Hakan Fidan: İran, kendisine arabuluculuk yapan ülkeleri bombaladı
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber özel yayınında İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını değerlendirdi

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber Özel Yayını'nda ABD ve İsrail tarafından İran'a yönelik başlatılan saldırıları değerlendirdi ve gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Körfez ülkelerinin büyük bir kısmının savaşın çıkmaması için yoğun çaba gösterdiğini belirterek, İran'ın izlediği stratejiyi eleştirdi.
Fidan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Körfez ülkelerinin savaşın çıkmaması için esas itibarıyla çok çalıştığını, buna yakından şahit olduğunu ifade ettim. Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı'nın savaşın çıkmaması için uğraştığını aktardım. Aslında İran'ın lehine olacak bir noktada faaliyet gösteriyorlardı.
"İran'ın stratejisini yanlış buluyorum"
Buna rağmen İran'ın hiçbir ayrım yapmadan arabulucu Umman'ı, Katar'ı, Kuveyt'i, Bahreyn'i, Suudi Arabistan'ı, Birleşik Arap Emirlikleri'ni ve Ürdün'ü bombalamasını "inanılmaz derecede yanlış bir strateji" olarak nitelendirdim. Bunun bölgedeki riski ciddi şekilde yükselttiğini kaydettim.
İran açısından bakıldığında da bunun son derece yanlış bir strateji olduğunu düşünüyorum. Dost ülkeler ve Türkiye'nin stratejik değerlendirmesi bakımından da İran adına yanlış bulduğumuz bir husus. Kendisi bir savaş içindeyken, bir saldırı altındayken kendisine zararı dokunmayan üslerini, bölge hava sahasını saldıran taraflara açmamış, kendinde bulunan üslerden uçakların kalkmasına izin vermemiş, bunu önceden Amerikalılara ve İsraillilere deklare etmiş ve bir nevi bir nötrlük (tarafsızlık) politikası belirlemiş, bununla da yetinmeyip savaşın durdurulması için çalışmış bu ülkelere bu türden bir taarruz; tabii ki İran'ın aslında tehdit algısının nihai kertede ne derece ciddi olduğunu gösteriyor.
"Savaşın yayılma riskinden endişeliyiz"
İran tarafından saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını kullanmaları durumunda savaşın cephesinin iki taraflı genişleyebileceğine ilişkin değerlendirmeler bulunuyor.
Bu da Türkiye için ciddi bir risk ve problem alanı. Çünkü o ülkelerle konuştuğum zaman şunu çok rahat görüyorsunuz. Yani sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor. O ülkelerin enerji altyapıları hedef alınıyor. Birtakım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Yani bunlar tabii ki belli bir noktadan sonra devam ederse, onların da sessiz kalmasını mümkün kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor.
"Yeni İran liderliği savaşı durdurmak için bir fırsat olabilir"
İran'daki yeni liderliğin savaşı durdurmak için bir fırsat olabileceğini değerlendiriyorum. Yeni liderlik şu anda geçici bir üçlü heyet tarafından yönetilmekte, yeni lider seçilene kadar bu durum devam edecek. Burada bir fırsat penceresi olabilir, iyi değerlendirilmesi gerekiyor.
İranlıların çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerinin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım. Yoksa savaşın kendisinin bizatihi uzaması, yani her türlü vereceğiniz tavizden çok daha kötü bir sonucu getiriyor.
"Türkiye olarak yoğun bir koordinasyon içerisindeyiz"
Kendimizle ilgili bütün senaryoları çok profesyonel bir şekilde, kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya yatırıyoruz. Tabii bu toplantılar sahadaki gelişmelere göre şekilleniyor. Yoğun bir koordinasyon faaliyeti içerisindeyiz.
Özellikle insani konulara ilişkin koordinasyon toplantıları yapıyoruz. Milli Savunma Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı'nın içinde bulunduğu sürekli güvenlik değerlendirmelerine yönelik toplantılar gerçekleştiriyoruz. Cumhurbaşkanı'mızı neredeyse saatlik olarak bilgilendiriyoruz. Varsa talimatlarını alıyoruz ve onaya sunulması gereken hususları arz ediyoruz.
Bu bir kriz yönetimi. Bu kriz yönetimine de devlet olarak, hükümet olarak çok alışığız, kurumsallaşmış durumdayız. Takip etme, raporlama, görüş geliştirme, senaryo geliştirme konusunda bir sıkıntımız yok.
