Neçirvan Barzani ve Siyasi Diyaloğun Zorlukları

Neçirvan Barzani’nin bölgesel diplomasisinde öne çıkan diyalog ve müzakere yaklaşımı, Kürtlerin siyasi temsili ve bölgesel gerilimlerin yönetimi açısından yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. Bağdat, Ankara, Tahran ve Şam’la ilişkilerde siyasi çözümü öne çıkaran bu yaklaşım, MERI Forumu çevresinde yaşanan tartışmalarla birlikte Kürt siyasi aktörlerin sürece ne ölçüde dâhil edildiği ve diyaloğun ne kadar kapsayıcı olduğu sorularını da gündeme taşıyor.

17 Ekim 2026 - 15:08
17 Ekim 2026 - 15:08
 0
Neçirvan Barzani ve Siyasi Diyaloğun Zorlukları

Neçirvan Barzani’nin siyasi kariyeri çoğunlukla istikrar, kalkınma, müzakere ve bölgesel diplomasi kavramları üzerinden değerlendiriliyor. Bu temalar birbiriyle yakından ilişkili ve birbirini tamamlıyor. Ekonomik kalkınma belirli ölçüde güvenlik gerektiriyor; siyasi uzlaşı olmadan güvenliği sürdürmek zorlaşıyor; iletişimin yerini çatışma aldığında ise siyasi uzlaşıya ulaşmak daha da güçleşiyor. Çok sayıda çatışmanın, birbiriyle rekabet eden ulusal projelerin ve güçlü dış aktörlerin kaygılarının şekillendirdiği bir bölgede Barzani, siyasi sorunların iletişim ve pratik uzlaşma yoluyla ele alınması gerektiği düşüncesini kamuoyu önündeki siyasi kimliğinin merkezine yerleştirdi.

Bu yaklaşım, diyaloğun her anlaşmazlığı çözebileceği veya Barzani’nin siyasi sicilinin eleştiriden muaf olduğu iddiası olarak anlaşılmamalı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile Bağdat’taki federal hükümet arasındaki ilişkiler karmaşıklığını koruyor. Bölgesel gerilimler Kürt siyasetini şekillendirmeyi sürdürüyor; yönetim, partilerin etkisi ve demokratik hesap verebilirlik konuları da önemini koruyor. Neçirvan Barzani’nin destekçileri, farklı düşündüğü aktörlerle dahi iletişim kanallarını açık tutma konusundaki istekliliğinin siyasi çözüm fırsatlarını korumaya yardımcı olduğunu savunuyor. Diyalog vurgusu, Barzani’nin şu sözlerinde de görülüyor: “Irak’ın gücü, meseleleri diyalog ve karşılıklı anlayış yoluyla ele almasında yatıyor” . Eleştirmenler ise diplomasinin yeterince somut ilerleme sağlayıp sağlamadığını ve diyaloğa yönelik aynı bağlılığın iç siyasi yaşamda da gösterilip gösterilmediğini sorguluyor.

MERI Forumu’nun ardından ortaya çıkan tartışma, bu soruları daha ayrıntılı incelemek için önemli bir gerekçe sunuyor. Tartışma yalnızca tek bir etkinlik veya katılımcı listesiyle ilgili değildi; temsil ve kapsayıcılık konusunda daha geniş bir meseleyi gündeme getirdi. Diyalog temel bir siyasi ilke olarak sunuluyorsa Kürt partileri veya siyasi aktörler göz ardı edildiklerini düşündüklerinde bu ilke nasıl uygulanmalı? Bu yazı, Barzani’nin Kürt diplomasisindeki merkezi rolünü ele alırken MERI Forumu etrafındaki gelişmeleri, dış politikada diyalog ile iç siyasette kapsayıcılık arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için bir dönüm noktası olarak ele alıyor.

