi yaşadık”

Torun, Somali’de 2011-2014 yılları arasında büyükelçi olarak görev yaptığı dönemin klasik bir diplomatik misyondan çok daha farklı olduğunu anlattı.

Somali’ye gittiğinde devlet kurumlarının büyük ölçüde çökmüş olduğunu belirten Torun, Türkiye’nin ülkede yalnızca diplomatik faaliyet yürütmediğini, devlet kurumlarının yeniden işler hale gelmesine de katkı sunduğunu söyledi.

Torun, “Türkiye Cumhuriyeti’nin aslında sınır ötesinde iki tane devlet kurma tecrübesi oldu. Birisi Kıbrıs, birisi de Somali” ifadelerini kullanarak, Somali’de kabileler arasındaki çatışmaların yanı sıra El Şebab ile merkezi yönetim arasındaki sorunların çözümüne yönelik çalışmalarda da rol aldığını belirtti.

Bu dönemde Türkiye’nin Somali’deki varlığının diğer Batılı ülkelerden farklı olduğunu söyleyen Torun, yabancı heyetlerin Cumhurbaşkanı ile görüşmelerinin ardından kendisiyle de temas kurduğunu, hatta bir dönem Birleşmiş Milletler’in Somali’deki temsilcisi gibi çalıştığını ifade etti.

“El Şebab’ın silahsızlandırılması görevimiz değildi ama şartlar bizi oraya götürdü”

Torun, bir büyükelçinin normal koşullarda ev sahibi ülkedeki silahlı bir örgütün silahsızlandırılması gibi bir sürece dahil olmasının diplomatik görev tanımının dışında olduğunu belirtti.

Ancak Somali’de o dönemde arabuluculuk yapabilecek başka yabancı temsilcinin bulunmadığını savunan Torun, Somalilerin de Türkiye’den destek istediğini söyledi.

Torun, bu deneyimin kendisine çatışma çözümü konusunda önemli bir tecrübe kazandırdığını ve daha sonra Türkiye’deki Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerinde bu deneyimden yararlandığını ifade etti.

 “Türkiye’de hiçbir şeyin garantisi yok”

Çerçeve yasanın sürece dahil olan siyasetçilere kesin bir hukuki güvence sağlayıp sağlamadığı sorusuna ise Torun, Türkiye’de hiçbir şeyin garantisinin bulunmadığını söyledi.

Kürt meselesiyle ilgisinin 1980’li yıllarda Mardin’in Nusaybin ilçesinde doktor olarak görev yaptığı dönemde başladığını anlatan Torun, bölgede devlet ile toplum arasındaki gerilimin nedenlerini doğrudan gözlemlediğini ifade etti.

Torun, 2023 seçimlerinden önce Kürt meselesi ve ana dilde eğitim konusunda yaptığı açıklamalar nedeniyle kendi siyasi çevresinden de tepki gördüğünü belirtti.

“Devlet 2023’te Ortadoğu’da gelmekte olanı gördü”

Torun’a göre Türkiye’de yeni çözüm sürecinin hazırlıkları 7 Ekim 2023’ün ardından başladı.

Kamu kurumlarının Ortadoğu’da yeni bir düzenin oluşmakta olduğunu 2023’te gördüğünü savunan Torun, Türkiye’nin de bu gelişmeler karşısında kendi iç sorunlarını çözmek zorunda kaldığı kanaatinde olduğunu söyledi.

Torun, sürecin ne zaman ve hangi aşamada Abdullah Öcalan’la konuşulmaya başlandığını bilmediğini ancak devlet kurumlarının daha önce hazırlık yaptığını düşündüğünü ifade etti.

“7 Ekim, İsrail’in Ortadoğu’daki patronajını sona erdirdi”

Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerinde Torun, 7 Ekim saldırısının İsrail’in bölgedeki etkisi açısından bir kırılma yarattığını savundu.

Gazze’de yaşanan büyük yıkım ve can kayıplarına rağmen 7 Ekim’in İsrail’in bölgesel yayılmasını durdurduğunu düşündüğünü söyleyen Torun, İsrail’in Arap ülkeleri nezdindeki etkisinin gerilediği görüşünü dile getirdi.

ABD’deki siyasi gelişmelerin de İsrail’in bölgedeki hareket alanını etkileyebileceğini belirten Torun, Trump’ın ara seçimlerde başarısız olması halinde İsrail’e destek veren siyasi çevrelerin etkisinin azalabileceğini öne sürdü.