"Bizim sınır güvenliğimiz gerçekten çok iyi durumda"
En kötü senaryo olarak bir göç dalgası ihtimalini görüyoruz. Bunun karşılanması önemli. Bu kapsamda ilgili kurumlarla sürekli görüşmeler yürütüyoruz. Bizim sınır güvenliğimiz gerçekten çok iyi durumda.
Suriye'de yaşanan olaylardan ders alarak İran sınırı boyunca son yıllarda duvarlar ördük. İran bunu birkaç defa protesto etmişti, "Niye buraya duvar örüyorsunuz?" diye serzenişleri olmuştu. Ama şimdi geldiğimiz noktada görüyoruz ki sadece terörle mücadele ve kaçakçılığı önleme amaçlı değil, Allah korusun böyle bir durumda da aldığımız sınır güvenliği tedbirlerinin ne kadar gerekli olduğunu görüyoruz.
"Savaşın etkileri İran'la sınırlı kalmıyor"
Çok kritik günlerden geçiyoruz bölgemiz adına. Son 20 yıldır bölgede büyük acılar, savaşlar yaşandı ve son yaşadığımız bu büyük savaş, İran'la olan savaş. Savaşın etkilerine baktığımız zaman İran'la sınırlı kalmıyor. Çok önceden de tahmin ettiğimiz gibi bölgenin tamamına yayılıyor.
İran'ın burada şöyle bir strateji izlediğini görüyoruz: Kendisine yönelik nihai bir saldırı değerlendirmesinde bulunduğu anda 'Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm' stratejisiyle bölgedeki diğer ülkelere, özellikle enerji altyapılarına saldırıyor. İran, bölgedeki kritik ülkelerde bulunan enerji altyapılarının dünya ekonomisi için, istikrarı için, enerji güvenliği için ne kadar önemli olduğunu biliyor. Buralara yönelik saldırılarını yapıyor. Kendisi taarruza uğradıkça baskı unsurunu buradan oluşturmaya çalışıyor.
"Saldırıların iki ana amacı var"
Savaşın ne kadar süreceği, ne olacağı meselesi tartışmalı bir konu, çeşitli değerlendirmelere açık bir konu. Burada önemli olan şu: Saldıran tarafların amaçları ne? Neyi hedefliyorlar? Burada iki tane ana amaç kümesi ortaya çıkıyor.
Birinci kümede; İran'ın sahip olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılmasıyla ilgili bir askeri profesyonel değerlendirme var. 'Bu amaca ulaşana kadar biz bu harekatı devam ettireceğiz' görüşü var. Diğer taraftan da bir rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekat perspektifi var.
Bu iki hedefe göre savaşın süresi değişir, şekli de değişir. Yayılma tarzı, oluşturacağı riskler de değişir; bu ikisi çok farklı konsept. Dolayısıyla biz şimdiden özellikle belli ülkelerle bir araya gelerek belli bir görüş oluşturup, daha kötüye gitmesini nasıl engelleriz, bununla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz.
Umalım ki Amerikalıları birincisinde sabit tutalım. Çünkü diğerine gitmek demek daha farklı senaryoların ve risklerin bölge açısından işin içine dahil olması demek.
"Ocak ayında savaşı ertelettirmeyi başardık"
Dikkatli bir dil kullanmam lazım. Çünkü çok yakından şahit olduğumuz konular var. Bunlar mesleğimiz gereği bize emanet edilmiş konular ama kamuoyunun da bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu ikisi arasındaki dengeyi tutarak gidelim.
Ocak ayında hava çok ısındı. Gerçekten bir savaş tehlikesi vardı. Bu noktada özellikle 27 Ocak günü Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump'la yaptığı görüşme tarihi bir görüşmedir. O görüşmenin detaylarına girmek istemiyorum. O günlerde Amerika bir karar verme arifesindeydi, saldırıyla alakalı.
30 Ocak'ta da biz İstanbul'da İran Dışişleri Bakanı Arakçi'yi ağırladık. Trump'la yaptığımız, Amerikalılarla yaptığımız görüşmelerde şunu gördük ki Amerikalılar çok ciddiler, bir karar baskısı altındalar. Hatta bir gece beni aradılar böyle bir şey için. Anladım ki o noktada bir sıkıntı var ocak ayı içerisinde. Cumhurbaşkanımıza konuyu arz ettik. Bir telefon görüşmesi de yaptık kendisiyle, Trump'la ayın 27'sinde.