1. Neçirvan Barzani’nin diplomasi yaklaşımı

Diyalog kimi zaman siyasi güce karşı daha yumuşak bir alternatif olarak gösteriliyor. Ancak Orta Doğu kadar karmaşık bir bölgede diyalog, siyasi açıdan oldukça zorlu bir çalışma biçimi olabilir. Kamuoyu öfkeliyken iletişim kanallarını açık tutmayı, karşıt tarafların çıkarlarının kolayca göz ardı edilemeyeceğini kabul etmeyi ve her siyasi kesimi tatmin etmeyebilecek anlaşmalar aramayı gerektirir. Barzani’nin diplomatik tarzı, karşıt görüşlere sahip aktörlerle konuşmayı reddetmenin siyasi farklılıkları çözmekte nadiren işe yaradığı düşüncesine dayanıyor. Müzakereler kapsamlı bir uzlaşmayla sonuçlanmasa bile iletişimin sürdürülmesi yanlış anlamaları azaltabilir ve gelecekte anlaşmaya varılması için alan bırakabilir.

Bağdat, Ankara, Tahran, Batı başkentleri ve Körfez ülkelerinin siyasi liderleriyle kurduğu ilişkiler, Kürdistan Bölgesi’ni farklı çıkarlar arasında iletişim kurabilen bir aktör olarak sunmasına yardımcı oldu. Coğrafi konumu ve siyasi koşulları nedeniyle tecrit edilmesi zor olan bir bölge için bu ilişkiler yararlı olabilir. Kürtlerin kaygılarını anlatmak, destek aramak ve gerilimler daha büyük krizlere dönüşmeden önce bunları yönetmek için fırsatlar yaratabilir. Bununla birlikte diplomatik erişim, her anlaşmazlıkta arabuluculuk yapmakla karıştırılmamalı; etkili isimlerle görüşebilmek de tek başına başarılı bir çatışma çözümünün kanıtı olarak değerlendirilmemeli.

Neçirvan Barzani’nin yöntemini savunan en güçlü argüman, görüşmenin tek başına bütün çatışmaları sona erdirebileceği değil, sürdürülen temasların siyasi aktörlere anlaşmazlıkları şiddete veya kalıcı kopuşlara yol açmadan yönetme konusunda daha iyi bir fırsat sunduğudur. Barzani, Ağustos 2026’da bu ilkeyi doğrudan ifade ederek “barış ve diyaloğun en iyi seçenekler olduğunu, silah ve askerî çözüm döneminin sona erdiğini” söyledi. Ancak bu yaklaşımın sınırları da aynı derecede önemlidir. Diyalog; açık taahhütler, kurumlar düzeyinde takip ve hesap verebilirlikle desteklenmelidir. Bunlar olmadan diyalog, sorunları çözme aracı olmaktan çıkıp bir gösteriye dönüşebilir. Buradaki temel soru yalnızca görüşmelerin yapılıp yapılmadığı değil, bu görüşmelerin pratik sonuçlar üretmeye yardımcı olup olmadığı ve siyasi kararlardan etkilenen insanların sürece anlamlı biçimde katılıp katılamadığıdır.

Bu ayrım, Neçirvan Barzani’nin diplomatik sicilini değerlendirmek açısından merkezi önemdedir. Farklı hükümetlerle ilişkileri sürdürmek stratejik bir zorunluluktur. Bununla birlikte diyaloğa dayalı bir yaklaşımın inandırıcılığı, Kürt toplumu içindeki anlaşmazlıklarla nasıl yüzleştiğine de bağlıdır. Bu gerilimi kabul etmek, Barzani’nin diplomatik sicilini ne idealize ederek ne de potansiyel değerini tümüyle reddederek değerlendirmeyi mümkün kılar.

2. Bağdat ve siyasi ortaklığın önemi

Bağdat ile Erbil arasındaki ilişkiler, uzun süredir Irak siyasetinin en zorlu meseleleri arasında yer alıyor. Federal bütçe, petrol ve doğal gaz, ihtilaflı bölgeler, sınırların yönetimi, güvenlik ve Irak Anayasası’nın yorumlanması konularındaki anlaşmazlıklar, Kürdistan Bölgesi ile federal hükümet arasındaki ilişkileri tekrar tekrar gerdi. Neçirvan Barzani, bu anlaşmazlıkları genellikle çatışma yerine müzakere yoluyla çözmeye çalıştı. Bu yaklaşım, taraflardan hiçbirinin diğerinin çıkarlarını görmezden gelerek kalıcı siyasi istikrar sağlayamayacağı anlayışını yansıtıyor.

