Bakurlunun Bakurluya Ettiği

21 Mar 2026 - 23:00
21 Mar 2026 - 23:00
 0
Bakurlunun Bakurluya Ettiği

Bakur mücadelesi ile Bakurluların kimlik mücadelesi aynı değildir. 

Bakur mücadelesi ile Bakurlunun kimlik mücadelesinin farklı olduğunu kavramak neden önemlidir, neyi bildirir, neyi korur, neye yol açar?

Bakurluların kimlik mücadelesi ‘tanınma’ ile ilgilenirken yani hak talep ederken, Bakur mücadelesi kısmi yönetim ve çağcıl sistem kurma ile ilgilenir yani kısmi iktidarı yerelde kurgular, seçmene sunar ve merkeze iletir. Bu, alternatif bir sistem kurma ve ilanı ya da paralel örgütlenme değildir. 

Her inşa mücadelesi kimliği içerir ama her kimlik mücadelesi inşacı değildir. Kimlik mücadelesi ‘istiyorum’ der, sınırı bellidir; İnşa mücadelesi ‘üretir’, nasıl sorusuna yanıt arar.. 

Bakur’un coğrafi kısmi yönetimi ‘kimlik, tarih, ekonomi, sanayileşme, işçi hakları, kentlileşme, okullulaşma, kaliteli eğitime erişim hakkı vs..’ Bakur mücadelesi alanındadır. Ancak Bakurluların kimlik mücadelesi Kürdcenin resmi dil olmasını, Newroz’un resmi tatil olmasını, sembollerin kabulü, devlet içinde ve kamusal alanda yer açmayı vd kapsar. Bu farklı iki durum bu iki alanın sınırlarının belirlenmesi şartını koşar.

Bakur mücadelesi Bakurluların kimlik mücadelesini de kapsarken, bir Bakurlunun kimlik mücadelesi sadece bu haklarla sınırlıdır.

Bu iki alan birbiriyle ilişkilidir elbette ama aynı şey değildir ve özellikle kimlik mücadelesi Bakur inşa mücadelesinin yerini tutamaz, alamaz, bunu da kapsıyor yanılsaması yaratılamaz.. Bu netlik olmadan, olmadığı için; herkes kendini “büyük bir mücadelenin parçası” sanıyorsa bu yanlıştır. Kimlik mücadelesi inşa mücadelesinin yerini tutar, eşdeğeridir, öncelidir gibi sunulması yanlıştır. 

İnsanlarımız neyi savunduğunu bilir, adıyla kabul eder ve netleşirse dürüstlük biraz daha belirginleşir. Toplum kısmi federe yönetime ilgi gösterilmezse eğer, savunucuları bu öneriyi terk etmesini bilir..

Bakur’un coğrafi kısmi statüsü yani federe yönetim modeli ile ilgiliyim. Bu, ‘kimlik mücadelesi de vermediğim, vermeyeceğim, sadece kimlik mücadelesi verenleri desteklemeyeceğim’ demek değil. 

Bakurun kısmi yönetim talebi lafla olmaz, değinmekle olmaz. ‘Bunu istiyorum’ derseniz gereklilikleri vardır. Gereklilikler yerine getirilmiyorsa gerçekte zayıf ya da güçlü kimlik mücadelesi verilmektedir ve bunun itiraf ve kabul itiraf edilmesi gerekir.. ‘Bakurluların kimlik mücadelesini veriyorum’ diyorsa biri ve bunun da gerekliğini yerine getirmiyorsa bu da yanlıştır.

-II-

Bakurlular arasında Bakur mücadelesi veren bir zümre bulunmuyor. Bu savunuyu rasyonel biçimde nesillerdir sürdüren ve devreden bir kesim de yok.

Sınırlı bir alanda kaynak yönetmek, ne yönetici ne de inşacı olmayı getirir. Bakur’da aile, aşiret ya da örgütlü yapılar sınırlı bir alanda (kendi alanında) kaynak yönetirken kendilerinin Bakur’un doğal yöneticileri olduklarını sanıyor, bunu temsilde hak ettiklerini sanıyor. Tüm Bakur’a ve toplumuna duygusal ve entelektüel bağı olmayan bu kesimler merkezden ve dünyanın diğer bölgelerinden seyredilince zavallı görünüyor olabilir..

Bakur Kültürü

Başur ve Bakur’daki ‘aynı halk, aynı ceza’ olmasına rağmen, ‘farklı örgütlenme, farklı kazanım’ iki örnek üzerinden tartışılabilir. Şeyh Abdulselam Barzani’nin idamı da ardıllarının kurumsal kazanım yani Kürdistan Bölgesel Yönetimi elde etmesinde belirleyici oldu. Şeyh Said’in ve diğerlerinin idam edilmesi ya da öldürülmesinin ardından akrabaları ve ardılları ise ailesel ve kişisel imtiyaz edindi, imtiyazı artırdı. Bu ve buna benzer diğer durumlar da, yerelde, yani yerel ölçekte, sürdürülebilir kurucu sınıf oluşmamış Bakur’u çağdışı statükosunda yani kapalı yapıda tuttu, tutuyor. Bu iki örneği; elbette, değişen ve değişik devlet yapılarını dikkate alarak veriyorum. 

Bakur’da kurucu/inşacı bir zümre/kesim pek yeşermedi, süreklilik de kazanamadı. Bakur’da sabit ve akan yerel ve merkezi kaynakların ve gelirlerin büyük kısmı aşiretler, aileler, Apocu ve diğer siyasal çevrelerde konsolidedir. Bu kesimlerin Bakurluların adli sorunlarıyla, resmi başvurularıyla, sorunlarını çözmekle vs ilgilenmesi bu kapsamdadır. Bu durumun geniş halk kesimlerindeki ahlaki, ekonomik, sosyal ve siyasal vs yansıması içler acısıdır. 

