Siyasi, Ahlaki ve Vicdani Olarak Toplumsal Kirlenme Nedenleri ve "Arınma" Üzerine Birkaç Söz

Ortadoğu cehenneminin bu toprak parçası üzerinde sürdürülen yüzyıllık soykırımlar ve katliamlar trajedisinde gelinen mertebe hengamesinde, ülke içindeki toplumsal farklılıkların yaşamış oldukları hazin tabloyu yaşıyoruz. Osmanlının yıkılmasıyla, bu yıkıntı üzerinde dönemin güçlü iki emperyal devleti İngiltere ve Fransa'nın ve dönemin Sovyet yöneticilerinin yardım ve teşvikleriyle, çok kültürlü, çok etnisiteli ve çok inançlı anatolia ve Yukarı Mezopotamya topraklarında toplumsal yapı ve kültürüyle uyumlu olmayan Türk etnik temelli tek adam diktatörlüğüne dayalı sözde seküler ve modern bir devlet yapısını kurulması dayatıldı. Bu toprakların toplumsal kültür ve ruhuna aykırı olarak kurulan bu zoraki rejimin adına "Kemalizm" ve "Atatürkçülük" dendi. Çok kültürlü, çok dilli ve çok etnisiteli toplumsal farklılık gösteren yapılar üzerine giydirilen elbise, giyenlere hiç bir şekilde uyumlu olmadı. Kürtler, Ermeniler, Aleviler ve İslam dışı inançlar, 2. hatta 3. sınıf muamelelere tabi tutuldular. ve zorla Türkleşme İslamlaşmaya zorlandılar. Mağduriyet yaşayan toplumsal kesimler, diğer toplulukların desteğini almadan giriştikleri itiraz ve başkaldırıları tekçi ve ceberut rejim için paha biçilmez imkanları da beraberinde getirdi. Çünkü tekçi, inkarcı ve ceberut rejim, dağınık, dış destekten yoksun bu itiraz ve kalkışmaları kolayca bastırıp, çok rahat nefes alıyordu. Derken bu durum yüz yılı devirdi. Ama gelinen nokta vahimdi.
Peki neden vahimdi? Çünkü dünyanın muktedir güçlerinin Ortadoğu’daki jandarmalığı görevini yıllarca sürdüren bu rejime, ekonomik, siyasi ve askeri yardımı hiç esirgemediler. Mağduriyet yaşayan toplumların onurlu ve vicdan sahibi kesimleri gerek fiziksel olarak yok edilerek (Failli meçhul denilen ve kaybedilenler) gerekse cezaevine atarak çürütülmeye bırakılanlar ile geride kalanların da bu gidişata dayanamayıp mülteci durumuna düşmeleriyle sonuçlandı. Bu mağdur kesimlerin yok olmaya ve kaybolmaya başlayan torunları, ebeveynlerinin kimlikleri ile yaşamalarının yoğun dışlayıcı ve baskıcı gözetiminden kurtulmak için kendi inançsal ve etnik aidiyetlerini gizleyerek veya oto asimilasyona uğrayarak zaman içinde 2. ve 3. kuşak torunlar sistemin içinde eridiler. Büyük bir kitleye sahip Kürtlerin akıbeti de bu azınlıkların yaşadıklarından farklı bir seyir izlemedi. Tek farkları vardı. Büyük bir toprak parçası üzerinde yaşamaları ve milyonlara nüfusa sahip olmalarıydı. Ayrıca, kendi dil-kültür ve ulusal hak taleplerinden vazgeçmeyen Kürtlerin epeyce olmasıydı. Kürt gençlerinin büyük bir kesimi tekçi ve inkarcı rejimin eğitim ve kültürel tezgahından geçirilip yoğrularak asimilasyon kıvamına getirmesi rejimin yegane amaçlarından biriydi. Bu eğitimli ve meslek sahibi Kürtler, sıradan Kürtlerin dinamik bir şekilde ulusal özgürlüklerine sahip çıkmasını görmüş, rejim ile anlaşmalı bir şekilde kendi istikballeri uğruna sahip oldukları eğitimli ve meslek sahibi konumlarını bu kitlenin siyasal öncülüğüne soyunmak için izin ve destek istediler. Bu durumun günümüzde en uygun prototip örneği Öcalan-PKK ve yasal partileri olan -en son adıyla- DEM dir.
Bu eğitimli ve meslek sahibi kesimlerin (Doktor, Avukat, Mühendis, üst düzey bürokrat ve subay) Kürtlerin ulusal özgürlüğü adına Kürt siyasetinin önüne bariyer olarak yerleşmelerinin gerisine de bir bakmak lazım. Bunların meslek hayatlarına bakıldığında, -benim bir doktor olarak bildiklerim var- Örneğin, doktor olarak devletin hastanesinde çalışıp kendilerine gelen hastalara nasıl kızıp aşağıladıklarını, kendi sorumluluklarını yerine getirmeyip hastaları özel muayenelerine nasıl yönlendirdikleri biliniyor. Avukatların da, haksız yere tutuklanan kişilerin yakınları ve köyleri yakılan insanların sırtından nasıl büyük miktarlarda para kazandıkları da sır değildir. Burada elbette genelleme yapamayız. Namuslu ve dürüst doktor ve avukatları tenzih ettiğimizi açıklamış olalım. Şunu da açıklayalım. Onurlu ve ilkeli Doktorların tamamı siyasetin içine derin devletin vetosuyla karşılaştılar, veya onlar bu kirliliği gördükleri için bu sisteme dahil olmadılar.