Bu ilişkilerdeki yakın dönem gelişmelerinden biri, Barzani’nin Irak’taki Koalisyon güçlerinin askerî misyonunun sona ermesini simgeleyen tören için Bağdat’ta bulunması ve burada Arapça bir konuşma yapmasıydı. Bu görünüm, törenin kendisinin ötesinde bir anlam taşıyordu. Barzani, fikirlerini ilk kez resmî bir etkinlikte Arapça olarak dile getiriyordu. Konuşmasında Irak’ın egemenliğini güçlendirmesi ve kendi kurumlarına güven duymayı geliştirmesi gerektiği vurgulandı. Daha geniş çerçevede verilen mesaj, Irak’ın kendi işlerini yönetebilmesi ve geleceğini kendi siyasi kurumları aracılığıyla belirleyebilmesi, gerektiğinde ise uluslararası ortaklarıyla yapıcı ilişkilerini sürdürmesi gerektiğiydi.

Bu yaklaşım, Bağdat ile Erbil arasındaki ilişkiler açısından doğrudan sonuçlar taşıyor. İstikrarlı bir Irak, Anayasa’ya, karşılıklı saygıya ve çözülememiş meseleleri müzakere etme iradesine dayanan, federal hükümet ile Kürdistan Bölgesi arasında işleyen bir ortaklığı gerektiriyor. Barzani, 2023’teki MERI Forumu’nda bu düşünceyi kısa ve açık biçimde ifade etmişti: “Sorunlarımızın çözümü Bağdat’tadır, başka hiçbir yerde değil”. Irak’ın bir bütün olarak güçlenmesi, Kürt haklarının veya Kürdistan Bölgesi’nin anayasal statüsünün zarar görmesini gerektirmez. Aksine, özellikle kaynaklar, yetkiler ve güvenlik konularındaki anlaşmazlıkların tehditler veya tek taraflı adımlar yerine siyasi diyalog yoluyla ele alınması, Bağdat ile Erbil arasındaki işbirliğini ülkenin uzun vadeli istikrarı açısından vazgeçilmez kılıyor.

Bununla birlikte taahhütler pratik adımlarla desteklenmediğinde diyalog tek başına anlaşmazlıkları çözemez. Eleştirmenler, müzakerelerin bütçe ödemeleri, doğal kaynakların yönetimi ve uzun süredir çözülemeyen diğer meselelerde yeterli ilerleme sağlayıp sağlamadığını haklı olarak sorgulayabilir. Buna karşılık anlaşmazlıkların sürekli iletişim kurulmadan derinleşmesine izin vermek de ciddi riskler taşır. Barzani’nin Bağdat’la temaslarını sürdürmesi, bütün farklılıkların aşıldığının kanıtı olarak değil, Kürdistan Bölgesi ile Irak devleti arasında daha istikrarlı bir ilişki kurmak için müzakerenin vazgeçilmez olduğu inancının göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

3. Türkiye: Siyasi çözümün desteklenmesi

Türkiye, Neçirvan Barzani’nin bölgesel diplomasisinin en hassas boyutlarından birini oluşturuyor. Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı çatışma, onlarca yıldır Kürt siyasetini ve bölgesel güvenliği şekillendiriyor. Sınırın her iki tarafındaki toplulukları etkiliyor, Ankara ile Kürt siyasi aktörler arasındaki ilişkileri belirliyor ve Kürdistan Bölgesi’nin konumunu karmaşıklaştırıyor. Erbil’deki liderler açısından temel zorluk, önemli bir komşu ve ekonomik ortak olan Türkiye’yle daha geniş çaplı bir çatışmadan kaçınırken bölgenin çıkarlarını korumak oldu.

