Irak’ta silahsızlanma krizi: Zeydi İran, ABD ve Suudi Arabistan arasında sıkıştı
Irak hükümetinin silahlı grupları tamamen devlet otoritesi altına alma konusunda belirlediği 30 Eylül tarihi yaklaşırken, Başbakan Ali Zeydi üzerindeki iç ve dış baskılar giderek artıyor. İran, Suudi Arabistan ve ABD'den üst düzey yetkililerin art arda Bağdat'ı ziyaret etmesi, silahlı grupların silahsızlandırılması ve devlet kurumlarına entegrasyonu konusunda farklı beklentileri gündeme getiriyor.

Irak hükümetinin 30 Eylül'e kadar silahlı grupları tamamen devlet otoritesi altına alma planında süre daralırken, uygulama süreci her geçen gün daha karmaşık hale geliyor.
Son haftalarda İran, Suudi Arabistan ve ABD'den üst düzey yetkililerin peş peşe Bağdat'ı ziyaret etmesi, Irak Başbakanı Ali Zeydi'yi farklı bölgesel ve uluslararası aktörlerin talepleri arasında zor bir denge kurmaya itiyor.
Tartışmanın merkezinde, silahlı grupların silahlarını bırakıp bırakmayacağı ve Irak güvenlik güçlerine hangi koşullarda entegre edileceği bulunuyor. Bu nedenle 30 Eylül tarihi artık yalnızca bir iç güvenlik meselesi olmaktan çıkmış durumda. Süreç, Zeydi hükümetinin Washington ile Tahran ve Riyad gibi rakip bölgesel güçlerin taleplerini uzlaştırma ve aynı zamanda ülkedeki güçlü silahlı gruplarla doğrudan çatışmadan kaçınma kapasitesinin sınandığı bir sürece dönüşüyor.
Tüm taraflardan gelen baskı
Zeydi hükümeti üzerindeki bölgesel diplomatik baskı, ağustos ayında gerçekleşen üst düzey ziyaretlerle daha da yoğunlaştı.
7 Ağustos'ta Suudi Arabistan İstihbarat Başkanı Halid el-Humeydan Bağdat'ta Zeydi ile görüştü ve Irak Başbakanı'nı Suudi Arabistan'a davet etti. Daha önce planlanan ziyaret, 28 Temmuz'da Suudi Arabistan ve ABD'nin Irak'taki silahlı gruplara yönelik saldırılarının ardından iptal edilmişti. Söz konusu saldırılar, Riyad ve Washington'un Irak kaynaklı aktörlere atfettiği Suudi petrol tesislerine yönelik insansız hava aracı saldırılarına misilleme olarak gerçekleştirilmişti.
Humeydan'ın ziyaretinden yalnızca üç gün sonra, 10 Ağustos'ta İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani Bağdat'a habersiz bir ziyaret gerçekleştirdi. Kaani'nin İran destekli silahlı grup liderleriyle silahların durumu konusunda görüşmeler yaptığı bildirildi.
Ziyaretin, silahsızlandırma süreci konusunda Irak'taki silahlı gruplar arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarının açık bir çatışmaya dönüşmesini engellemeyi amaçladığı değerlendirildi.
12 Ağustos'ta ise Zeydi, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Brad Cooper'ı kabul etti. Görüşmelerde ABD'nin Irak'taki askeri varlığının geleceği ve silahların devlet kontrolü altına alınması çabalarının ele alındığı açıklandı.
19 Ağustos'ta İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da Bağdat'a geldi. Kalibaf, ziyaretini dış müdahaleden uzak, bölge ülkeleri arasında daha fazla iş birliğine dayanan "yeni bir bölgesel düzen" yönünde atılmış bir adım olarak nitelendirdi.
Irak Başbakanlık Ofisi'nden görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynağa göre ise ziyaretlerde verilen mesajlar kamuoyuna yansıdığından daha sertti.
Kaynak, Suudi İstihbarat Başkanı Humeydan'ın Bağdat'a, Irak topraklarından gerçekleştirilecek yeni saldırıların kabul edilmeyeceği ve bunun yeni bir askeri müdahaleye yol açabileceği yönünde bir mesaj ilettiğini öne sürdü.