O günler gerçekten çok karanlık anlardı. "Bu savaş çıktı, çıkacak; saldırı oldu, olacak..." Neyse, biz gittik Arakçi'yi getirdik. Arakçi 30 Ocak'ta İstanbul'daydı. Yaptığımız görüşmelerde bir formül geliştirdik. Bunu hemen Amerikalıları aradım, söyledim. Dedim ki: "Şu şartlarda bir görüşme aslında olabilir." Şimdi detayına girmek istemiyorum.
İkiye böldük görüşme konularını. Çünkü Amerikalılar 4 meseleyi aynı anda İranlılara dayatıp meseleyi çözmek istiyordu. İranlılar da bunu istemiyordu. Biz dedik ki; ikisini siz tartışın, ikisini de biz bölge ülkeleri olarak tartışalım. Böyle bir görüşme mimarisi önceden oluşturduk.
Bunu Amerikalılara anlattığımızda "Tamam" dediler. "Hemen de gelebiliriz" dediler aslında. İranlı dedi ki, "Ya ben bir gideyim bunu kendi karar mercilerimden bir geçireyim." Sonuçta İranlı gitti, kendi karar mercilerinden geçirdi, eski formata döndü.
Ama ben şunu gördüm: 1-2 gün içinde çıkması muhtemel savaş, bir müddetliğine durdurulmuştu. Hatta o sırada yapılan mülakatta da bana sorulduğunda söylemiştim; şu an itibarıyla savaş yok. En son herhalde 8-9 Şubat'ta bunu söyledim. Savaş 28 Şubat'ta daha sonra çıktı. 6 Şubat'ta bir görüşme oldu Umman'da. Daha sonra en son görüşme de 26 Şubat'ta Cenevre'de yapıldı.
"Nükleer meselede biraz daha gidilseydi arzu edilen sonuca ulaşılabilirdi"
İki tarafla da görüştüm en son 27 Şubat görüşmesinden sonra. Üç tarafla görüştüm tabii; İranlı, arabulucu ve Amerikalılar. Anladım ki konu iyiye gitmiyor.
İranlıların kafasındaki çözüm şekli ve hızıyla Amerikalıların ihtiyacı olan hız, başta bir şey vardı, aynı değildi tabii, orada bir sıkıntı vardı. Ama günün sonunda biraz daha gidilseydi nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabilirdi diye düşünüyorum.
Ama ne kadar kolay olurdu onu değerlendirmek şu anda mümkün değil. Çünkü İranlılar bir şeyleri verme karşılığında birtakım şeyleri istiyorlar. Onların verilebilirliği meselesi de ciddi bir zaman alacaktı. Amerikalılar da burada askeri yığınaktan dolayı bir zaman baskısı altında. Bir taraftan da İsrail'in muazzam bir baskısı var.
Ben şuna inanıyorum; İranlılar aslında Başkan Trump'ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup onun eline daha önceden bir şey verselerdi, İsrail'in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi. Ama olan oldu. Onlar farklı değerlendirdiler durumu ve bugün işte 28 Şubat itibarıyla da savaş başladı.
"Saldırıya uğrayan ülkeler cevap verirse savaşın cephesi genişleyebilir"
Bölge ülkelerinin, saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını kullanması durumunda, savaşın cephesinin iki taraflı genişleyeceği konusunda da bir değerlendirme var. Bu da ciddi bir bizim için risk ve problem alanı açıkçası.
Çünkü o ülkelerle konuştuğum zaman şunu çok rahat görüyorsunuz. Yani sadece Amerikan üsleri hedef alınmıyor. O ülkelerin enerji altyapıları hedef alınıyor. Birtakım sivil kuruluşlar hedef alınıyor. Yani bunlar tabii ki belli bir noktadan sonra devam ederse, onların da sessiz kalmasını mümkün kılmayacak hususlar. Burada bu yayılma riski bizi açıkçası endişelendiriyor.
"Türkiye arabulucu olabilir"
Açıkçası bizim için aktörün kim olduğu önemli değil. Arabulucu yani biz de çok rahatlıkla olabiliriz. O noktada da çeşitli şeyler geliyor. Ama öncelikle şu anda teklif edilecek hususların altını iyi doldurmamız gerekiyor. O noktada arayışlarımız var.
Yansıyan 20 görüşme var, bir de yansımayan ondan daha fazla görüşmelerim var. Çok çeşitli aktörlerle. Cumhurbaşkanımıza da arz ettiğimiz, burada nasıl bir görüş oluşturursak gerçekçi bir şekilde savaşın bu aşamasında, ki dördüncü günü bitip beşinci gününe gideceğiz, bir şeye ulaşırız, yani en azından ateşkese ulaşabiliriz, şimdi onun arayışı var.
