Kurdiana Düğümü

Kitap adını, Büyük İskender’e (MÖ: 356-323) atfedilen ‘Gordion Düğümü’ anlatısından almaktadır. ‘Gordion Düğümü’ büyük, zor işlerin kaba kuvvetle çözülmesi anlamına gelmektedir. Yazar Yüksel Avşar, Kürd sorununun büyük bir sorun olduğunu, barış ortamında çözülmesi gerektiğini dillendirmektedir.

10.07.2024, Çar - 09:13 [ Güncellenme: 12.07.2024, Cum - 17:30 ]

Kurdiana Düğümü
Haberi Paylaş

Yüksel Avşar’ın Kurdiana Düğümü isimli kitabı yayımlandı.

Yüksel Avşar, Kurdiana Düğümü, Doz Yayınları, Aralık 2023 328 s. Kitapta iyi düzenlenmiş fotoğraf albümü de var.

Kitap adını, Büyük İskender’e (MÖ:  356-323) atfedilen ‘Gordion Düğümü’ anlatısından almaktadır. ‘Gordion Düğümü’ büyük, zor işlerin kaba kuvvetle çözülmesi anlamına gelmektedir. Yazar Yüksel Avşar, Kürd sorununun büyük bir sorun olduğunu, barış ortamında çözülmesi gerektiğini dillendirmektedir.

                                                          ***

Yüksel Avşar’ın Kurdiana Düğümü başlıklı anılar kitabı biyografik bir romandır. Kurdiana Düğümükitabı zihnimdeki bazı düşünceleri ve duyguları canlandırdı. Bu yazıda bunları belirtmeye çalışacağım.

Yüksel Avşar, kitabının 143. sahifesinde,  183-187 sahifeleri arasında  Türkiye İşçi Partisi, TİP’ten, kongrelerden, seçimlerden söz ediyor. TİP 1965 seçimlerinde  TBMM’ne  15 milletvekili göndermişti. Bunlardan biri de Adil Kurtel’di. Adil Kurtel Kars’tan seçilen bir milletvekiliydi. Kendisini Ankara’dan tanırdım. 1968 yaz aylarında Ardahan’da  yüz yüze görüşme fırsatımız da oldu.

O dönemler Kars TİP İl Başkanı Hayati Tuncer’di. Hayati Tuncer Kars’ta kuru temizleme atelyesi çalıştırıyordu. Kemal Kaya TİP Ardahan ilçe balkanıydı. Emil Birol TİP Sarıkamış ilçe başkanıydı. Kazım Avşar, Fevzi Açıkgöz gibi arkadaşlar Kars TİP İl yönetimindeydi. 1959’da gündeme gelen 49’lar Davası’nın sanıklarından biri de   Fevzi Avşar’dı. Kitaptan, Fevzi Avşar’ın Yüksel Avşar’ın amcası olduğunu öğreniyoruz. (s.269)

12 Mart Rejimi’nde, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Tutukevi’nde   bu arkadaşlarla beraberdik.  O dönem, Diyarbakır Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’nde iki önemli dava dosyası vardı. Devrimci Doğu Kültür Ocakları dava dosyası, Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi   dava dosyası. Erzurum-Kars Dev-Genç davası da Diyarbakır’daki bu  Askeri mahkemede görülmüştü. Ayrıca, çeşitle iddialarla birer ikişer yargılanan arkadaşlar da vardı. Silah kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili davalar da vardı. Ben kitaplarımdan, yazılarımdan, derslerde anlatıla konulardan, sınavlarda sorulan sorulardan  yargılanıyordum.

                                                                    ***

1968 yılı yaz aylarında  Haziran’dan itibaren sınır kasabalarında incelemeler yapmıştık. Biri ben, iki öğrenci arkadaş, Ahmet Aras ve Cavit Göktürk, üç kişilik bir grubumuz vardı. O zamanlar Atatürk  Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Sosyoloji asistanıydım. Kilis, Akçakale, Cizre, Şemdinli, Başkale, Doğu Beyazıt gibi sınır kasabalarında  çalışmalar yapmıştık. Son uğrayacağımız sınır kasabası Posof’tu.