Aynı kaynak, Cooper'ın da ABD askerlerinin tamamen çekilmesinin Irak'taki silahlı grupların tamamen silahsızlandırılması ve devlet kontrolü altına alınmasıyla bağlantılı olduğunu özel görüşmelerde açıkça ifade ettiğini belirtti.
Kaani ve Kalibaf'ın ise silahsızlandırma sürecinin aceleye getirilmemesi ve çatışmadan kaçınılması konusunda uyarılarda bulunduğu, İran'ın sürecin kademeli biçimde yönetilmesi için "yardım" teklif ettiği ileri sürüldü.
İran'ın bu yaklaşımının, Tahran destekli Haraket Hizbullah el-Nüceba, Kataib Hizbullah ve Kataib Seyyid eş-Şüheda gruplarının talepleriyle büyük ölçüde örtüştüğü bildiriliyor. Üç grup, güvenlik sektörü reformunun ABD güçlerinin Irak'tan çekilmesine paralel ve aşamalı şekilde yürütülmesini istiyor.
Kalibaf'a eşlik eden İranlı bir kaynak ise Tahran'ın bölgesel iş birliğine her zaman açık olduğunu belirterek İran'ın tüm tarafların istikrarını desteklemek amacıyla bölge ülkeleriyle koordinasyon içinde hareket etmeye hazır olduğunu söyledi.
Kaynak ayrıca İran'ın Irak'taki silahlı grupların silahlarını kendi topraklarına taşımasını teklif ettiği yönündeki Arap basınında çıkan haberleri reddetti. İran'ın "vekilleri" olmadığını savunan kaynak, Tahran'ın Irak'taki aktörlerle "müttefikler ve dostlar" temelinde ilişkiler yürüttüğünü ifade etti.
Güç kullanımı mı, ertelenmiş bir tarih mi?
Zeydi'nin İranlı, Suudi ve ABD'li yetkililerle gerçekleştirdiği görüşmeler, başbakanın giderek daha sıkışık bir denklemle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Irak'taki bazı güçlü silahlı gruplar, yabancı güçler ülkede bulunduğu sürece silahlarını korumalarının gerekli olduğunu savunuyor. Washington ise ABD askerlerinin, Amerikan personelini hedef alma kapasitesine sahip ve tamamen devlet kontrolü dışında bulunan silahlı aktörler varlığını sürdürürken Irak'tan tamamen çekilemeyeceği mesajını veriyor.
Bu durum, Zeydi hükümetini iki seçenek arasında bırakıyor. Hükümet 30 Eylül'deki silahsızlandırma takvimini güç kullanarak uygulamaya çalışırsa, devletin silah üzerindeki tekelini tesis etme konusundaki kararlılığını gösterebilir. Ancak ortaya çıkabilecek bir çatışma, tek bir silahlı grupla sınırlı kalmayarak Şii siyasi çevrelerde daha geniş gerilimlere yol açabilir.
Sürenin ertelenmesi ise farklı riskler taşıyor. Böyle bir karar, silahların devlet kontrolüne alınmasını devlet inşası gündeminin merkezine yerleştiren Zeydi'nin siyasi güvenilirliğini zedeleyebilir. Aynı zamanda Riyad ve Washington'un, saldırıları Irak topraklarından engelleme konusunda Bağdat'a duyduğu güveni daha da azaltabilir.
Öte yandan Tahran'ın da Irak'taki müttefiklerini kontrol altında tutmak için nedenleri bulunuyor. Irak'tan ABD çıkarlarına veya Washington'un bölgesel müttefiklerine yönelik yeni saldırılar düzenlenmesi, Donald Trump yönetimine ABD'nin Irak'tan çekilmesini ertelemek için yeni bir gerekçe sağlayabilir.
Entegrasyon mu, pazarlık mı?
Irak'ın önündeki üçüncü seçenek ise silahlı grupların gerçek anlamda silahsızlandırılmadan devlet kurumlarına entegre edilmesi.
Zeydi, son haftalarda güvenlik sektörü reformunun sert yönlerini yumuşatabilecek bazı yasal adımlar attı. 11 Ağustos'ta parlamentonun Savunma ve Güvenlik Komisyonu'ndan bütün silahları devlet kontrolü altına alacak bir yasa tasarısı hazırlamasını istedi. Tasarının önümüzdeki haftalarda parlamentoya sunulması bekleniyor.