Neçirvan Barzani’nin yaklaşımı genel olarak iletişimi, itidalli davranmayı ve çatışmanın insani ve güvenlik açısından yol açtığı maliyetleri azaltabilecek siyasi girişimleri desteklemeyi öne çıkardı. Şubat 2025’te İmralı heyetiyle yaptığı görüşmede, “Barış sürecini ve meselelerin diyalog yoluyla çözülmesini sürekli savunduklarını” yineledi; tarihin “çatışma ve şiddetin anlaşmazlıkları çözmediğini” gösterdiğini belirtti. Diyaloğu desteklemek, PKK, Türkiye’nin güvenlik kaygıları veya Kürt topluluklarının hakları ve siyasi beklentileri etrafındaki zorlu soruları ortadan kaldırmıyor. Aynı şekilde müzakerelerin başarılı olacağını da garanti etmiyor. Barış süreçleri tıkanabilir, güven kaybolabilir ve siyasi liderler uzlaşmayı taviz olarak gören kesimlerin baskısıyla karşılaşabilir. Buna rağmen müzakereye dayalı bir süreç, yalnızca askerî çatışmanın sunamayacağı bir imkân yaratıyor: Temeldeki siyasi talepleri ele almak ve daha fazla acı yaşanması ihtimalini azaltmak.

Kürdistan Bölgesi aynı zamanda kendi güvenlik ve ekonomik çıkarlarını da gözetmek zorunda. Türkiye’yle ilişkiler ticaret, yatırım ve enerji ihracatı açısından önemli olurken çatışmayla bağlantılı askerî operasyonlar sınır bölgelerindeki topluluklara maliyet yükledi. Dolayısıyla diyalog politikası hem siyasi bir ilke hem de pratik bir zorunluluk niteliği taşıyor. Bu politika, güvenlik kaygılarını dikkate alınması gereken tek mesele olarak görmeden güçlü bir komşuyla ilişkileri korumayı amaçlıyor. Ancak başarısı, ilgili tarafların açıklamaların ötesine geçerek daha kalıcı bir çözüm için doğrulanabilir adımlar atmaya hazır olup olmadığına bağlı.

Türkiye, Neçirvan Barzani’nin diplomatik pratiğinde belirleyici bir yere sahip. İletişimi sürdürmek yanlış anlamaları önlemeye ve müzakere fırsatlarını korumaya yardımcı olabilir. Bununla birlikte Ankara’yla yapıcı ilişkiler kurmak, altta yatan Kürt meselesini kendiliğinden çözmez. Diplomasinin ölçütü yalnızca ilişkilerin dostane kalması değil, siyasi temasların şiddetin azalmasına katkıda bulunması ve daha kalıcı bir çözüm için alan yaratmasıdır.

4. Suriye: Kürtlerin temsili sorunu

Suriye, Kürt diplomasisi açısından farklı ancak aynı derecede önemli bir sınav oluşturuyor. Çatışma milyonlarca insanı yerinden etti, devlet kurumlarını zayıflattı ve bölgesel ve uluslararası güçleri iç içe geçen mücadelelere sürükledi. Suriye’deki Kürt siyasi aktörler tanınma, güvenlik ve ülkenin geleceğinde anlamlı bir rol edinmeye çalışırken komşu devletler yaşanan gelişmeleri kendi güvenlik kaygıları çerçevesinde değerlendirdi. Bu ortamda kalıcı bir siyasi çözüm, askerî güç dengesiyle sınırlı kalamaz. Anayasal düzenlemelere, toplulukların korunmasına ve Suriye’nin çeşitliliğini içine alabilecek bir siyasi sürece dayanması gerekir.

Barzani’nin diyalog ve siyasi kapsayıcılık konusundaki kamuya açık vurgusu, bu zorluğa yaklaşmak için bir çerçeve sunuyor. Kürdistan Bölgesi’ndeki konumu ve ilişkileri, Suriye’deki Kürt aktörler arasında iletişimi teşvik etmesine ve Suriye’nin geleceğine ilişkin tartışmalarda Kürtlerin kaygılarının duyulmasını sağlamaya yönelik çabalara destek vermesine imkân tanıyor. Bu tür girişimler önem taşıyor; çünkü ademimerkeziyetçilik, anayasal güvenceler, siyasi katılım ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerin gelecekte nasıl yönetileceği gibi konular, ilgili siyasi kesimler dışlanırsa sürdürülebilir biçimde çözülemez. Bununla birlikte Suriye’nin koşulları Irak Kürdistan Bölgesi’nden farklıdır ve Suriye’nin geleceği doğrudan Irak’taki Kürt deneyimi örnek alınarak şekillendirilemez.

