Takke Düşüyor, Kellik Tüm Çıplaklığı İle Meydana Çıkıyor

Bazen, bir duruş ve söylemin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı veya yansıtıyorsa bu gerçeği ne kadar yansıttığı konusu, bu tür somut durumlarda belli olur. Çok çarpıcı bir Osmanlı sözü var; "Bir musibet, bin nasihatten evladır" diye. Bu günlerde yaşadığımız musibetin kimlerin gerçekten neye ve kime hizmet ettikleri net bir şekilde ortaya çıkıyor. Normal şartlarda, sıkı sıkıya saklamaya çalıştıkları gerçek niyetleri, taktıkları takkeleri bir haliyle düşünce ortaya çıkar. İşte bu son İran savaşının estirmiş olduğu rüzgarın etkisiyle takke düşerek, takkenin altında gizledikleri kellik, tüm çıplaklığı ile ortaya fırlıyor. Türk medyasında ahkam kesip Amerika'nın İran'a savaş açmayacağını iddia edenler, bir kez daha yapmış oldukları yalanlarıyla çuvalladılar. Televizyonlara çıkıp, İran'ın bir Venezuela olmadığını, ellerindeki çubuklarla şişirilmiş bir uzman edasıyla bilgiçlik taslayarak ahkam kesen zihinleri 1930’lardan kalmış emekli dinozor askerler, uyduruktan akademik ünvanlar almış eski istihbaratçı, Jitemci ve özel tim mensuplarının "analist" kesildiği programları hala devam ediyor. Hem iktidar kanalları hem de, Kemalist ulusalcı sözde muhalif kanallarda, aynı kişiler yer değiştirip duruyorlar.
Ortadoğu'da ulusal ve demokratik mağduriyet yaşayan toplumsal kesimlerin haklarının iadesi ve demokrasinin devlet katmanına sirayet etmesi adına yola çıkanların, düşen takkeleri ve ortaya çıkan kelliklerinden söz edeceğiz. Önce, Kürtlerin inkar edilen ve yok sayılan ulusal haklarının iadesi adına politika yaptıkları iddia eden DEM yöneticilerinden başlamak istiyorum. 1999 yılında yakalanıp Türkiye'ye teslim edilen PKK'nin lağvedilen lideri Abdullah Öcalan, Kürtlerin bağımsızlık ve ulusal statüsünden vazgeçtiğini, imkan verilirse devletine hizmet etmeye hazır olduğunu itiraf etmişti. Öcalan'ın en son geldiği nokta çıtayı hızla indirerek, sıfır noktasına asmak oldu. "Kültüralist talepler dahi, mevcut toplum sosyolojisine uymamaktadır" diyerek Kürtlerin ulusal statü değil, anayasal vatandaşlığa fit olmaları gerektiğini Kürtlere ve devlete tavsiye etti. Bunun adını da "demokratik entegrasyon" koydu. Türkçesi gönüllü asimilasyondur (Oto asimilasyon) Öcalan'ın bu açıklamasıyla, 40 yıldır yapılan bunca mücadele, 100 ölüm, milyonlarca Kürdün ülkesini terk etmesi iç göçlerle boşa çıkarmış, kendisini ve yaşları 70-80 e dayanmış dinozor örgüt yöneticilerinin bundan sonraki hayatları için pazarlıklara girişmişti. Bu pazarlıklar hala devam ediyor. Yıllarca Kürtlerin sırtından meclise taşınan şoven Türk solu ve bu partiyi koalisyon parseliyle bölüşen DEM yöneticileri, herşeyi berhava eden Öcalan'ın bu talepleri karşısında bırakın itiraz etmeyi, İmralıdaki şartlarının düzeltilmesi için Kürtleri kendisini yarı yolda bırakan ve satan Öcalan'a kitlesel destek olmaya çağırması bardağı taşıran son damla oldu.
Bundan önceki makalemizde (İran savaşından 2 gün önce yazıldı) "YENİ DÜNYA DÜZENİ VE ORTADOĞU NUN BU YENİDEN YAPILANMASINDA KİM NE ANLIYOR?" başlıklı makalenin ne kadar bağlantılı olduğunu görmeleri için büyük fayda vardır. DEM yöneticilerinden Meral Beştaş Danış, Venezuela'nın eli kanlı diktatörü ve kaynaklarını, Türkiye’ye ve İran'a peşkeş çeken, ülke nüfusunun 3 te 1 ini sürgünde yaşatan (8 milyon) düşkün Maduro'ya ağıtlar yakarak "Seçilmiş bir cumhurbaşkanını ülkesinden almak bir haydutluk tur" diyerek Kürtler adına bu açıklamada bulunması ibret verici bir durumdur. Türk uyuşturucu baronlarının ve hükümetinin haşir-neşir olduğu, milyarlarca rant sağladıkları bu diktatör için tek söz etmeyen Erdoğan (Öyle ya aralarında su sızmayan kankaydılar) bu kadının Kürt siyaseti adına kendi halkını ezen, yoksul içinde ülkelerinden süren rezil diktatör için bu açıklamayı yapması, Kürt yurtsever siyasetçileri ve aydınlarınca yeterince tartışılıp eleştirilmedi. Amerika-İsrail İran savaşında, Kürtlerin ulusal özgürlük çıkarlarına ve geleceğine pranga vuran, dostlarını ve sevenlerini şaşkınlığa uğratan DEM'in eş başkanlarının; "İran'a yapılan saldırıyı kınıyoruz, Sorunların savaş ve çatışmayla değil, diyalog yoluyla çözülmesinden yanayız" gibi klişe sözlerle Kürtlerin duygu ve düşüncelerine karşıt bir duruş sergilemişlerdir.