Buna paralel olarak, daha önce defalarca ertelenen iki ayrı yasal düzenleme de yeniden gündeme geldi.
Bunlardan ilki, 2016 yılında Haşdi Şabi'yi Irak silahlı kuvvetlerinin parçası haline getiren yasanın güncellenmesi. Söz konusu düzenleme 2019'da parlamentoya sunulmuş, ancak defalarca ertelenmiş ve nihayet Ağustos 2025'te dönemin Başbakanı Muhammed Şiya Sudani döneminde tamamen geri çekilmişti.
İkinci düzenleme ise Haşdi Şabi komutanlarının emeklilik koşullarını yeniden belirlemeyi amaçlıyor. Sudani döneminde gündeme gelen bu girişim, Mart 2025'te Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar nedeniyle sonuçsuz kalmıştı.
Zeydi'nin bu düzenlemeleri yeniden canlandırarak, silah bırakmaya daha yatkın grupların kabul edebileceği bir hukuki çerçeve oluşturmayı ve daha dirençli gruplarla doğrudan bir hesaplaşmayı şimdilik ertelemeyi amaçladığı değerlendiriliyor.
Haşdi Şabi Başkanı Falih el-Feyyad da 21 Ağustos'ta yaptığı açıklamada, örgütün hizmet, emeklilik ve kurumsal yapısını düzenleyen değiştirilmiş bir yasa tasarısının iki hafta içinde parlamentoya ulaşacağını söyledi.
Ancak bu değişikliklerin daha önceki düzenlemelerin hangisini yeniden canlandıracağı ve İran etkisine ilişkin ABD'nin itirazlarını giderip gideremeyeceği henüz netlik kazanmış değil.
Haşdi Şabi'nin mevcut komuta yapıları, siyasi bağlılıkları ve bağımsız askeri kapasitesi devlet kurumları içinde korunursa, entegrasyon sorunu çözmek yerine kurumsallaştırabilir.
Bu nedenle müzakereye dayalı bir uzlaşma, mevcut koşullarda en olası seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor. Şii ağırlıklı silahlı yapı içerisinde konuyla ilgili görüş ayrılıklarının arttığına ilişkin haberler de böyle bir uzlaşmanın şekillenmeye başladığına işaret ediyor.
Kays el-Hazali liderliğindeki Asaib Ehl el-Hak ile Hadi el-Amiri'nin liderliğindeki Bedir Örgütü'nün, silah bırakma karşılığında bürokratik görevler ile yeniden yapılanma ve enerji projelerindeki payların güvence altına alınmasını içerebilecek bir anlaşmaya daha açık olduğu belirtiliyor.
Bu çerçevede ortaya çıkabilecek en muhtemel senaryo, kısmi bir entegrasyon süreci ve daha tartışmalı silahsızlandırma konularının belirsiz bir tarihe ertelenmesi veya kademeli biçimde uygulanması olabilir. Böylece hükümet, siyasi bir geri adım yerine sürecin teknik ve hukuki nedenlerle yavaşladığını savunabilir.
Sonuç olarak, 30 Eylül tarihinin Irak'ta silahlı grupların entegrasyonunun sona ereceği bir tarih olmaktan ziyade, sürecin yeni bir aşamasını işaret etmesi giderek daha olası görünüyor.
Ancak bir tarihi ertelemek, sorunun temelindeki ikilemi çözmek anlamına gelmiyor. Zeydi hükümeti açısından asıl sınav, belirli bir tarihe kadar silahları toplamak değil; bu silahların yeniden çatışmaya yol açmasını engellerken devletin silah üzerindeki tekelini tesis edebilmek olacak.
Son güncellenme: 14:08:02





































































































































































































