ABD askeri varlığının Irak’tan çekilişi ve Kürtlerin gelecek sınavı

Kürtler artık güvenliklerini yalnızca dış müttefiklerden beklemeyecek. Siyasi kazanımlar sadece uluslararası desteğe dayandırılamayacak. Bağdat’la ilişkiler geçmişteki güç dengelerinin sağladığı koşullarla sürdürülemeyecek. Kürt siyasetinin kendi kurumlarını güçlendirmesi, Peşmerge’yi gerçek anlamda birleştirmesi ve KDP-KYB rekabetini Kürdistan Bölgesi’nin stratejik çıkarlarıyla uyumlu bir çerçevede yönetmesi gerekecek.

3 Ekim 2026 - 12:33
3 Ekim 2026 - 12:33
 0
ABD askeri varlığının Irak’tan çekilişi ve Kürtlerin gelecek sınavı

Washington’un Irak’tan askerî olarak çekilmesi, yalnızca Amerikan askerlerinin ülkeden ayrılması anlamına gelmiyor. Asıl mesele, 2003 sonrası Irak’ın güvenlik ve siyaset mimarisini şekillendiren güç dengesinin değişmesidir. 2024’te Washington ile Bağdat arasında varılan mutabakat doğrultusunda gerçekleşen çekilme, Irak merkezi hükümeti tarafından egemenliğin güçlenmesi ve yabancı askerî varlığın sona ermesi olarak değerlendiriliyor.

Ancak aynı gelişme Güney Kürdistan açısından farklı bir anlam taşıyor. Çünkü değişen güç dengelerinin etkisi en çok Kürdistan Bölgesi’nde hissedilecek; bölgenin güvenliği, Bağdat’la ilişkileri ve siyasi kazanımlarının geleceği yeni dönemin en önemli gündem başlıkları arasında yer alacak.

ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte yalnızca Amerikan askerleri, üsleri ve hava savunma sistemleri sahadan çıkmıyor. Aynı zamanda Bağdat ile Erbil arasındaki anlaşmazlıklarda görünür bir denge unsuru da ortadan kalkıyor.

Bağdat için mesele egemenliktir; Erbil için ise güç ve yetki paylaşımında anayasada taahhüt edilenlerin yerine getirilmesi ve kazanımların korunmasıdır.

Güney Kürdistanlı siyaset yapıcılar, ABD’nin çekilmesine ilişkin değerlendirmelerinde en sık dile getirilen risklerden birinin IŞİD’in yeniden güç kazanma ihtimali olduğunu belirtiyorlar. Ancak bu söylem, Kürt aktörlerin güvenlik algısını bütünüyle yansıtmıyor. IŞİD tehdidi görünürde temel gerekçe olarak öne çıksa da, bunun arkasında ABD’nin bölgeden çekilmesi sonrasında Bağdat’ın Kürdistan Bölgesi üzerindeki siyasi ve askerî etkisini artırabileceğine yönelik daha temel bir kaygı bulunuyor. Mevcut siyasi konjonktür nedeniyle bu endişe çoğu zaman doğrudan ifade edilmemekte, daha kabul edilebilir ve meşru bir güvenlik söylemi olan IŞİD tehdidi üzerinden dillendiriliyor.

Yani ABD’nin çekilmesiyle birlikte Bağdat’ın merkezî gücü artarken, Kürdistan Bölgesi bu güç karşısında denge kurma kapasitesini nasıl koruyacak kaygısıdır.

Çünkü son yıllarda Erbil ile Bağdat arasındaki anlaşmazlıklar yalnızca güvenlik meselelerinden ibaret değildi. Bütçe payları, memur maaşları, petrol gelirleri, Peşmerge’nin statüsü, Kürdistan’dan koparılan bölgeler ve özellikle Kerkük ve Irak federal sisteminin geleceğine ilişkin başlıklar bu sorunların temelini oluşturuyor.

ABD'nin sahadaki varlığı, söz konusu sorunları çözmedi. Ancak Washington’un varlığı, Bağdat'ın Erbil karşısında kullanabileceği güç üzerinde belirli bir sınır oluşturuyordu. ABD, Bağdat ile Erbil arasında doğrudan bir hakem olmasa da güç dengesinin bir parçası haline gelmişti.

Kürtlerin bugünkü kaygılarını anlamak için 2017'ye bakmak yeterli. Kürdistan Bölgesi'nin bağımsızlık referandumunun ardından Irak merkezi hükümeti, Haşdi Şabi ve diğer güvenlik güçlerinin de desteğiyle Kürdistan’dan koparılan “tartışmalı” bölgelerde yeniden kontrol sağladı. Kerkük başta olmak üzere bazı bölgelerin yönetimi Erbil’den Bağdat’a geçti.

Bu olay Kürt siyasi hafızasında önemli bir kırılma yarattı. Çünkü 2014–2017 döneminde IŞİD’e karşı savaş sırasında Peşmerge’nin kontrolüne geçen bölgelerin önemli bir bölümünün, uluslararası siyasi atmosferin değişmesiyle birlikte kısa sürede el değiştirebildiği görüldü.

Bugün ABD’nin çekilmesi tartışılırken Kürtlerin 2017 ve en son Rojava Kürdistanı deneyimini hatırlaması bu nedenle şaşırtıcı değil.

Sorun yalnızca “Amerika bizi korur mu?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Bir sonraki güç dengesi değişiminde Kürtlerin elde ettiği siyasi, ekonomik ve askerî kazanımların ne kadarı korunabilecek?

Irak merkezi hükümeti açısından ABD’nin çekilmesi önemli bir fırsat olarak görülüyor. Bağdat, artık güvenlik alanında “Irak’ın kendi ayakları üzerinde durması gerektiği” tezini daha güçlü biçimde savunabilir. Egemen devlet perspektifinden bakıldığında bu yaklaşım anlaşılırdır.

