Taşlara Kazınan Hafıza: Yas, İnkâr ve Çekilen Çileler

'' Boşaltılan köy yollarında geride bırakılan çocukluklar, sürgün yollarında yitirilen hayatlar, fırtınalı yılların ardından hep yarım kalan hikâyeler…''

20 Ağustos 2026 - 13:33
20 Ağustos 2026 - 13:33
 0
Taşlara Kazınan Hafıza: Yas, İnkâr ve Çekilen Çileler
Arşiv

Kürt coğrafyası, acının, inkârın ve yası tutulamamış kayıpların dilini en ağır biçimde öğrenmiş bir coğrafyadır. Bu topraklarda çekilen çileler; yalnızca kitabi analizlerin, siyasal stratejilerin ya da ideolojik manifestoların birer dipole dipnotu değildir. O çileler; anadili kapı eşiklerinde, okul sıralarında, mahkeme salonlarında ve cezaevi görüşlerinde boğazına düğümlenen çocukların sessiz çığlığıdır.

Anadilinin yasaklandığı, varlığının yok sayıldığı, isminin bile haritadan silinmek istendiği onlarca yıl boyunca Kürt halkı, yalnızca fiziksel bir baskıyla değil, varoluşsal bir imha politikasıyla sınandı. Bir annenin evladına kendi dilinde ninni söyleyemediği, ağıt yakarken bile çekindiği, evlatlarının mezar taşlarına kendi dillerinde isim yazamadığı bir tarihsel bagajdan bahsediyoruz.

Boşaltılan köy yollarında geride bırakılan çocukluklar, sürgün yollarında yitirilen hayatlar, fırtınalı yılların ardından hep yarım kalan hikâyeler… Bu coğrafyada doğan her çocuk, bu ağır hafızanın mirasıyla gözlerini açtı. Dolayısıyla Kürt sorunu, ideolojik masalarda soyut kavramlarla tartışılacak bir siyasal denklem değil; bizzat insan ruhuna, bedenine ve geleceğine kazınmış canlı bir yaradır.

Siyasi Vesayetlerin ve Dogmaların Ötesinde Bir Ulusal İrade

Tarihsel tecrübeler göstermiştir ki; bir halkın meşru ve haklı talepleri, başka bir düşünsel kalıbın içine hapsedildiğinde veya "genel doğrusu kendinden menkul" ideolojik projelerin erteleme listesine koyulduğunda, en büyük zararı yine o halkın kendisi görür. Sevgili Erkan Polat’ın da işaret ettiği gibi, Türkiye ve Kürt solunun bir dönem dogma haline getirdiği kalıplardan kaçarken başka bir dogmaya sığınması, esasen toplumsal ve ulusal gerçekliğin ıskalanmasına yol açmıştır.(Kürt sorunu kendi ihtiyacını doğrultusunda çözüm bulmalı ) içerik budur

Kürt halkının özgürleşme yürüyüşü, hiçbir teorik şablonun ya da dönemsel, konjonktürel taktiğin aracı yapılamayacak kadar hayati bir meseledir. Yıllarca çekilen acıların karşılığı; bir başka odağın siyasal ihtiyaçlarına göre şekillenen esnek yaklaşımlar değil, ilkeli ve net bir ulusal duruştur.

Onurlu Bir Statü: Kürt halkının statü talebi, herhangi bir iktidardan ya da siyasal odaktan dilenecek bir ayrıcalık değildir. Bu talep, kendi kaderini tayin etme hakkının, eşit yurttaşlığın ve yüzyıllık tarihsel adaletsizliğin telafi edilmesinin doğal bir gereğidir.

Anadilde Yaşam, Eğitim ve Kültür: Anadili, bir halkın ruhu, hafızası ve varoluşunun kalesidir. Bir çocuğun kendi anadiliyle dünyayı tanıması, eğitim görmesi, üretmesi ve kendi kültürüyle gurur duyması hiç kimseyle pazarlık konusu edilemez en temel insan hakkıdır.

Güvenceli ve Kalıcı Bir Barış: Siyasi aktörlerin değişen söylemleri ya da devletin dönemsel hamleleri karşısında Kürt halkının çıkarı; geçici uzlaşmalarda değil, somut, anayasal ve uluslararası standartlara dayalı kalıcı kazanımlarda aranmalıdır.

Siyasi Savrulmalara Karşı Özgürleştirici Bir Akıl

Solun veya farklı siyasi çevrelerin yaşadığı çatırdamalar, konformist rahatlıkla kurulan ittifakların dağılması ya da yaşanan öfke nöbetleri Kürt halkının meşru mücadelesini bağlamaz. Kürt halkı için asıl mesele; ideolojik şablonların, pragmatik devlet politikalarının ya da edilgen ittifak zincirlerinin ötesine geçerek kendi ulusal, demokratik ve insani çıkarlarını bağımsız bir akılla savunmaktır.

Gerçek bir toplumsal barış, adalet ve özgürlük; geçmişin tabulaşmış kalıplarına geri dönerek de kurulamaz, bir başka siyasal figürün ardına sorgusuzca takılarak da. İhtiyaç duyulan şey; Kürt halkının çektiği acıların büyüklüğüne yakışır derecede olgun, özgür, bağımsız ve öz gücüne dayanan bir siyasal iradedir.

Sonuç

Bunca acının, yasın ve bedelin içinden çıkışın tek bir yolu vardır: Tarihsel hafızayı ve birikimi diri tutarken, zihinsel ve siyasal bağımsızlığı tam anlamıyla kazanmak. Kürt halkının yüzyıllık yürüyüşü, anadilinde özgürce konuştuğu, kendi toprağında ve geleceğinde eşit bir ulus olarak söz sahibi olduğu, gencecik insanların toprağa düşmediği ve acıların yerini güvenli bir yaşama bıraktığı gün nihai amacına ulaşacaktır.

Dönemsel fırtınalar ne kadar sert koparsa kopsun, pusula hiçbir zaman değişmemelidir: Kürt halkının kendi öz gücü, haklılığı ve bir ulusa yakışır onurlu geleceği.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 13:33:37