Bu ülke rejimi son günlerde bir yol ayırımında. Devletin gerçek sahipleri gizli kapaklı bir hesaplaşmanın eşiğinde. Batılı devletlerin bu coğrafyada kendi çıkarları için uygun gördükleri Kemalist rejimin yeni dünya düzeni ve Ortadoğu’nun konjonktörel yeniden dizaynı nedeniyle bu yeni çıkar ve yapılanmanın önünde artık Kemalist rejim artıkları bir engel olarak gördüklerini ve tasfiyesine karar verildiği bir durumu şu an yaşıyoruz. Erdoğan, Trump ve batılı etkili güçlere Ortadoğu’nun yeniden dizaynında istedikleri yerde duracakları teminatını vermiş görünüyor. Ülke içinde yaşananlar bunlardan ibarettir. Bazı aymaz Kürtlerin ve Alevilerin bunun bir demokrasi ve diktatörlük arasındaki bir mücadele olarak görmeye devam etmeleri tamamen bir derealizasyon durumudur. CHP de yaşananlar, iki Kemalist kanat arasındaki rant ve iktidar savaşıdır. Otokrat rejim ise, kendi iktidarının konsolidasyonu için bu mevcut durumda Kılıçdaroğlu ekibinin güçlü olmasını u şartlarda kendi politik çıkarı için daha uygun görüyor. Özel ekibinin kazanması durumunda ülkeye demokrasi getireceği beklentisi içinde olanlar ham hayal görüyorlar. Perde arkasındaki yöneticileri de İlker Basbuğ, Önder Sav ve Mansur Yavaş gibi şoven, ırkçı ve 1930’larda kalmış bir anlayışın fikirsel dokusudur. Bunlardan demokrasi çıkmaz. Çıksa çıksa askeri vesayetin yeniden kurumsallaşması çıkar. Başta Kürtler olmak üzere mağdurların bu rant kavgasının bir tarafı olmamalıdır. Kemalist ideolojinin yegane partisi olan CHP’nin tarihe gömülmesi beraberinde yeni demokratik ve özgürlükçü arayışları ve yeniden yapılanmayı da beraberinde getirir. Bu da epeyce bir zaman gerektirir. Yüz yıldan fazla bir zaman diliminde toplumun zihnine şırınga edilmiş kötülük zehrinden toplumun arınması zaman alır. Çünkü böylesi toplumlarda empati, vicdan, hak ve hukuk karinelerinden öylesine uzaklaşılmış ki, olayları ve olguları sadece kendi dinsel-mezhepsel ve ideolojik önyargılar penceresinden toplum ve bireyler baktığı için bu şartlanmaların geçmesi için epeyce bir zamana ve kuşaklara ihtiyaç var.
Kılıçdaroğlu, Mutlak Butlan kararı ile CHP’nin başına tekrar geri geldiğinde, temiz siyasetten ve "Arınma" dan bahsetti. arınma; "Bir şeyin saflığını, temizliğini bozan kirlerden veya olumsuzluklardan kurtularak arı, duru ve temiz bir duruma gelmesi" sürecidir. Peki CHP'nin genetik kodları bu arınmayı kaldırır mı? Hayır. Otoriter ve baskıcı bir ideolojiye sahip CHP gibi bir partinin refleks kodlarında devletin kutsanması vardır. "Söz konusu devletin bekasıysa, gerisi teferruattır" diyen çağdışı ideolojik bir partiden istenen bir arınma beklenir mi? Elbette beklenmez. Belki çok iddialı bir söz ama bu konudaki inancımı burada tekrarlayalım. Siyaset, ticaret ve insani ilişkiler çürümüş ve çok yozlaşmış. Kürtlerin siyasetine bakın. En büyük oy kitlesine sahip DEM, kendi siyasi varlığını inkar etmiş, Kürtlerin ulusal haklarını 40 yıldır savaştığı Türk devletine hibe eden Öcalan'ın kuyrukçuluğu ve figüranlığına bırakmış. Neden? Çünkü bu sürecin sonunda Öcalan partinin başına devletin eliyle getirilecek ve bütün siyasi kararları kendisi verecektir. Onun için Kürtlerin sırtına çöreklenmiş bu tayfa, şimdiye kadar sahip oldukları imkan ve rantlardan mahrum kalmamak ve yeniden seçilmek için Öcalan'ın gözüne girmek için birbirleriyle yarışıyorlar. Adına Kürdistani parti ve oluşumlar peki ne yapıyorlar? Onlarda, kendi küçük gettolarında bekleyip, tabir caizse avcılar arasında yapılan mücadelede, avın gelip kendilerine sığınmasını bekliyorlar.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:40:24






























































































































































