Posof’a gidebilmek için önce Ardahan’a geldik. Ardahan’a Hanak üzerinden gidiyorduk. Hanak’a varmadan Doğuda, Ermenistan sınırına yakın bir yerde Cilavuz Köy Enstitüsü ardı. Cılavuz Köy Entitüsü 1947-1948 yıllarında  da kapatılmış, Öğretmen Okulu olarak varlığını sürdürüyordu. Ardahan’a gelemeden bu okula da uğramıştık.  Xoçuvan taraflarında da dolaşmıştık.

Bu seyahatleri, incelemeleri çok zor koşullarda yürütüyorduk. MİT bizleri adım adım izliyordu, engellemeler yapıyordu. Mardin’de soru kağıtlarımız otelde çalınmıştı. Şehirler arası yolcu taşıyan otobüsleri, dolmuşları kullanıyorduk. Onlar da ancak otobüs veya dolmuşlar, yolcuyla dolduğu zaman  hareket ediyorlardı.

Ardahan Kaymakamı Posof’a gitmemize engel oldu. Bizi muzur insanlar olarak telakki ediyordu. ‘Kilis’de, Akçakale’de, Cizre’de, Şemdinli’de, Başkale’de, Doğu Beyazıt’ da gezdikleri her yerde Kürdlerle ilgili bilgileri toplamışlar, Posof’da bu bilgileri Komünist Ruslara satacaklar…’ şeklinde konuşuyordu. Bizim kendisini valiliğe şikayet etmemizi istiyordu.  Böyle muzur insanlar, beni valiliğe şikayet ederlerse, benim valilikteki itibarım yükselir’ diye düşünüyordu. Ardahan, o zamanlar, Kars’a bağlı bir ilçeydi.

Böyle bir zamanda Milletvekili Adil Kurtel’le karşılaştık. Adil Kurtel Posof’a gitmemiz için çok çaba gösterdi.  Ama başarılı olamadık. Kaymakamlık araç sahiplerini bizi Posof’a  götürmemeleri yönünde uyarmıştı.

Ben 1962 Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunuyum. Bu kaymakamı öğrenciliğinden hatırlıyorum. O da SBF’de öğrenciydi benden 3-4 yıl sonraki öğrenci. Siverekli bir Kürd’dü.

                                                                   ***

Kars’ta, Ardahan’a gitmeden önce vali ile de görüşmüştüm. Vali arkadaşlarımı kabul etmemiş, sadece benimle görüşmüştü. Beni çok asık suratla karşılamıştı. Emreder gibi bir konuşma yapıyordu. Valiye araştırmalarımız hakkında bilgi vermiştim. Bana ‘Buralar hassas bölgeler, neden bu hassas bölgede dolaşıp halkı huzursuz ediyorsunuz, araştırmalarınızı  batı illerinde yapın’ demişti.

Valiyi tanımıştım. İskilip’te 1950’lerin ortalarında, 1952, 1953, 1954, 1955 yıllarında,  kaymakamlık yapmıştı. O dönemde Ortaokul’da Fransızca öğretmeni yoktu. Öğretmen olarak bu kaymakam derse giriyordu. Bunu da kendisine hatırlattım. Bu anlatımdan hiç etkilenmediği kanısındayım. Asık suratlı pozunda, tutumunda  hiçbir  değişiklik olmamıştı.

                                                      ***

Ağustos sıcağında şehirler arası yolcu taşıyan bir otobüsle Ardahan’dan  Kars’a dönüyorduk.  1968 Ağustos’un sonlarıydı. Öğle vaktiydi. Radyo, Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgal ettiğine dair haberler veriyordu. 500 bin Sovyet askerinin, binlerce tankın Çekoslovakya’yı işgal etiğini,  Alexander Dubçek’i, öbür yöneticileri tutukladığını, Moskova’ya götürdüğünü  anlatıyordu.

