Kürd Milliyetçiliği ve İdeolojik Sapmalar

Kürd ulusal mücadelesinin kendi özgün zemininde, kendi toplumsal gerçekliğine uygun ve kapsayıcı bir perspektifle yürütülmesi gerektiğidir. Bu süreçte hem ideolojik hem de dinsel indirgemecilikten kaçınmak, Kürd ulusunun geleceği açısından hayati bir önem taşımaktadır.

24 Mar 2026 - 22:44
24 Mar 2026 - 22:44
 0
Kürd Milliyetçiliği ve İdeolojik Sapmalar

Kürdistan’nın kuzeyinde 1960’lı yılların sonunda ortaya çıkan Kürd ulusal hareketleri, ne yazık ki büyük ölçüde dönemin Marksist-Leninist ideolojik atmosferi içinde şekillendi. Bu durum yalnızca teorik bir etkilenme olarak kalmadı; aynı zamanda bu hareketlerin siyasal yönelimlerini, önceliklerini ve mücadele biçimlerini de belirledi. Kolonyalizm perspektifinden bakıldığında bu tablo, sömürgeleştirilmiş bir ulusun kendi özgün düşünsel zeminini kurmakta zorlanmasının ve egemen ideolojik çerçeveler içinde hareket etmek zorunda kalmasının bir örneği olarak değerlendirilebilir.

Bu süreçte özellikle Türk sol hareketleri belirleyici bir rol oynadı. Marksizm-Leninizm, bu hareketler tarafından kendi tarihsel ve ideolojik süzgeçlerinden geçirilerek yeniden yorumlandı ve çoğu zaman da tahrif edilmiş bir biçimde Kürd siyasal çevrelerine aktarıldı. Kürd ulusal kurtuluş mücadelesi yürüttüğünü iddia eden birçok yapı, bu ideolojik çerçeveyi büyük oranda sorgulamadan benimsedi. Böylece sömürgeci devletin resmî ideolojisinin dolaylı ya da dolaysız etkisi, bu kez sol ideoloji üzerinden yeniden üretildi.

Türk sol hareketleri içindeki ideolojik ayrışmalar da aynı şekilde Kürd hareketlerine yansıdı. Sovyet çizgisini benimseyen yapılar ile Maoist çizgide olanlar arasındaki bölünmeler, Kürd siyasal örgütlenmeleri içinde de karşılık buldu. Bir yanda Sovyetleri sosyalist olarak görenler, diğer yanda revizyonist ya da sosyal-emperyalist olarak tanımlayanlar arasında yaşanan tartışmalar, Kürd hareketlerinin kendi ulusal önceliklerini belirlemesini zorlaştırdı. Bu durum, Kürd siyasal hareketlerinin kendi özgün çizgilerini geliştirmesinin önünde ciddi bir engel oluşturdu.

Her ne kadar Kürd ulusal hareketleri bağımsız örgütlenmeyi ve bağımsız Kürdistan hedefini dile getirseler de, Türk resmî ideolojisi ve türevlerinin ve Marksist-Leninist ideolojinin belirleyici etkisi onların gerçek anlamda ulusal hareketler hâline gelmesini sınırlandırdı. Sınıf temelli analizler ve sınıflar arası ittifak arayışları, çoğu zaman ulusal meselenin önüne geçti. Bu çerçevede “halkların kardeşliği” ve “bütün dünya işçileri birleşin” gibi sloganlar, Kürd ulusunun kendi tarihsel ve siyasal hedeflerini ikinci plana itti. Dekolonyal bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, bu durum ulusal mücadelenin dışsal bir ideolojik çerçeve içinde anlamlandırılması ve dolayısıyla kendi öz dinamiklerinden uzaklaşması anlamına gelmektedir.

Bu ideolojik yönelimlerin sonuçları ağır oldu. Geçen yaklaşık elli yıllık süreçte Kürd ulusu büyük bedeller ödedi. 1970’li yıllarda ortaya çıkan güçlü ulusal uyanış ve milli dalga, Türk siyasal sisteminin özel önlemleri ve Marksist-Leninist ideolojik yönlendirmeler nedeniyle hedef sapmasına uğradı ve önemli ölçüde zaman kaybına yol açtı. Bu potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilememesi, kolonyal bağlamda bir tür epistemik ve siyasal sapma olarak da okunabilir.

