Suriye'de 13 Sayılı Kararname: Kürtlerin Vatandaşlık Mağduriyeti Sınavı
2026 tarihli 13 sayılı kararname, 1962 Haseke nüfus sayımının yol açtığı vatandaşlık mağduriyetlerini gidermeyi amaçlasa da uygulamadaki bürokratik sorunların süreci uzattığı ve aileler arasında farklı sonuçlara yol açtığı belirtiliyor.

Suriye'de 1962 Haseke nüfus sayımı nedeniyle vatandaşlıktan mahrum bırakılan Kürtlerin hukuki statüsünün düzeltilmesine yönelik 13 sayılı kararname, uygulamadaki sorunlarla karşı karşıya.
Suriyeliler için Hakikat ve Adalet (STJ) tarafından yayımlanan raporda, kararnamenin onlarca yıllık vatandaşlık mağduriyetini sona erdirmeyi ve vatandaşlıktan mahrum bırakılan kişilerin medeni ve temel haklarını yeniden tesis etmeyi amaçladığı belirtildi. Ancak uygulamada ciddi idari ve bürokratik engeller bulunduğu ve bu durumun kararnamenin vaatlerinin hayata geçirilmesini geciktirebileceği ifade edildi.
Raporda, 2026'nın sonuna doğru sürecin başvuru kaydı, değerlendirme, nüfus kayıtlarının tamamlanması ve kimlik belgelerinin verilmesi gibi farklı aşamalara ayrıldığı, bu aşamalar arasında önemli farklılıklar bulunduğu kaydedildi.
Ailelerin başvurularında farklı uygulamalar
Haseke'nin Tirbespî bölgesinden vatandaşlığı bulunmayan Kürt Comerd Hamo, 13 sayılı kararname kapsamında başvuru yaptı. Görüşme ve parmak izi işlemlerini tamamlayan Hamo'ya fotoğrafının bulunduğu resmi bir başvuru belgesi verildi.
Ancak sekiz çocuğunun isimleri başvuruya dahil edilmedi. Çocuklarından bazılarının reşit olduğu belirtilirken, Hamo'ya çocuklarının kaydının kendi vatandaşlık işlemi tamamlandıktan ve evliliği doğrulandıktan sonra yapılabileceği söylendi.
Hamo'nun çocukları halen resmi bir belgeye sahip değil. Ellerindeki tek kayıt, eski Özerk Yönetim döneminde yerel komünler tarafından verilen belgelerden oluşuyor. Çocukların işlemlerinin ne zaman tamamlanacağı konusunda ise net bir takvim bulunmuyor.
Buna karşılık vatandaşlığı bulunmayan bir diğer Kürt Ciwan Abdo'nun başvurusunda eşi, çocukları ve torunları sürece dahil edildi. Abdo, ailesiyle birlikte Kamışlo'daki Belediye Stadı merkezine çağrıldı ve aileye ilişkin belgeler sunuldu. Belgelerin doğrulanması ve bilgilerin sisteme girilmesinin ardından başvurunun alındığını gösteren belge verildi. Ancak dosyanın halen “inceleme aşamasında” olduğu ve sürecin ne zaman tamamlanacağı konusunda bilgi verilmediği aktarıldı.
“Kimlik alamayacak” iddiası
Derik'te yaşayan vatandaşlıksız Kürt Evan Ramo ise kendisi, oğlu ve eşiyle ilgili işlemlerde çeşitli sorunlarla karşılaştığını anlattı.
Ramo, kendisinin ve oğlunun bilgilerinde hatalar bulunduğunu, oğlunun ismindeki düzeltmenin kimlik belgeleri çıkarıldıktan sonraya bırakılacağının kendilerine bildirildiğini söyledi.
Eşinin mülakat tarihinden ise başvuru sistemi üzerinden geç haberdar olduklarını belirten Ramo, Kamışlo'daki başvuru merkezine gittiklerinde kendilerine sözlü olarak eşinin “kimlik alamayacağının” söylendiğini aktardı.
Ramo'nun dosyanın yeniden incelenmesi yönündeki girişimlerinin sonuçsuz kaldığı belirtilirken, kendisinin komite hakimine yaptığı itiraz sırasında siyasi görüşüyle ilişkilendirilen bir ifadeyle karşılaştığı aktarıldı.
Uygulama mekanizması tartışılıyor
STJ'nin raporuna göre üç vaka, kararname sonrasında vatandaşlık başvurularının farklı şekillerde ilerlediğini ortaya koyuyor. Bazı ailelerin başvurulara dahil edilmediği, bazılarının tüm aile fertleriyle birlikte kayıt altına alındığı, bazı dosyalarda ise veri düzeltmeleri ve yeniden inceleme taleplerinin gündeme geldiği belirtiliyor.
Raporda, vatandaşlık işlemlerinin yalnızca başvurunun alınmasıyla sınırlı kalmaması; nüfus kayıtlarının tamamlanması, kimlik belgelerinin verilmesi ve başvuru sahiplerinin onurunun korunmasını da kapsayan bütünlüklü bir idari sürece dönüştürülmesi gerektiği vurgulanıyor.
Çalışma ayrıca 13 sayılı kararnamenin 4. maddesinin nasıl uygulandığını, başvuruların hangi aşamada bulunduğunu ve kişilerin hukuki statülerinin düzeltilmesiyle eğitim, çalışma, mülkiyet, aile birleşimi ve seyahat özgürlüğü gibi haklardan fiilen yararlanabilmeleri arasında hangi engellerin bulunduğunu inceliyor.
Raporda, 1962 nüfus sayımından kaynaklanan vatandaşlık mağduriyetlerinin yalnızca vatandaşlık verilmesiyle sona ermediği, geçmişte biriken sonuçların giderilmesi için kapsamlı bir ulusal çerçeveye ve mağdurlara yönelik etkili bir telafi mekanizmasına ihtiyaç duyulduğu savunuluyor.
Son güncellenme: 12:12:52





































































































































































