Sovyetler Birliği’nin, Varşova Paktı’nın Çekoslovakya’yı işgali, TİP’de sosyalizm tartışması başlatmıştı. Mehmet Ali Aybar ‘güler yüzlü sosyalizm’den söz ediyordu. ABA Grubu (Aren-Boran-Altan), (Sadun Aren-Behice Boran-Çetin Altan) Sovyetler Birliği sistemine yakın bir sosyalizmi savunuyorlardı. Yüksel Avşar  Kurdiana Düğümi isimli kitabında  bu süreçten de söz ediyor. (s. 183 vd. )

                                                       ***

Yüksel Avşar kitabında  (s. 57-69) Devrimce Doğu Kültür Ocakları’ndan ve  12 Rejimi döneminde, Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde  görülen DDKO Davasından söz ediyor. Bu konuda kısaca şunlar söylenebilir:

Askeri savcılar DDKO iddianamesinde  Kürd diye bir halk, Kürdçe diye bir dil olmadığını iddia ediyordu. Askeri savcılar o dönem yargılanan herkesin iddianamesinde böyle paragraflara yer veriyorlardı.  Örneğin Türkiye’de Kürdistan Demokrat Partisi iddianamesi’nde de bu paragraflar vardı.  DDKO davasında  bir grup arkadaş   bu iddialara karşı  ‘İddianameye Cevap’ başlığı ile 167 sahifelik bir dilekçe hazırladılar. Bu dilekçeyi mahkeme de okumak istiyorlardı. Mahkeme dilekçeyi almış, dosyaya koymuş fakat mahkeme huzurunda okunmasını istemiyordu. Arkadaşlar çok kararlı bir mücadele yürüterek dilekçelerini mahkeme  huzurunda  okudular. Bu Kürdleri, Kürdçe’yi savunan, bu konu ilgili devlet politikalarını eleştiren bir dilekçeydi.

Bu dilekçenin altında altı arkadaşın  imzası vardı: İbrahim Güçlü, Mümtaz Kotan, Yümni Budak, Ali Beyköylü,  Nezir Şemmikanlı, Fikret  Şahin.  Bu guruba  esas hakkında savunma yapılırken Battal Batte, Ali Yılmaz Balkaş, Mahmut Kılınç da katılmıştı.

Bundan sonra  8 arkadaş daha müşterek bir dilekçe hazırlayarak, mahkemeye sundular. Bu da siyasal bir savunmaydı. İddianameye karşı Kürdler, Kürdçe savunuluyordu. Bu sekiz arkadaş şunlar: İhsan Aksoy, Sabri Çepik, Ferit Uzun,  Faruk Aras, Nusret Kılıçaslan, İhsan Yavuztürk, Niyazi Dönmez, Zeki Kaya

Birinci gruba ‘Ocak Komünü’ deniyordu. Bu grup 1974’den sonra Komal- Rızgari çevresini oluşturdu. Ben de bu grup içindeydim. Feqi Hüseyin Musa  Sağnıç, Recep Maraşlı,  Battal Batte, Ali yılmaz Balkaş, Mahmut Kılınç  da bu grup içindeydi.

İkinci grup arkadaşlar ise 1974’den sonra Özgürlük Yolu çevresini oluşturdular

Ümit Fırat, Ankara DDKO’nun kurucularındandı. Aktif bir üyesiydi. Ümit’le  Ankara DDKO’da sık sık karşılaşırdım. Ümid’i 1963’den beri, Bitlis Lisesi öğrenciliğinden beri tanıyorum. Ağabeyi, 34. Piyade Alayı’nda  muvazzaf subaydı. Ben de o dönemde aynı alayda yedek subaydım. DDKO Davası çerçevesinde Ümit Fırat hakkında da soruşturma açılmıştı. Ama Ümit tutuklu değildi.

Ayrıca, Musa Anter, Tarık Ziya Ekinci, Canip Yıldırım, Naci Kutlay, Kemal Burkay, Mehmet Emin Bozarslan, Mehdi Zana, Abdurrahman Uçaman, gibi bazı arkadaşlar da  kendilerine yöneltilen iddialar karşısında  Kürdleri, Kürdçe’yi Kürdleri, Kürdçe’yi gündeme getiren siyasal savunmalar yaptılar.