Torun, Hamas ve Hizbullah gibi silahlı yapıların etkisinin azalması, HTŞ örneğinde olduğu gibi bazı örgütlerin devlet yapısına dönüşmesi veya tasfiye edilmesi ve YPG’nin de benzer bir dönüşüme ikna edilmeye çalışılması üzerinden Ortadoğu’da devletlerin güç kazandığı yeni bir döneme girildiğini savundu.

“Silahların bırakılmasından sonra sıra Kürt meselesinin demokratik çözümüne gelecek”

Torun’a göre yürütülen sürecin ilk aşamasında temel hedef silahların bırakılması.

Türkiye’deki otoriterleşmenin tarihsel olarak silahlı çatışma ve ayrılıkçılık gerekçeleri üzerinden meşrulaştırıldığını savunan Torun, silahların devre dışı kalması halinde Kürtlerin eşit vatandaşlığı, Kürtçe ve demokratikleşme gibi konuların daha rahat tartışılabileceğini söyledi.

Torun, “Kürtlerin devlete entegre olması” ifadesini kullanırken, Kürtlerin Türkiye toplumuna zaten büyük ölçüde entegre olduğunu ancak devlet kurumlarıyla bütünleşme konusunda hâlâ sorun bulunduğunu ileri sürdü.

“Ana muhalefete yönelik operasyonlar süreci zehirliyor”

Torun, bir yandan çözüm süreci yürütülürken diğer yandan CHP ve muhalefete yönelik operasyonların devam etmesini eleştirdi.

Muhalefete yönelik operasyonların sürece zarar verdiğini daha önce Meclis’te ve televizyon programlarında da dile getirdiğini belirten Torun, bu atmosfer nedeniyle bazı milletvekillerinin aslında desteklemek istedikleri çerçeve yasaya dahi “hayır” demek zorunda kaldığını söyledi.

Torun, sürecin başarıya ulaşması için iktidarın muhalefete karşı daha yumuşak davranması ve siyasi alanı genişletmesi gerektiğini savundu.

“Yeni Parti’nin komisyona katılması için iktidarın daha kapsayıcı olması gerekiyor”

Torun, Meclis’te kurulacak komisyona muhalefet partilerinin katılımının önemli olduğunu belirterek, bunun gerçekleşebilmesi için iktidarın daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini söyledi.

Kürt siyasi hareketinin süreç başladığından bu yana destek verdiğini hatırlatan Torun, farklı siyasi kesimlerin de sürece katılmasının önünün açılması gerektiğini ifade etti.

Bununla birlikte Torun, Türkiye’de hiçbir siyasi gelişme için “bu olmaz” denilemeyeceğini belirterek, gelecekte tutuklu siyasetçilerin durumunda da değişiklik yaşanabileceği ihtimalini dışlamadı.

“AK Parti’ye geçmeyeceğim, bir süre bağımsız kalacağım”

Gelecek Partisi’nin feshi sonrasında AK Parti’ye geçeceği yönündeki iddialara da yanıt veren Torun, şu aşamada AK Parti’ye katılmayacağını ve bir süre bağımsız kalacağını söyledi.

Kendisini hâlâ muhalif olarak tanımlayan Torun, sistem değişikliği öneren bir siyasetçi olduğunu vurguladı.

Torun, AK Parti’ye yönelik eleştirilerinin tonunu düşürmesinin ise herhangi bir partiye geçme hazırlığıyla bağlantılı olmadığını, yalnızca sürecin hassasiyeti nedeniyle daha dikkatli bir dil kullandığını belirtti.

“Parlamenter sisteme dönelim, herkes yarışsın”

Torun’un siyasi sistem konusunda en dikkat çekici önerilerinden biri ise Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden parlamenter sisteme dönülmesi.

Mevcut sistemin Meclis’i zayıflattığını ve bürokrasiyi güçlendirdiğini savunan Torun, tüm partilerin katılımıyla bir anayasa masası kurulmasını önerdi.

Torun, mevcut Meclis’in anayasa değişikliğini gerçekleştirmesi ve aynı zamanda cumhurbaşkanını seçmesi gerektiğini savunarak, bu formülün siyasi tansiyonu düşürebileceğini söyledi.

Önerisinin Erdoğan’ın yeniden seçilmesine de kapı aralayabileceğini kabul eden Torun, asıl amacının kişilerin kim olacağından ziyade sistemi değiştirmek olduğunu belirtti.

