HAK-PAR: Etkin pişmanlık yasasının güncellenmiş hali 'Çerçeve Yasa' teslimiyete hukuki bir kapıdır

İlk imzayı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin attığı ‘çerçeve yasa’ nihayet TBMM ye getirildi.
12 maddeden oluşan yasanın adı "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" dir ve amacı; PKK/KCK Örgütünün silah bırakma ve tasfiyesidir.
Hazırlanan yasa taslağında Kürt kelimesi dahi geçmiyor. Taslakta, gerek PKK açısından gerekse Kürt meselesi konusunda hiçbir olumlu, elle tutulur bir şey görülmese de, Öcalan bu yasa taslağını münasip gördü. DEM heyetine ‘Demokratik cumhuriyete sonuna kadar kapı aralanmaktadır.’ diyerek imzalamalarını emretti.
Oysa ‘çerçeve yasa’; teslimiyete hukuki bir kapı olmaktan öte bir şey değil.
Üstelik; DEM Partililerin de imzaladıkları bu yasa teklifinde PKK/KCK, terör örgütü olarak tanımlanıyor.
Bu imza, aynı zamanda yıllarca DEM'lilerin "Kürt Özgürlük Hareketi" dedikleri PKK/KCK’nin artık terör örgütü olarak kabul edildiğini de göstermesi açısından ilginç…
Şimdi, çerçeve yasa tartışılacak, oylanacak, Cumhurbaşkanı tarafından tasdik edilecek ve resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girecek.
Süresi 6 ay olacak.
Bu sürenin hemen başlayacağını düşünmeyin.
Yasanın uygulanabilmesi için Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında bir kurul ile Meclisten oluşacak bir diğer kurul süreci izleyecek, şayet bu kurullar ‘PKK/KCK terör örgütünün örgütsel varlığına son verdiğini, silahları da terk ettiğini ’tespit ederse ve raporlarsa, MGK da onaylarsa, yasa ancak ondan sonra hayata geçirilecek.
Her şey yolunda giderse ne olacak?
Yasa PKK yöneticilerini, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanları kapsamıyor.
Örgütün üst yöneticileri, silahlı eylemlere katılanlar dışında kalan PKK mensupları teslim olacak, ceza alacaklar; ama cezaları 5 ya da 10 yıl ertelenecek ve bu süre zarfında denetimde tutulacak ve bu kişiler 2 ile üç yıl da siyaset yasağına tabi olacaklar.
Hepsi bu!
Yani öyle propagandası yapıldığı gibi barışa, demokratikleşmeye, Kürt sorununun çözümüne dair bir tek laf yok.
AKP/MHP bloku başından beri bu süreci ‘Terörsüz Türkiye’ süreci olarak isimlendirdiler. Hiç bir pazarlık olmayacak, PKK tasfiye edilecek, ‘terör’ son bulacak dediler.
Oysa PKK/DEM çevresi sanki Öcalan ‘baş müzakereciymiş’, devletle pazarlık yapıyor, Kürt meselesini çözüyor, demokrasinin sınırlarını genişletiyor, onurlu barışı VE KOMİNALİTEYİ inşa ediyormuş gibi propaganda yapıyorlardı.
Dem Partililer, PKK’liler, Öcalan’ın her sözünden büyük manalar çıkaran kimi ‘akademisyen’lerin toplumda Kürt meselesi çözülecekmiş gibi fırtına estirmeleri bir kez daha boş çıktı.
Ortada ne PKK’yi de var eden Kürt meselesi var, ne ‘çözüm’ niyeti, ne onurlu barış, ne de ‘demokratik cumhuriyete’ açılan bir kapı.
Demokratik entegrasyon adı altında Kürtlerin kolektif haklarından vaz geçerek devletin resmi Kürt karşıtı politikalarına biat ettirilmesinin hedeflendiği bu süreç nasıl sonuçlanır bilinmez.
PKK'nin tasfiyesini, şayet başarıla bilinirse, çok hayırlı olacağını düşünüyor ve destekliyoruz.
Ancak Kürt meselesini ‘teröre’, PKK ye indirgeyenler, PKK tasfiye edilince de Kürt meselesinin kalmayacağını düşünenler yanıldıklarını gecikmeden göreceklerdir.
PKK ve izlediği şiddete dayalı yanlış politikalar yarattığı çok ağır bedeller bir yana, Kürt meselesinin konuşulmasını, tartışılmasını dahi engelleyen onu ‘terör’le özdeşleştiren bir etki yaptığı ortada.
Kürt meselesi üzerine çöken bu sisin, karanlığın dağılması her kesin yararınadır.
Devletin karanlık merkezlerinde üretilen Öcalan önderliğinde büyük bir ustalıkla kurgulanan PKK neredeyse 50 yıl gerçek Kürt hareketinin gelişmesini önledi. Devletin Kürdistan’ın Kürtsüzleştirme politikalarına, Misaki millici siyasetine, militarist yapısını güçlendirmesine imkan sağladı.
Silahlı mücadeleyle, bağımsız birleşik Kürdistan hedefiyle yola çıkan, on binlerce Kürdün hayatına mal olan, ardından ağır bir yıkım bırakan Öcalan ve PKK hareketi, bu gün ‘Bağımsızlık, federasyon, özerklik hatta kültüralist çözümler Kürt sosyolojisine uymuyor’ diyerek entegrasyonu hedef olarak sunmaktadır.
Kürtlerin mücadelesinin sınırı kolektif haklar değil ‘kominalite’ dediği belediyecilik olarak çizilmektedir.
Her şeye rağmen PKK nin tasfiyesinin, kurtarıcı rolüne soyundukları tüm Kürtleri memnun etmesi, eşi benzeri görülmemiş bir vakaa olarak tarihe geçecektir.
İnanıyoruz ki ;
PKK nin tasfiyesi, şiddetin ortadan kalkması Kürt meselesini daha görünür hale getirecek ve Kürtler kolektif hakları, talepleri etrafında örgütlenerek mücadeleyi yükselteceklerdir.
Kürt meselesi, meşru hakları gasp edilmiş bir milletin sorunudur ve ancak eşitlik temelinde çözüme kavuşabilir ki, bunun asgari yolu siyasi ve idari olarak federal tarzda yeniden yapılanmadan geçmektedir.
HAK-PAR başta olmak üzere pek çok Kürt hareketi ve kadroları bu hedefle mücadeleyi sürdürmektedir.
Ne asimilasyon, Ne entegrasyon, Çare Federasyon!
Düzgün KAPLAN
Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Genel Başkanı
Son güncellenme: 13:11:08



































































































































































































