Irak’ta Balkanlaşma riski devam ediyor mu?
Irak’ta devlet kontrolü dışındaki silahlı gruplar, siyasi bölünmeler ve İran’ın artan etkisi ülkenin bütünlüğüne ilişkin tartışmaları gündemde tutuyor. ABD ise mevcut siyasi düzeni değiştirmek yerine silahlı grupları devlet sistemine dahil ederek İran’ın nüfuzunu sınırlamayı hedefliyor.

Irak’ın devlet kontrolü dışındaki silahlı gruplar ve siyasi bölünmeler nedeniyle parçalanma riskiyle karşı karşıya olduğu yönündeki tartışmalar sürerken, Al Majalla’da İyad el-Anbar imazasıyla yayımlanan analiz, ülkenin Balkanlar benzeri bir bölünmeye sürüklenmesinin mevcut koşullarda uzak bir ihtimal olduğunu savunuyor.
Analizde, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun 23 Eylül 2026’da New York’ta Irak Başbakanı Ali Zeydi ile yaptığı görüşmenin ardından, devlet denetimi dışındaki silahların ülkenin birliğini ve siyasi bütünlüğünü tehdit edebileceğine dikkat çektiği aktarılıyor.
Washington yönetiminin, Irak’taki silahlı grupların devlet otoritesi altına alınmasını ve İran’la bağlarının zayıflatılmasını hedeflediği belirtiliyor. Bu kapsamda, silahlarını teslim etmeyi kabul eden grupların siyasi sisteme katılmasına ve hükümette görev almasına imkân tanınması gündeme geldi.
Silahlı gruplara siyasi katılım karşılığında silahsızlanma
Analize göre, ABD’nin daha önce Irak’taki tüm silahların devlet kontrolüne alınması için belirlediği 30 Eylül tarihi, 30 Haziran 2027’ye ertelendi. Bu ertelemenin, silahlı grupların silahsızlandırılması sürecinin uzamasına yol açtığı belirtiliyor.
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi’nin, Asaib Ehl el-Hak, Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları ve İmam Ali Tugayları adlı üç silahlı grubu silahlarını bırakmaya ikna ettiği, bu adım karşılığında grupların 15 Ekim’den itibaren hükümette bakanlık görevleri üstlenmesinin öngörüldüğü ifade ediliyor. Başka bir grubun da ilke olarak silahsızlanmayı kabul ettiği aktarılıyor.
Buna karşılık, İran Devrim Muhafızları Ordusu’yla (DMO) bağlantılı olduğu belirtilen ve Irak’ın en güçlü milis yapılarından biri olarak tanımlanan Hizbullah Tugayları’nın silahsızlanmayı reddettiği kaydediliyor.
Analizde, silahlı gruplara siyasi iktidarda pay verilmesinin, güç kullanımı ve yaptırım tehdidinden daha etkili bir yöntem olarak öne çıktığı savunuluyor. Bu yaklaşımın, söz konusu grupları devlet kurumlarına dahil ederken silahlı yapıların siyasi ve ekonomik nüfuzlarını da korumalarına imkân sağlayabileceğine dikkat çekiliyor.
Irak neden Balkanlar gibi parçalanmayabilir?
Yazıda, Irak’ın parçalanma riskinin değerlendirilmesinde iç siyasi dengelerin yanı sıra dış güçlerin tutumunun da belirleyici olduğu vurgulanıyor. Devlet kurumlarının zayıflaması, yolsuzluk, mezhepsel ve etnik ayrışmalar ile devletin güç kullanma tekelini sağlayamaması, ülkenin kırılganlığını artıran temel unsurlar arasında sıralanıyor.
Bununla birlikte, Irak’taki siyasi aktörlerin mevcut sistemden ekonomik ve siyasi çıkarlar elde ettiği, bu nedenle düzenin tamamen değişmesine karşı ortak bir çıkar etrafında buluşabildiği belirtiliyor. Siyasi partiler ve silahlı gruplar arasındaki rekabete rağmen, devlet kaynaklarının paylaşımı konusunda oluşan örtük uzlaşmanın mevcut sistemin devamını sağladığı ifade ediliyor.
Analizde, ABD ve bölgedeki diğer ülkelerin de Irak’ın parçalanmasını istemediği vurgulanıyor. Washington’un önceliğinin, mevcut siyasi yapıyı tamamen ortadan kaldırmak yerine, bu yapının içindeki aktörleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek olduğu değerlendiriliyor.
Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlık referandumu hatırlatıldı
Yazıda, Irak’ın parçalanma ihtimalinin en fazla gündeme geldiği dönemlerden biri olarak 25 Eylül 2017’de Kürdistan Bölgesi’nde düzenlenen bağımsızlık referandumu gösteriliyor.
Erbil, Süleymaniye ve Duhok’un yanı sıra tartışmalı Kerkük vilayetini de kapsayan referandumda, oy kullananların yüzde 92’sinin bağımsızlık yönünde tercih yaptığı hatırlatılıyor. Ancak Bağdat yönetiminin referandumu tanımadığı ve sonuçlarını geçersiz kılmaya çalıştığı belirtiliyor.
Analize göre, bağımsızlığın önündeki en önemli engel yalnızca Irak merkezi hükümetinin itirazı değildi. ABD, Türkiye, İran ve bazı Arap ülkelerinin Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlığına karşı çıkması da sürecin sonucunu belirleyen temel faktörler arasında yer aldı.
Mevcut sistemin geleceği belirsizliğini koruyor
Analizde, 2003’ten bu yana Irak’taki siyasi sınıfın devlet ile toplum arasındaki güveni yeniden tesis edemediği, yolsuzluk ve mezhepsel siyasetin devlet kurumlarını zayıflattığı ifade ediliyor. Siyasi liderlerin, toplumsal kesimlerin hamisi gibi hareket ederek kendi iktidar alanlarını koruduğu ve reform taleplerini geri plana ittiği savunuluyor.
Yazıda, Irak’taki siyasi düzenin aşınmasına rağmen henüz sistemin yerini alabilecek güçlü ve uygulanabilir bir alternatifin ortaya çıkmadığı belirtiliyor. Bu durumun, mevcut düzenin kısa vadede devam etmesini sağlayan unsurlardan biri olduğu değerlendiriliyor.
Analizin sonuç bölümünde, Washington’un belirsiz ve potansiyel olarak şiddetli sonuçlar doğurabilecek bir sistem değişikliği yerine, birbiriyle rekabet eden siyasi ve silahlı grupların yönettiği mevcut düzeni korumayı tercih ettiği ifade ediliyor.
ABD’nin bu yaklaşımının temel hedeflerinden biri İran’ın Irak üzerindeki etkisini sınırlamak olsa da yazıya göre bunun bedeli; siyasi yönetim sorunlarının, yolsuzluğun ve devlet denetimi dışındaki silahlı yapıların varlığının kalıcılaşması olabilir.
Son güncellenme: 11:30:54




































































































































































