Torun, önerisini şu sözlerle özetledi:

“Gelin anayasa değişikliği yapalım, sistemi değiştirelim. Halihazırda tutuklu bulunan siyasiler de serbest bırakılsın, herkes yarışsın.”

“AK Partililer kapı arkasında bu formülü konuşuyor”

Torun, bazı AK Partili milletvekillerinin parlamenter sisteme dönüş ve geçiş dönemi formülünü kapalı kapılar ardında tartıştığını ileri sürdü.

Bunun temel nedeninin, mevcut sistemde iktidar değişikliğinin sonuçlarının ağır olabileceği endişesi olduğunu savunan Torun, muhalif bir liderin mevcut cumhurbaşkanlığı yetkileriyle iktidara gelmesi halinde bugünkü uygulamaların benzerlerinin kendilerine yönelik kullanılmasından bazı AK Partililerin çekindiğini söyledi.

Torun’a göre AK Parti içerisinde muhalefete yönelik operasyonları tasvip etmeyen ancak bunu açıkça dile getiremeyen milletvekilleri de bulunuyor.

“Kürtler geleceklerini Ankara’da arayacaklar”

Torun, Kürt meselesinin geleceğine ilişkin yaklaşımını “Kürtlerin gözünü Ankara’ya dikmesi” şeklinde tanımladı.

Kürtlerin Türkiye toplumuna toplumsal olarak büyük ölçüde entegre olduğunu belirten Torun, bundan sonraki aşamanın devlet kurumlarıyla bütünleşme olduğunu savundu.

Torun’a göre Kürtlerin Ankara’da siyasetin ve devlet kurumlarının bütün kademelerinde yer almasının önü açılmalı.

“Bütün kurumlar ve pozisyonlarda görev almalarını kastediyorum” diyen Torun, silahların devre dışı kalmasının ardından Kürtlerin dışlanmasını sürdürecek gerekçelerin ortadan kalkacağını savundu.

Torun, Kürtlerin geleceğini başka başkentlerde değil Ankara’da araması gerektiğini belirterek, bunun Türkiye’nin bütünlüğü açısından da önemli olduğunu ifade etti.

“Kürtler bütün kurumlarda ve pozisyonlarda görev alabilmeli”

Torun, Kürtlerin yalnızca siyasi partiler üzerinden değil, devletin bütün kurumlarında görev alabilmesini savundu.

Geçmişte Milli Görüş geleneğinin devlet yönetiminin merkezine taşınmasının önündeki engellerin zamanla aşıldığını hatırlatan Torun, benzer biçimde Kürtlerin de devlet kurumlarında üst düzey görevler üstlenebilmesinin normalleşmesi gerektiğini söyledi.

Torun’a göre silahların bırakılması ve örgütsel yapının tasfiye edilmesiyle birlikte Kürtlerin “tehdit” olarak görülmesi anlayışı da sona ermeli.

“Demirtaş’la üç ay önce görüştüm”

Torun, söyleşinin en dikkat çekici bölümünde eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la yaptığı görüşmeyi anlattı.

Son iki yıl içinde Demirtaş’la üç kez görüştüğünü belirten Torun, son görüşmenin yaklaşık üç ay önce gerçekleştiğini söyledi.

Torun, Demirtaş’ın süreç konusunda son derece olumlu bir yaklaşım sergilediğini belirterek, kendisine şu ifadeleri kullandığını aktardı:

“Ben Ankara’da görev almak istiyorum. Ankara’da devletin üst görevleri nelerse benim hedefim bu artık.”

Torun, Demirtaş’ın Kürt siyasetinin Ankara’nın bir parçası haline gelmesini istediğini ve kendisinin de böyle bir sürecin içinde yer alabileceğini söylediğini aktardı.

“Demirtaş, Öcalan’ın ‘Demokratik Cumhuriyet’ vizyonunu en iyi aktarabilecek kişi”

Torun, Demirtaş’ın gelecekte cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı konusunda ise herhangi bir bilgisinin olmadığını söyledi.

Ancak Demirtaş’ın Kürt siyasetinin Ankara’ya yönelmesini olumlu gördüğünü belirten Torun, onun Türkiye kamuoyunda önemli bir siyasi meşruiyete sahip olduğunu savundu.

