Barış, Demokrasi ve Eşitlik Taburenin Üç Ayağı Gibidir, Biri Olmazsa Tabure Ayakları Üzerinde Duramaz ve Devrilir...

1 Eylül 2026 - 15:36
1 Eylül 2026 - 15:36
 0
Barış, Demokrasi ve Eşitlik Taburenin Üç Ayağı Gibidir, Biri Olmazsa Tabure Ayakları Üzerinde Duramaz ve Devrilir...

Japonya'nın dünyanın her yerinden çocuklardan toplanan bozuk paralar ile, savaş madalyaları ile yapıp gönderdiği ve Birleşmiş Milletler’in en önemli sembollerinden biri haline gelen üzerinde "ÇOK YAŞA MUTLAK BARIŞ" yazılı olan çan yılda iki defa çalınıyor. İlki ekinoks, yani doğanın yeniden canlanıp uyandığı gün olarak kabul edilen 21 Mart’ta, diğeri ikinci dünya savaşının yol açtığı yıkımın, başta ABD'nin kullandığı nükleer silahların yarattığı nükleer faciayı anımsatmak amacı ile, savaşlara engel olmak, barış kültürünü yerleştirmek amacı ile  21 Eylül'de Birleşmiş Milletler'de "Dünya Barış Günü" için yapılan törende çan çalıyor.

21 Eylül'de çanı çalarak kabul edilen Dünya Barış Günü Türkiye'de nedense bu gün (1 Eylül') de kutlanıyor. Barışın anlamına karşı çıkılmadıkça kutlanan gün farklı olabilir, yeter ki barışın taşıdığı anlam doğru olarak kavranabilsin....

Ancak Türkiye gibi farklı etnik ve inanç guruplarını barındıran ülkelerde sıklıkla önüne gelenin kullandığı barış, demokrasi ve eşitlik gibi kavramlar, kullananın niyetine göre anlam kazanıyor. Kullanılan kavramlar niyete göre değil taşıdığı evrensel anlamı bilerek savunmak gerekiyor....

 Örneğin köleci toplumlarda köle sahiplerinin savunduğu ve sadece kendileri için geçerli olan eşitliğin, barışın ve demokrasinin sınırlarını kendilerinin çizildiği bir düzen vardı. Bu düzende sadece köle sahipleri için eşitlik, demokrasi ve barış vardı. Ancak bu kavramlar köleler için köle kalmaktan başka farklı anlamları ifade etmiyordu. Çünkü köle sahipleri için geçerli olan eşitlik, barış ve demokrasiden  kölelere dönük en ufak bir hak dahi tanınmıyordu....

Günümüzde eşitliği ve demokrasiyi köle sahipleri gibi sadece kendileri için isteyenler olduğu gibi barışın şartını da kendi oluşturdukları  statükonun devamı olarak anlayanlar ve kabul görülmesini isteyenler var. Bu gerçeği görmeden, bu anlayışı mahkum etmeden savaşlara  engel olunamayacağı gibi barışa ve demokrasiye ulaşılamayacağını da unutmamak gerekiyor....

Eşitlik olmadan savunulan barış ve demokrasi köleci toplumda köleler için neyi ifade ediyorsa günümüzde ezilen uluslar için aynı anlamı ifade ettiği bilinmeli. Bu bilinmeden savunulan barış ve demokraside güçlüden yana taraf olmak kaçınılmazdır. ...

Her savaş sonrası galip gelenin şartlarını yenilene kabul ettirmesi ile yapılan anlaşmaya da barış deniyor. Evrensel olan ve bizlerin savunduğu barışın kalıcı olması için de öncelikle taraflar  eşit şartlarda olmalı. Eşit şartlar sağlanmadan yapılan her barış kalıcı olmadığı gibi ezilenden değil ezenden yana sonuçlanır....

Gerçekten barış ve demokrasi isteniyorsa eşitlik birlikte savunulmalı. Haklarından yoksun, asimile edilmek istenen her ulus için eşit haklar tanınmadan yapılan barış ve olması istenen  demokrasinin yaşamda karşılığı olmadığı için bir anlam ifade etmiyor.

Özellikle gününüzde, asırlardır kanın durmadığı etnik ve inanç savaşlarının devam ettiği Ortadoğu'da barışı istemek, mazlumu savunmak önemli ve erdemli bir tavırdır. Çünkü savaş özellikle çocuk ve kadınlar için acı ve yokluk demektir. Bu nedenle dahi olsa savaşa karşı çıkmak insani görev olmalı. Ancak savaşa karşı çıkarken, barışın kalıcı olması için de savaşa neden olan sorunların da ortadan kalkmasını savunmak gerekiyor. Sorunları görmezden gelirsek savaşlara istesek te engel olamayız.

Her savaş sonrası galip geldiği için kendi şartlarını kabul ettiren taraf ile, yenildiği için de öne sürüler şartları kabul etmek zorunda kalan  bir taraf vardır. Savaş sonrası bu iki taraf arasında yapılan antlaşmaya da barış deniyor. Bu anlayış ile yapılan barışlar sadece savaşa engel olmadığı gibi savaşı dünyadaki güçler dengesi değişene kadar belli bir süre öteler....

 Bizlerin istediği barış güçlü olanın kendi şartlarını dayattığı değil zayıf olanın da haklarının korunduğu barış olmalı. Birilerinin dilinden düşürmediği  "onurlu" olan barış eşitler arasında olur....

Özellikle etnik ve inanç bahanesi ile bir avuç egemenin çıkarı için dökülen kanın asırlardır akmaya devam ettiği Ortadoğu'da istenen demokrasi ve barışa ulaşabilmek için mutlaka etnik ve inançta farklı olanların hakları yoruma gerek bırakmayacak şekilde eşit bir anlayış ile savunulması gerekiyor. Bu nedenle barışı  isteyenlerin savunulması gereken öncelikle eşitlik olmalı....

Yapılan haksızlıkları görüpde dillendirmeden, mağdur olandan yana taşın altına elini koymadan, kuru kuruya, sadece vicdanını rahatlatmak için barışı istemek var olan statükonun (mevcut düzenin) dayattığı şartları kabul etmek anlamındadır. Barışın ve demokrasinin yanına yakışan, çağdaş anlam katan kelime eşitliktir. Eşitlik olmadan demokrasi ve barış savunulamaz....

Niyet ne kadar iyi olursa olsun şiddet ve baskı ile ulusal hakları elinden alınmış, "entegre" edilmek istenen bir ulusun yanında yer almadan, sorunlarına sahip çıkmadan, mücadelelerine destek vermeden, taşın altına elini koymadan, özellikle "EŞİT" olmayı savunmadan, kısaca ezilen bir ulusun kendi kaderini kendisinin tayin etme hakkını tanımadan savunulan barış ve demokrasi lafta kalır. Bu kavramları birbirinden ayırarak savunmak olmaz. Çünkü barış, demokrasi ve eşitlik taburenin üç ayağı gibidir. İçlerinden biri olmazsa diğerlerinin de uygulanması mümkün olmaz.... 

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 757 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 08:51:33