                                                   ***

Gerek Ankara DDKO’da, gerek İstanbul DDKO’da  tutuklular arasında kadınlar yoktu. Silvan, Ergani, Batman, Kozluk, Diyarbakır DDKO’larında da  kadın tutuklular yoktu. Ama, Ankara DDKO’ya, İstanbul DDKO’ya gelip gidenler arasında kız öğrencilere de rastlamıştım.

Silvan, Ergani, Batman, Kozluk, Diyarbakır DDKO’larında, kurucular ve üyeler arasında esnaftan olan arkadaşlar da vardı.

                                                  ***

Ankara  ve İstanbul DDKO tutukluları daha çok üniversite öğrencileriydi. Diyarbakır’daki Sıkıyönetim Tutukevi’nde  en genç tutuklu Ergani’den rahmetli Abdurrahman Demir’di. 1971’de 15 yaşında olduğu söylenirdi.

En yaşlı tutuklu rahmetli, Eruh’tan Halil Ağa’ydı. Halil Ağa için 1971’de ‘76 yaşındadır’  denirdi.

Bana verilen ceza Mart 1973 başlarında Askeri Yargıtay tarafından onaylandı Halil Ağa’ya verine ceza da o tarihlerde onaylandı. Hali Ağa devleti milleti  yıkmak için çete kurmaktan yargılanıyordu. (Eski TCK md. 169) Çete üyeleri de yeğenleriydi. Yeğenleri duruşmalar sürecinde tahliye edilmiş, tutuklu olarak sadece Halil Ağa kalmıştı. Halil Ağa (Halil Çiftçi) mal-mülk sahibi bir kişi falan değildi. Eruh çevresinde itibarı yüksek olan bir kişiydi. Babası Yakup Ağa’nın 1927 yıllarında gerçekleştirdiği karakol baskınlarından dolayı ailenin malına-mülküne el konulmuş, aile Batı illerine sürgün edilmişti.

Halil Ağa ile birlikte Sıkıyönetim Tutukevi’nden  Diyarbakır’da Saraykapı’daki cezaevine sevk edildik. Birkaç ay sonra da, oradan yine birlikte Adana Cezaevi’ne sevk edildik. 1973 yaz ayları … Adana’ya Urfa üzerinden gidiyorduk. Bizi götüren araç komutanını elinde radyo vardı. Radyo öğle haberlerinde, Şili’de askeri  darbe yapıldığını söylüyordu. Haberlerde, Şili Devlet başkanı Salvador Allende’nin  devrildiği, Salvador Allende’nin Başkanlık Sarayında darbecilere teslim olmadığı, darbecilerle savaştığı, darbeciler tarafından öldürüldüğü dile getiriliyordu.

 

                                                  ***

Kurdiana Düğümü s. 164-174 arasında  kitabında İsrail ile ilgili bir değerlendirme var. Bu değerlendirmeyi çok önemli ve değerli buluyorum. Moşavlar, Kibutzlar ilgili, İrgun’la ilgili açıklamalar çok değerli. Bu, İsrail hakkında, devrimciler arasındaki genel-geçer düşünceyi, tutumu sarsan bir görüş.

                                                     ***

Kurdiana Düğümü çalışmasının önemli bir bölümü de kanımca ‘Türk’  Solunun Handikapı Kürdler’ başlıklı XI bölüm oluyor. (s. 198-202)

                                                     ***

Kurdiana Düğümü çalışmasının son bölümlerinde M.Ö 7. ve 6. Yüzyıllarda  cereyan eden Astiages- Harpagos ilişkileriyle günümüzdeki Abdullah Öcalan, Şemdin Sakık ilişkileri değerlendiriliyor. Bu da çalışmanın ilgiyle okunan bir bölümü oluyor. (s. 250-257)

 

 

 

Bu haber toplam: 9573 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:13:57:57
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
x