Bu tartışmanın önemli bir boyutunu, Kürtçe kısaltmasıyla ENKS olarak bilinen Suriye Kürt Ulusal Konseyi oluşturuyor. ENKS, Suriye Kürt siyasetinde farklı bir çizgiyi temsil eden Kürt siyasi çatı yapısıdır. Siyasi kimliği ve ilişkileri diğer Kürt güçlerinden farklıdır; Suriye’deki Kürt toplumu siyasi açıdan yekpare olmadığı için ENKS’nin sürece katılımı önem taşır. Suriye’nin geleceğine ilişkin geniş kabul görecek bir Kürt siyasi tutumu geliştirmeye yönelik her ciddi girişim, bu farklılıkları tanımalı ve rakip siyasi örgütlerin de sürece katılabilmesine imkân sağlamalıdır.

Bu nedenle Neçirvan Barzani’nin Suriye’deki Kürt aktörler arasında diyaloğu teşvik etme çabaları, anlamlı katılımın koşullarını oluşturup oluşturmadığı üzerinden değerlendirilmelidir. Bu vurgu, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’nın Haziran 2026’da ENKS ile yapılan görüşmeye ilişkin açıklamasında da yer aldı. Açıklamada Barzani’nin “ENKS’nin etkili rolüne dikkat çektiği” ve “bütün Kürt tarafları arasında süregelen diyalog ve karşılıklı anlayışın önemini” vurguladığı belirtildi (Kürdistan Bölgesi Başkanlığı, 2026c). Amaç yalnızca temsilcileri görüşmeler için bir araya getirmek değil, anlaşmazlıkların ele alınabileceği ve mümkün olduğunda ortak tutumların geliştirilebileceği kadar kapsamlı bir diyalog kurmak olmalıdır. Kürt partileri arasındaki bölünmelerin Suriye’nin geleceğine ilişkin tartışmalardaki etkilerini zayıflatma riski taşıdığı dönemlerde bu çabalar daha da önem kazanıyor. Kürt aktörler arasındaki diyalog ile Şam’la diyalog birbiriyle bağlantılıdır: Temsil niteliği taşıyan bir Kürt tutumu, gerçek bir istişare ve tartışma sürecini yansıttığında daha fazla ağırlık kazanabilir.

Bununla birlikte eleştirmenler, ENKS’nin ihmal edildiğini veya Suriye Kürtleri etrafındaki siyasi tartışmalara yeterince dâhil edilmediğini savunuyor. Bu kaygı göz ardı edilmek yerine dikkate alınmalıdır. Bir süreç Kürtler arasında diyaloğu teşvik etme girişimi olarak sunuluyor ancak önemli bir siyasi örgüt sesinin marjinalleştirildiğini düşünüyorsa temsilin kapsamı ve sürecin tutarlılığı hakkında doğal olarak sorular ortaya çıkar. Diyalog girişimlerinin varlığı, ilgili bütün tarafların eşit veya tatmin edici koşullarda sürece katıldığını tek başına kanıtlamaz.

İlke olarak diyaloğu teşvik etmek ile uygulamada kapsayıcı temsili güvence altına almak arasında ayrım yapmak önemlidir. Barzani’nin Suriye’deki Kürt aktörler arasında iletişimi geliştirme çabaları daha yapıcı bir siyasi ortamın oluşmasına katkı sağlayabilir; ancak bu çabaların etkililiği de değerlendirilmelidir. Buradan çıkarılacak daha geniş ders, Kürt siyasi birliğinin farklı örgütlerden yalnızca işbirliği yapmalarını isteyerek kurulamayacağıdır. Bu birlik, farklı siyasi kimliklerin tanınmasını, anlaşmazlıkların ele alınmasına yönelik iradeyi ve katılımcıların yeterince adil ve temsil edici bulduğu bir süreci gerektirir. Barzani açısından zorluk yalnızca Suriye’deki Kürt aktörler ile Şam arasında diyaloğu teşvik etmek değil, aynı zamanda Suriyeli Kürtlerin kendi aralarında diyalog kurabilmelerinin koşullarını oluşturmaya yardımcı olmaktır. Bu çabanın inandırıcılığı, ENKS’nin ortaya çıkacak sonucu şekillendirme sürecine anlamlı biçimde katılıp katılamayacağına da bağlı olacaktır.