Torun, Abdullah Öcalan’ın “Demokratik Cumhuriyet” olarak tanımladığı vizyonun Türkiye toplumuna aktarılması açısından Demirtaş’ın önemli bir rol oynayabileceğini söyledi.

Öcalan ile Demirtaş arasında geçmişte bir karşıtlık bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin ise abartıldığını savunan Torun, bazı konularda farklı görüşler bulunabileceğini ancak bu karşıtlığın sürekli öne çıkarılmasının ne Öcalan’a ne Demirtaş’a ne de Kürt siyasetine fayda sağlayacağını ifade etti.

“Siyaset devletin gerisinde kalıyor”

Torun, Türkiye’de mevcut süreçte devlet ile siyaset arasında da bir ayrışma bulunduğunu düşünüyor.

“Devlet aklı” olarak nitelendirdiği bürokratik birikimin Türkiye’nin gelecek yüzyılını düşünerek hareket ettiğini savunan Torun, siyasetçilerin ise daha çok bir sonraki seçime odaklandığını belirtti.

Dışişleri, güvenlik bürokrasisi ve diğer devlet kurumlarında günlük siyasetin üzerinde düşünen bir kadronun bulunduğunu söyleyen Torun, bu nedenle siyasetin zaman zaman devletin gerisinde kaldığını ifade etti.

“Ekonomik entegrasyon bölgesel çatışmaları azaltabilir”

Torun, Türkiye’nin yalnızca Kürt meselesini çözmesinin değil, Ortadoğu’daki ülkeler arasında ekonomik ve kültürel entegrasyonun sağlanmasının da bölgesel istikrar açısından önemli olduğunu savundu.

1920’lerdeki federasyon ve konfederasyon tartışmalarının bugünün koşullarında doğrudan uygulanamayacağını belirten Torun, bunun yerine devletler arasında ekonomik, kültürel ve savunma alanlarını da kapsayan bir entegrasyon kurulabileceğini söyledi.

Somali deneyiminden örnek veren Torun, ekonomik yatırımlar arttıkça çatışan tarafların uzlaşmaya daha yatkın hale geldiğini belirterek, benzer bir modelin Ortadoğu’da da uzun vadede çatışmaları azaltabileceğini ifade etti.

“Artık Kürtleri dışlama dönemi bitmeli”

Torun’a göre yürütülen sürecin başarısı yalnızca PKK’nin silah bırakmasıyla ölçülmemeli.

Silahların devre dışı kalmasının ardından Kürtlerin eşit vatandaşlık, siyasi temsil, devlet kurumlarında görev alma ve demokratik haklar bakımından merkeze taşınması gerektiğini savunan Torun, “dışlama döneminin” sona ermesi gerektiğini söyledi.

Torun, Türkiye’nin ikinci yüzyılında güçlü bir devlet olabilmesi için toplumun herhangi bir kesiminin kendisini devlete karşı konumlandırdığı bir yapının sürdürülemeyeceğini belirtti.

Ona göre yeni dönemin temel meselesi, Kürtlerin yalnızca topluma değil, devlet kurumlarına da kendilerini ait hissetmesini sağlayacak demokratik ve siyasi zeminin oluşturulması.

“Süreç başarıya ulaşırsa demokratik çözüm gündeme gelecek”

Torun, mevcut sürecin öncelikle silahların bırakılması ve örgütsel yapının tasfiyesi aşamasından geçeceğini, ardından Kürt meselesinin demokratik çözümünün gündeme geleceğini savundu.

Sürecin küçümsenmemesi gerektiğini belirten Torun, Türkiye’nin yaklaşık bir asırdır devam eden bir sorunu çözme fırsatıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Bunun gerçekleşebilmesi için ise yalnızca devletin ve iktidarın değil, muhalefetin, Kürt siyasetinin ve toplumun farklı kesimlerinin de sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguladı.

Torun’un değerlendirmelerinde öne çıkan temel yaklaşım ise şu: Türkiye’de silahlı çatışma döneminin kapanmasıyla birlikte Kürt meselesinin yeni ekseni devletin ve siyasetin merkezinde daha fazla temsil, eşit vatandaşlık ve demokratikleşme olacak. Bu yeni dönemde Kürt siyasetinin yönünü Ankara’ya çevirmesi gerektiğini savunan Torun, Selahattin Demirtaş’ın da bu yeni siyasi hattın Türkiye toplumuna anlatılmasında önemli bir rol üstlenebileceğini düşünüyor.

 

Bu haber toplam 1581 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 11:27:27