"İsrail'i durduracak aktör Amerikadır"
Ülkelerle görüştüğümüz zaman, aktörlerle görüştüğümüz zaman, onlar da bizim fikrimizi sürekli soruyorlar ne yapmalıyız ne etmeliyiz diye. Bizim dediğimiz şu: Şu anda kötü bir durumda, bu savaştan dolayı bölge daha kötüye gitmesini engellemek için çabalar ortaya koymamız gerekiyor.
Özellikle Amerika'ya, ki bu noktada İsrail'i de durduracak aktör Amerika, Amerika'ya belli konuların çok net anlatılması gerekiyor. Bölge ülkeleri tarafından ve Avrupa ülkeleri tarafından. Çünkü olası senaryolara göre etkilenecek çaptaki ülkeler işte bu ülkeler: Körfez ülkeleri, Türkiye ve Avrupa ülkeleri.
"Bölge ülkeleriyle görüş alışverişi içindeyiz"
Bu ülkelerin hep beraber bir görüş alışverişinde olma trafiği var. Biz de tam bunun merkezindeyiz bu bütün bu görüşmelerin. Şu anda bazı fikirler oluştu açıkçası, burada detayına girmek istemiyorum. Bazı aktörlerle dün geceden itibaren bugün de yaptığımız bazı şeylerle birtakım fikirler oluşuyor.
Bunlar mümkündür ki bir reel zeminde bir yere getirilebilir. Ama benim gördüğüm şu anda başta da ifade ettiğim iki tane senaryo var: Birisinde askeri imkanların yok edilmesi İran'a ait, diğerinde rejim değişikliği. Bu hedeften hangisini tercih edeceğinize göre harekatın süresi değişecek ve çapı da değişecek. Oluşturacağı artçı riskler de değiştirecek.
"Yeni İran liderliği daha esnek tavır ortaya koyabilir"
Müzakereyi durdurmayı buradan başlatabiliriz. Belki İran'daki yeni liderlik bu noktada daha esnek bir tavır ortaya koyabilir. Ben yeni liderliğin de açıkçası savaşı durdurmak için bir fırsat olabileceğini değerlendiriyorum.
Yeni liderlik şu anda geçici bir üçlü heyet tarafından yönetilmekte karar mekanizması, yeni lider seçilene kadar. Burada bir fırsat penceresi olabilir diye düşünüyorum, iyi değerlendirilirse. İranlıların çok aşağılanmayacağı ama başkalarının da endişelerin bir noktada karşılanacağı bir denkleme gidilmesi lazım.
"İran uzun süredir savaş psikolojisinde"
İran yıllardır bir savaş psikolojisinde ve savaş ortamında. Ama kendi evinde bu türden bir saldırıya İran-Irak Savaşı'ndan sonra hiç uğramadı. Hep böyle kendisi bir yerlerde oldu vekil unsurlar üzerinden. Son bir yıldır da büyük bir taarruz altında. Ondan önce de son 6-7 yıldır da özellikle İranlı nükleer bilim adamlarına yönelik çok ciddi suikastlar vardı.
Bunları önlemede başarısız olunması ayrı bir konudur ama faillerin bulunması da en azından beklenir istihbari çalışmalarda. Bunların epey failleriyle ilgili çalışmaları da oldu. Ama o kadar yoğun bir faaliyet yoğunluğuyla karşı karşıya ki sadece İsrail değil, başka ülkelerin de İran'a yönelik çok ciddi istihbari faaliyetleri var, örtülü faaliyetleri var.
Bütün bunların aslında karşılanması, tedbir alınması onların kendi yapması gereken hususlar. Burada neyi atladılar, neyi atlamadılar o konuda spekülasyona girmek istemiyorum.(TRT Haber)
Son güncellenme: 11:06:51




































































































































































