5. İran: Barzani diplomasisinin zorlu sınavı

İran’la ilişkiler, Kürdistan Bölgesi açısından özellikle hassas bir sınav oluşturuyor. Coğrafi konum, ticaret, ortak sınırlar ve uzun süredir devam eden siyasi bağlantılar Tahran’la ilişki kurmayı kaçınılmaz hâle getirirken bölgesel rekabet ve güvenlik kaygıları Erbil’i zor bir konuma sokabiliyor. Kürdistan Bölgesi, kendi çıkarlarını takip etme imkânını kaybetmeden ve Bağdat, ABD ve diğer uluslararası ortaklarıyla ilişkilerini koruyarak İran’la işleyebilir ilişkiler sürdürmek zorunda. Bu, herhangi bir dış güce otomatik biçimde hizalanmak yerine dikkatli bir denge kurulmasını gerektiriyor.

İran, bölgenin diplomatik tablosunda sıradan bir komşu devlet değil. Irak’ta önemli siyasi, ekonomik ve güvenlik etkisine sahip. İran ile ABD arasında daha geniş çaplı bir çatışmada yaşanan gelişmeler de Irak toprakları ve Kürtlerin güvenliği üzerinde doğrudan sonuçlar doğuruyor. Kürdistan Bölgesi, kendi başlatmadığı baskılara maruz kalabilir. Bu nedenle bölge liderleri, Tahran’la iletişim kanallarını nasıl koruyacaklarını değerlendirirken gerilimi gereksiz yere artırabilecek veya bölgenin Irak içindeki anayasal konumunu tehlikeye atabilecek adımlardan kaçınmak zorunda.

Barzani’nin diplomatik yaklaşımı, bölgesel atmosferin gergin olduğu dönemlerde dahi genel olarak iletişimi sürdürmeyi savundu. İran hakkında 2023’te konuşurken ülkeyi “önemli bir komşu” olarak nitelendirdi ve ortak sınırdan kaynaklanan kaygıların “diyalog yoluyla çözülmesini” istediğini söyledi. Bu tür temaslar yanlış anlaşılma riskini azaltabilir ve kriz dönemlerinde ihtiyaç duyulabilecek iletişim kanallarını koruyabilir. Diplomasinin değeri, Kürdistan Bölgesi’ne kendi tutumunu açıklama, çıkarlarını koruma ve daha geniş bölgesel rekabetin bir çatışma alanına dönüşmekten kaçınma imkânı yaratmasında yatıyor. Barzani aynı zamanda İran’daki Kürt meselesinin çözülmesi çağrısında da bulundu. MERI Forumu’nda bu konuyu açıkça ele alarak “İran’daki Kürt meselesi, meselenin varlığını reddederek çözülemez” dedi.

İran’la ilişkilerde diyaloğa dayalı diplomasi, pratik sonuçları üzerinden de değerlendirilmelidir. İletişimi sürdürmek değerli olabilir ancak açık ilkelerin, etkili kurumların veya güç dengelerinin gerçekçi biçimde değerlendirilmesinin yerini tutamaz. Kürdistan Bölgesi, gereksiz tırmanışlardan kaçınırken güvenliğini, ekonomik çıkarlarını ve anayasal haklarını korumak zorunda. Daha geniş zorluk, bölgenin hareket alanını muhafaza etmektir. Güvenliği ve refahı, siyasi ayrımları aşan ilişkilere bağlıdır. Barzani’nin yaklaşımı, tehlikeli bir bölgesel ortamda seçenekleri açık tutma çabası olarak anlaşılabilir. İran, diyaloğun neden gerekli olduğunu ve tek başına neden yeterli olmadığını belki de en açık biçimde gösteren örnektir.

