Kim Müdahale Ediyor, Kim Ölüme Terk Ediliyor?

Eğer Maduro bir gecede alınabiliyorsa, eğer başka coğrafyalarda “insani müdahale” mümkün olabiliyorsa, İran’ başta olmak üzere Kürdlerin Kürdistan topraklarında askeri işgal ve ölümle yönetilmesine neden müdahale edilmiyor?

7 Ocak 2026 - 11:18
7 Ocak 2026 - 11:18
 0
Kim Müdahale Ediyor, Kim Ölüme Terk Ediliyor?

Uluslararası adalet ve siyasette mesele insan hayati, hakları değildir. Mesele, kimin hayatının stratejik değer taşıdığıdır. Bugün İran’da sokaklarda öldürülenler, işkenceden geçirilenler, idam edilenler büyük oranda Kürdlerdir. Rejim muhalifi bir diğer etnisite Beluçlar’dır ve tabi diğer periferik halklarda öldürülüyor. Fakat bu gerçek neredeyse hiç tartışılmaz. Bu ölümler, dünya sisteminin gözünde katlanabilir kayıplar olarak kabul ediliyor.

O nedenle önemsenmiyor, tartışılmıyor. Savunmasız, koloni toplumlar sadece öldürülmek için öne sürülüyor. Pazarlık ise bedel ödemeyen Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi, Mücahit grupları ve İran yönetim kademelerinde etkin olan belli Azeri Türkmenler üzerinden yapılıyor. Doğu Kürdistan (Rojhilat) ve bütün yurtsever

Kürdler bu haksızlığa ortak tutum almalı, diplomasiye ağırlık vermelidir.

Türkiye ve İran, Irak ve Suriye’de yaşanan her siyasal, toplumsal ya da ekonomik krizde Kürdlerin otomatik olarak sorumlu ilan edilmesi, öldürülmesi ve hedef gösterilmesi kolonyalist bir refleks hâline gelmiş.

Hata bu durum yönetenlerin ötesinde toplumsal bir patolojiye dönüşmüş. Protestoları Kürtler başlatsa da başlatmasa da, her zaman birinci derece hedef konumundadırlar. Cihatçı çetelere karşı savaş, kazan sonra onlara entegreye zorlanmak emsalsiz bir hukuksuzluk ve adaletsizlik değil mi? ABD önderliğindeki koalisyon güçleri neden Kürdleri sömürgeci ve Katilleriyle yaşamaya zorluyor?

Kürdler neden sürekli tekçi, inkârcı ve kolonyalist rejimlerin fiilî işgali altında yaşamaya zorlanıyor? Bu onur kırıcı durum sürdürülemez. Açıktır ki, Kürd halkının maruz kaldığı bu çok yönlü baskıdan kurtuluşu yalnızca uluslararası müdahale ve kararlı bir siyasal irade ile mümkündür.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu eşiyle birlikte yarım saat içinde ülkeden çıkarabilecek bir istihbarat ve operasyon kapasitesine sahip olduğunu bizzat açıklaması dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor.

Bu örnek şunu gösterir. Demek ki, Uluslararası sistem isterse, müdahale eder. O hâlde neden İran’da müdahale yok? Neden idam edilen yüzlerce Kürd genci “iç mesele” sayılıyor? Neden ekonomik çıkarlar insan hayatından daha önemli bulunuyor? Neden Kuzey ve Doğu Kürdistan İran ve Türkiye’nin askeri işgal ve ekonomik krizle idare edilmesine sessiz kalınıyor? Neden Türkiye’nin Suriye işgali ve cihatçı terör çeteleriyle işbirliği cezalandırılmıyor? Bu çifte standarttır, ahlâkî değildir.

İran İslam Cumhuriyeti bugün derin bir ekonomik, siyasal ve meşruiyet krizindedir. Bu kriz patladığında rejim şiddete başvurur. Fakat bu şiddet gelişigüzel durdurulamaz. Herkes bilir ki, Tahran, en az maliyetle bastırabileceği savunmasız etnisiteleri, halkları hedef alır. O yüzden sokakta ölenler çoğunlukla Loristan, Bextiyar, Yaresan Kürdleri ve Beluçlardır. Bu nedenle idam sehpaları Kürd şehirlerinde kuruluyor. Bu yüzden Doğu Kürdistan fiilen askerî bir bölge olarak insanlık dışı uygulamalarla yönetiliyor.

Bu, geçici bir baskı değil; yüzyıllık bir sömürge ilişkisinin güncel biçimidir. İran ve Türkiye Cumhuriyetlerinin Kürd politikaları çelişmiyor; “İç düşman” üretmenin Bölgesel İşbirliği olarak örtüşüyorlar. Her iki kolonyalist devlet de Kürdleri iç düşman, dış güçlerin uzantısı ve bölücü olarak kodluyor. Bu söylem, yalnızca propaganda değil, öldürmenin ideolojik gerekçesidir.

Daha tehlikelisi, bölgesel istihbarat ağlarının etnik fay hatlarını bilinçli biçimde kullanmasıdır. İran’da belli Azeri Türkmen grupları Kürdlere karşı organize edenler bilinmiyor mu?

Türkiye’de bu tip provokasyonlar futbol maçlarında çokça yapıldı. Biliyoruz ki, Ezilenleri birbirine kırdırmak klasik bir sömürge yöntemidir. ABD ve Batı devletlerin yaşanan olaylara uzun zaman Sessiz kalması bir suç ortaklığıdır. Tabi Batı’nın suçu yalnızca sessiz kalmak değildir. Batı, Kürdleri yalnızca gerektiğinde hatırlayan bir politika izlemektedir.

İslamist terör çeteleri DAEŞ'e karşı savaşta Kürdler “müttefik”, devletleşme ve siyasal gelecek söz konusu olduğunda ise “fazlalık”tir. Laik, seküler ve modern Kürd siyasal dinamiklerini kolonyalist ve İslamcı yapılarla aynı denklem içine zorla yerleştirmek yalnızca politik suç değil, bilinçli bir tasfiyedir. Bu, Ortadoğu’yu Sünni–Şii ekseninde yeniden dizayn eden projelere alan açar.

İran; Kürdlerin, Beluçların, Azerilerin, Arapların, Farsların ve farklı inanç topluluklarının yaşadığı çok renkli bir coğrafyadır. Ancak bu çoğulluk, bir asırdır tekçi, teokratik ve kadınların bir nesne gibi görüldüğü gerici egemen iktidarlar tarafından bastırılmaktadır. Bu rejim, özellikle Kürd bölgelerinde: idamı, işkenceyi, askerî kuşatmayı yönetim tekniği hâline getirmiştir. O nedenle İran bir “devlet”ten çok, cezalandırma aygıtı gibi işleyen bir suç örgütüdür.

Son olarak bu makale sadece bir isyan çağrısı değil, Kürdlere uygulanmayan seçici adaletin teşhiridir. Eğer Maduro bir gecede alınabiliyorsa, eğer başka coğrafyalarda “insani müdahale” mümkün olabiliyorsa, İran’ başta olmak üzere Kürdlerin Kürdistan topraklarında askeri işgal ve ölümle yönetilmesine neden müdahale edilmiyor? Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik, öldürenlere ortak olmaktır.

[email protected]

 

 

 

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 1759 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:19:05