Mevcut yapılar aşiretler, aile ağları, Apocu ya da inanç ya da her bir örgütsel çevre kaynakları yönetiyor, toplumu temsil ediyor, örnek oluyor ama yeni bir sistem kurmuyor ya da iyileşme sağlamıyor. Bunun yerine, halka merkezi statükoyu kabullenmeyi, sistemi onarmayı işaret ediyor. Bu yapıların merkezle ilişkisi bölgeyi dönüştürücü değil daha çok bölgeyi merkeze uyumlu hale getirmek, bağımlılığı sürdürmektir; ekonominin, siyasal, sosyal vs alanın imtiyazlı ve hep kendine yontan ellerde tekelleşmesi bölgede merkezi statükonun yerel statükoya tercih edilmesine de neden olan etkenlerdendir; yerel statüko hem toplumun değişim talebine kapalıdır, hem de bu atmosferde aşılamamaktadır.

Bu kesimler kurucu, inşacı, onarıcı, çağcıllaştırıcı değildir (kendileri de pek değiller); merkez ile işbirliği, aracılık için temastadırlar yani inşa karşıtıdırlar.. Bu kültürel kod toplumun hemen her ailesinde çocuklara devredilmektedir ve çocuklar hayatlarının her döneminde bu kültüre bağlılığını ispat etmektedir (bu nedenle de, entelektüel üretim nadir görülmektedir). Bu kesimlerin merkezle ilişkisini yeniden düzenleme ve yereli kısmi de olsa merkez kılma gibi bir anlayışına ve yaşantısına yüzlerce yıldır pek rastlanmamıştır.

Bakur’da değerleri istismar eden, pazarlık haline getiren, sabit ve akan kaynakların elde tutulması ve artırılmasına odaklı kaskatı bir sistem geçerlidir. Apocular, kimi aileler, kimi aşiretler, kimi yerli bürokrat ya da kimi siyasal ya da inançsal örgütlü yapılar kurucu değil, içte rekabet edici, dışta dengelere odaklı kapasitedir..

Başur ile Bakur kıyaslandığında anlatılmak istenen açıklığa kavuşur. Başur’da mücadele kurumsal kazanıma dönüşmüşken, Bakur’da kişisel/ailesel/aşiretsel/örgütsel sonuçlarla indirgenmiş, sınırlanmıştır.

Bakur’da merkezle kurulan her ilişki, birkaç istisna dışında, ya yerelde imtiyaz edinme, imtiyazı koruma ve imtiyazı genişletme üzerindedir (bu da başkasının imtiyazını tamamen alma ya da zayıflatma demektir). Sonuçta yüzlerce yıldır süren ‘Bakur statükosu’; merkezi statükoyu korumak, statükonun temsilcisi, aracısı olmak, temsilcisi olmak, statükoyu bölgede sürekli üretmek içindir; arka planda olan da bunun iç rekabetidir. Bakur’un mevcut statükosunu elinde tutanların ve aşağı doğru hiyerarşinin insani ve ulusal çabalarına, hareketliliğine pek rastlamadım. 

Kaynakları elinde tutan kimi aşiretlerin ve kimi ailelerin PKK’yi fark edememesi ya da belki daha doğrusu fark etmesi de yine bu koruyucu, kurucu, inşacı olmama karakteri ile ilişkili olabilir. 

Kimlik mücadelesi özellikle Bakur dışında yerleşik Kürd toplumu için gereklidir. Asıl eksik olan şey, Bakur’da toplumu çağcıl yaklaşım ve yöntemlerle yeniden kuracak, örgütleyecek ve yönetecek “kurucu sınıf”, “inşa iradesi” eksiktir.

Bakur’da genel olarak coğrafi statü modeli ve eldesi üzerine düşünen birey, fikir, niyet, kolektif yapı, örgütlenme, kurucu sınıf yok. Var deniliyorsa emek ve kazanıma örneği görmek isterim.. 

Kimlik mücadelesi gerekli ama yeterli değildir; asıl eksik olan ise Bakur’da kurucu, sistem inşa eden bir iradenin yokluğudur. Kimlik mücadelesi tek başına kurumsal kazanım üretmez. Hak talep eden bir toplumla; anayasal düzene karşı gelmeden, demokratik yöntemlerle, uzlaşıya dayalı diyalogla sistem kurgulayan bir toplum aynı değildir; Bakur’da eksik olan hak talebi değil, kurucu iradedir.

-III-

En az dört başkenti içeren bölgesel statüko dikkate alındığında; kazanımı olmayan, kazanımı olsa da gittikçe eriyen kimliğin mücadelesinin, coğrafi statüye dönüşümün önünü açacağına pek ihtimal vermiyorum. 

Federe yönetim modeli fikrini savunma mevcut toplumsal alışkanlıklara ve güç yapılarına meydan okumak değil çağcıl model önermektir.

Bakur’a federe yönetim modelini önermek tarihsel toplumsal rızalı bir kültüre, akışa yani merkezi ve yerel statükoya meydan okumak değil yaşantı, üretim ve tüketimde çağcıl olanı önermektir. 

Kimlik mücadelesi gereklidir evet ama yeterli değildir; asıl eksik olan ise Bakur’da kurucu, sistem inşa eden bir iradenin yokluğudur.

Klasik ‘baskı var; entrika var, görünmez eller var, daha zamanı gelmedi o yüzden olmuyor’ demeyen inşacı entelektüel Bakur bireylerine sevgiyle..

Newroz pîroz be..


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 767 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 00:00:52