Özgürlük ve barış isteyen, meydanlara çıkan, coplanan hakarete uğrayan Kürt yoksulların oylarıyla Diyarbakır'dan meclise gönderilen Cengiz Çandar, Medyaskopta Ruşen Çakır ile yaptığı söyleşi ibretliktir. Her Kürd bu söyleşiyi mutlaka izlemesi lazım. Çandar bu söyleşide çokça Kürtleri tehdit ederek, 1946’yı, 1975 i ve Kürdistan Şehidi Qasımlo'yu hatırlatarak; "Kimse yanlış hesap yapmasın, İran Venezuela ya benzemez" dedikten sonra, İran idamcı katil rejiminin başı Hamaney'in öldürülmesine adeta ağıtlar yakıyor. Onunla nasıl tanıştığını anlatıyor; "Kendisiyle 1980 lerin ortasında ilk röportajı ben yapmıştım. Hamaney bir Azeri Türkü. Ben onunla Türkçe konuşmaya başladım. O resmi dil Farsça olduğu için Farsça konuştu." diyerek konuşmalarını sürdürdü. Türk maskeli ve takkeli sözde demokrat ve solcuların da kelleri tek tek ortaya çıkmaya başladı. TKP'si den tutun, diğer sol gruplara, "Gerici molla rejimi" diyen Kemalistlerden demokrat ve liberallere kadar adeta yas tutuyorlar. Neden? Nedenini birazdan anlatacağım. Yeni bir vizyon ile Kürt sorunun çözülmesini istediklerini söyleyen Yeni Yol Partisi sözcüsü, o da mecliste açıkça Kürtleri tehdit etti. İsim vererek; "Kürtlerin karasal güç olarak İran'da rejim değişikliği için kara gücü olmasını kabul etmemeleri gerekir. Tarihe bir baksınlar. Emperyalistler kullanıp atar. Bunu unutmasınlar" Adam, küstahça tehditler savurdu. Peki sana ne? Sen katil idam rejiminin sözcüsü müsün?
Öylesine ahlaksızca iftiralar yapıyorlar ki, sanki bütün Kürtler ortada hiç bir şey , her şey güllük-gülistanlık mışta, İran'ın bu zor durumunda saldırıp ihanet ediyorlar. Oysa Rojhılat Kürtleri, Mahabad Kürt Cumhuriyetinden bu yana hem Şahlık hem de katil idamcı İslam cumhuriyeti rejimine karşı sürekli mücadele içindeler. On Binlerce hayat vermişler bu uğurda. Şu an birleşme kararı alan Rojhılatlı bu partiler, zulüm ve zorbalıklarla ülke dışına sürülmüşlerdi. Her mazlum halk, kendisini ezen devlete karşı haklarını savunma ve başkaldırı hakkı vardır. Rojhilatlı Kürtlerin yaptığı da budur. Kendisini ezen devleti kim zayıflatsa "Hele bekleyelim. Saldırmayalım şimdilik ayıp olur" demez. Rojhılatlı Kürtler samimi ve dürüst bir işbirliği temelinde her devlet ile görüşebilir işbirliği yapabilir ve yapmalıdır. İran'a saldırı yapılıyor diye Kürtlere "ihanet etmeyin, bekleyin savaş bitsin tekrar haklarınız için mücadele edersiniz" demek ne kadar ahlakı ve vicdanlı bir tavsiyedir. Yırtınıp duranlar, bu rejimin Kürtlerin haklarını iade edeceğini, samimiyetle görüşmelere oturacağının teminatı ve garantisini verebiliyorlar mı? Hayır. Bütün amaçları Kürt annesini görmesin ve Kürtler ulusal bir statüye kavuşmasın. Bütün korku ve endişeleri bu. Sağcısı da solcusu da, dincisi de dinsizi de şu an bu noktada. Kürtler kendi ulusal özgürlükleri için öncelikli olarak ulusal birliklerini sağlamaları ondan sonra, konjonktürel dostlarını ve düşmanlarını çok iyi tanıyarak ittifaklar kurmaktan çekin memelidirler. Bu kez de ıskalarsalar, özgürlükleri mahşere sarkar.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 15:11:48






























































































































































