Bugün ise Kuzey Kürdistan’da yeni bir milli uyanışın ve milliyetçi dalganın oluştuğu görülmektedir. Ancak bu yeni sürecin de benzer hatalara düşme riski bulunmaktadır. Eğer bu milli uyanış, herhangi bir ideolojinin ya da dinin belirleyici etkisi altında şekillenecek olursa, geçmişte yaşanan kayıpların tekrar etmesi kaçınılmaz olabilir. Özellikle son dönemde bu milliyetçi dalganın İslami kavramlar üzerinden ifade edilmeye başlanması, Kürdistan’ın çok dinli ve çok kimlikli yapısı açısından ciddi bir risk taşımaktadır.

Kürdistan toplumu yalnızca Müslümanlardan oluşmamaktadır. Alevi Kürdler, Ezidi Kürdler, Kakayı Kürdler, Hristiyan Kürdler ve diğer inanç grupları bu toplumsal yapının ayrılmaz parçalarıdır. Bunun yanı sıra Ermeniler, Süryaniler ve diğer gayrimüslim topluluklar da bu coğrafyanın tarihsel bileşenleridir. Bu nedenle milli bir hareketin yalnızca tek bir inanç üzerinden tanımlanması, diğer kesimlerin dışlanmış hissetmesine yol açacaktır. Bu ise ulusal ve toplumsal bütünlük açısından son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Tam da bu noktada sömürgeci güçlerin yüz yıldır Kürdleri Alevi-Sünni, Kürd-Zaza, Ezidi-Sünni, Kurmanc-Soran biçiminde bölme siyaseti amacına ulaşmış olur.

Nasıl ki geçmişte Marksist-Leninist ideoloji ve onun bugünkü devamı “Türkiyelileşme” adi altında sürdürülen kolonyal ideoloji Kürd ulusunun önceliklerini gölgeleyerek yönünü saptırdıysa, son yıllarda dini referanslar üzerinden şekillenen bir yaklaşım benzer bir sapmaya neden olabilir. Bu nedenle gelişmekte olan Kürd milliyetçi dalgasının ideolojik ve dinsel etkilerden bağımsız, yani netewperwerîya erd (toprak temelli milliyetçi) bir karakter taşıması büyük önem taşımaktadır. Bu yaklaşım, bütün inançlara eşit mesafede duran, hiçbirini dışlamayan ve Kürd ulusunun özgürlüğünü ve bağımsızlığını esas alan bir perspektifi gerektirir.

Dekolonyal bir bakış açısıyla, ulusal kurtuluş mücadelesinin temelinde Kürd ulusunun kendi öz dinamiklerine dayanması ve kendi düşünsel çerçevesini üretmesi gerekir. Bu çerçeve, Kürdlerin ulusal egemenlik merkezli siyasal statüyü önceleyerek çoğulculuğu, çok dilliliği ve çok dinliliği esas alan katılımcı bir demokrasi anlayışıyla şekillenmelidir. Aksi takdirde ister ideolojik ister dinsel temelde olsun, dışsal referanslara dayanan her yaklaşım, Kürd ulusal hareketinin yönünü saptırma riskini taşır.

Bundan sonraki süreçte Newroz’un, herhangi bir ideolojinin (Marksizm vb.) ya da herhangi bir dinsel inancın (İslam, Hristiyanlık vb.) gölgesinde kalmadan kutlanması gerekmektedir. Asırlardır süregelen bu kadim geleneğin özüne ve tarihsel anlamına sadık kalınmalı; Newroz, Kürd ve Kürdistanî değerlerin toplamını ifade eden bir bilinçle yeniden ele alınmalıdır.

Bu çerçevede Newroz, toprak temelli milliyetçiliğin ve ortak hafızanın simgesi olan Kürdistan bayrağı altında; özgürlük ve bağımsızlık meşalesi olarak anlam kazanmalıdır. Bu yaklaşım yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda Kürd ulusal birliğinin ve Kürdistan’ın bütünlüğünün inşası açısından tarihsel bir zorunluluktur.

Dolayısıyla, ideolojilerin ve dinlerin gölgesinde daraltılmış ve anlamı aşındırılmış ve önceliği olmayan Newroz anlayışından uzaklaşmak; onu yeniden özgürlüğün, bağımsızlığın ve ulusal varoluşun güçlü bir sembolü haline getirmek gerekmektedir. Bu dönüşüm, gelecekte Kürdistan için esas ve kurucu bir milli hat olacaktır.

Sonuç olarak, geçmiş deneyimlerden çıkarılacak en önemli ders, Kürd ulusal mücadelesinin kendi özgün zemininde, kendi toplumsal gerçekliğine uygun ve kapsayıcı bir perspektifle yürütülmesi gerektiğidir. Bu süreçte hem ideolojik hem de dinsel indirgemecilikten kaçınmak, Kürd ulusunun geleceği açısından hayati bir önem taşımaktadır.

 


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 614 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 23:44:41