Irak’ın tarihi ve yakın geçmişi, merkezî otoritenin güçlenmesinin her zaman daha istikrarlı ve güvenli bir düzen üretmediğini gösteriyor. Bu bağlamda ABD’nin çekilmesiyle oluşacak yeni denklemde temel soru, Bağdat’ın merkezîleşme sürecinin İran’a yakın siyasi ve silahlı grupların etkisini artırıp artırmayacağı ve bu durumun Kürdistan Bölgesi’nin siyasi ve güvenlik konumunu nasıl etkileyeceğidir.

Kürtler açısından İran'a yakın siyasi ve silahlı yapıların varlıklarını sürdürmesi ve güçlenmesi, Bağdat'ın anayasal federalizmden daha merkezî bir modele yönelmesiyle birleştiğinde daha büyük bir tehdit ve kırılma yaratabilir. Bu nedenle Kürtlerin IŞİD vurgusunun arkasında daha geniş bir siyasi ve güvenlik hesabı bulunuyor.

ABD'nin çekilmesiyle birlikte Peşmerge'nin yapısı daha da kritik bir önem kazanıyor. KDP ve KYB’ye bağlı Peşmerge güçlerinin Peşmerge Bakanlığı İşleri komutası altında birleştirilmesine yönelik 21 Eylül’de atılan adım, bu açıdan dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Ayrıca Washington’un, Irak Anayasası'nda tanımlanan resmî güvenlik yapıları dışında faaliyet gösteren silahlı grupların tasfiye edilmesi yönündeki yaklaşımı, teorik olarak Peşmerge Bakanlığı dışındaki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı Peşmerge güçlerini de kapsayabilirdi. Nitekim bu görüş, Irak’taki çeşitli siyasi ve askerî çevreler tarafından zaman zaman dile getirildi.

Ancak söz konusu reform yalnızca askerî bir düzenleme değildir. Aslında bu girişim, Kürdistan Bölgesi’nin karşı karşıya olduğu en temel siyasi sorulardan birine cevap arayışıdır: Kürtler kendi güvenliklerini ortak ve kurumsal bir yapı üzerinden sağlayabilecek mi?

Bugüne kadar KDP ve KYB’ye bağlı Peşmerge güçlerinin ayrı komuta zincirlerine sahip olması, Kürdistan Bölgesi'nin güvenlik mimarisindeki en önemli zafiyetlerden biri olarak değerlendirildi. Bu durum yalnızca savunma kapasitesini olumsuz etkilemekle kalmadı; aynı zamanda Kürt siyasetinin Bağdat karşısında ortak bir pozisyon geliştirmesini de zorlaştırdı.

Bu nedenle Peşmerge reformu, Amerikan askerlerinin çekilmesinin ardından çok daha büyük bir anlam kazanıyor. Ancak burada kritik nokta şudur: Birleşmenin yalnızca kâğıt üzerinde değil, fiilen komuta zinciri ve karar alma mekanizmalarında da gerçekleşmesi gerekiyor.

KDP ve KYB arasındaki siyasi rekabet sürdüğü sürece, Peşmerge’nin gerçek anlamda tek bir ulusal güç hâline gelmesi kolay görünmüyor. Dolayısıyla 21 Eylül’de açıklanan birleşme kararı, bir sonuca ulaşılmış olduğunu değil, Kürtlerin önündeki uzun ve zorlu reform sürecinin başladığını gösteriyor.

Dışarıdaki güç dengeleri değişirken içerideki siyasi bölünmüşlük devam ederse, Kürtlerin pazarlık gücünü artırması kolay olmayabilir. KDP ile KYB arasındaki rekabet yalnızca parti siyasetiyle sınırlı değildir. Bu rekabet, hükümet kurma süreçlerinden güvenlik kurumlarına, Bağdat’la ilişkilerden ekonomik kaynakların paylaşımına kadar pek çok alana yansıyor.

Bu nedenle ABD’nin çekilmesi, Kürt siyasetinin karşı karşıya olduğu eski sorunları ortadan kaldırmıyor; aksine onları daha da acil hâle getiriyor.

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde ortaya dikkat çekici bir tablo çıkıyor. ABD askerî varlığı Irak’tan çekiliyor. Bağdat, egemenlik kapasitesini güçlendirmek istiyor. İran, Amerikan askerî varlığının azalmasından memnuniyet duyuyor. Türkiye ise bölgedeki güvenlik ve siyasi denklemde daha fazla söz sahibi olmayı hedefliyor. Kürtler ise başarabilirlerse güvenliklerini ve siyasi kazanımlarını giderek daha fazla kendi kurumları aracılığıyla korumak zorunda kalacaklar.

30 Eylül 2026, Kürtleri yeni bir siyasi ve güvenlik gerçekliğiyle karşı karşıya bırakıyor. Artık güvenlik yalnızca dış müttefiklerden beklenemeyecek. Siyasi kazanımlar sadece uluslararası desteğe dayandırılamayacak. Bağdat’la ilişkiler geçmişteki güç dengelerinin sağladığı koşullarla sürdürülemeyecek. Kürt siyasetinin kendi kurumlarını güçlendirmesi, Peşmerge’yi gerçek anlamda birleştirmesi ve KDP-KYB rekabetini Kürdistan Bölgesi’nin stratejik çıkarlarıyla uyumlu bir çerçevede yönetmesi gerekecek.

Bu açıdan bakıldığında ABD’nin Irak’tan çekilmesi, Kürtler için yalnızca bir kırılma noktası değil aynı zamanda bir sınavdır.
X: @cetin_ceko

 

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 491 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 13:34:14