6. MERI Forumu: Temsil ve kapsayıcılık

MERI Forumu etrafındaki tartışma, bu yazıda ele alınan soruların merkezinde yer alıyor. Etkinlik ve ardından Barzani’nin ofisinden yapılan açıklamanın gündeme getirdiği mesele yalnızca bir forumun düzenlenmesi değildi. Aynı zamanda Suriye ve İran hakkındaki siyasi tartışmalarda hangi Kürt partisinin temsil edildiği ve hangi seslere alan açıldığı sorusunu da içeriyordu. Barzani’nin ofisinin, forumda Kürdistan’ın diğer parçalarına ve siyasi partilerine yaklaşımını eleştiren açıklaması, kapsayıcılık meselesini daha görünür hâle getirdi.

Forumu destekleyenler, diplomatik toplantıların siyasi ve örgütsel kısıtlamalar içinde düzenlendiğini ve hiçbir etkinliğin bütün kesimleri kapsayamayacağını savunabilir. Ancak eleştirmenler, özellikle siyasi gruplar görüşlerinin veya temsil ettikleri kesimlerin göz ardı edildiğine inandığında, dışarıda bırakılmaları diyalog söyleminin seçici biçimde uygulandığının göstergesi olarak değerlendirebilir. Etkinlik düzenlemenin pratik sınırlarına dikkat etmekle birlikte sürecin yeterince temsil edici olup olmadığını da sorgulamak gerekir. Bu nedenle MERI tartışmasının daha geniş anlamı, diplomatik açıklık ile iç siyasi kapsayıcılık arasındaki ilişkide yatıyor. Bunlar aynı görevler değildir ancak ortak bir ilkeyle birbirine bağlıdır: Diyalog, kararlardan etkilenen kişilerin görüşlerini anlamlı biçimde ifade etme fırsatı bulduğu zaman en inandırıcı hâle gelir.

ENKS, forumla ilgili açıklamasında Kürt meselelerine ilişkin tartışmalara yönelik davetlerin “bütün siyasi tarafları kapsaması” gerektiğini savundu ve “ayrımcılık veya dışlama olmaksızın” katılım çağrısı yaptı Bu açıklama, forumun düzenlenme biçimine yönelik bir kaygı olarak değerlendirilmelidir. Barzani, MERI Forumu’nda Suriye ile Kürt partileri arasında stratejik konulardaki işbirliğini yeniden vurguladı. Bu tür tartışmaların önemi yalnızca ele aldıkları konulara değil, anlamlı görüş ayrılıklarına imkân tanıyıp tanımadıklarına ve pratik sonuçlara katkı sağlayıp sağlamadıklarına da bağlıdır. Diyalog yalnızca yapılan toplantıların sayısı veya katılımcıların görünürlüğü üzerinden ölçülmemelidir. Birbiriyle rekabet eden görüşlerin ve siyasi temasların güven inşa edip etmediğine ya da dışlanmışlık algısını derinleştirip derinleştirmediğine de bakılmalıdır.

7. Siyasi sorumluluk ve Kürt birliği

Neçirvan Barzani’nin siyasi kimliği, Kürdistan Bölgesi’nin gelişimine yönelik uzun yıllara dayanan deneyimi ve yapıcı diplomasi anlayışıyla şekillenmiştir. Siyasi mirası, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve özellikle KDP’de yardımcılığını yaptığı Başkan Mesud Barzani ile de yakından ilişkilidir. Bu özellikler, ona yerleşik bir siyasi taban ve etkili bölgesel ve uluslararası siyasi isimlerle ilişkiler kurma imkânı sağlamıştır.

Dengeli bir değerlendirme, hem diplomatik yaklaşımının pratik değerini hem de içinde hareket ettiği bölgesel çerçevenin sınırlarını kabul etmelidir. Destekçileri, Barzani’nin birbiriyle rekabet eden çıkarlar arasında ilişkileri sürdürebilmesine, gerilim dönemlerinde diyaloğu aramasına ve Kürdistan Bölgesi’ni bölgesel istikrarın bir ortağı olarak sunmasına dikkat çekiyor. Eleştirmenler ise bu çabaların daha güçlü bir demokratik zemine ve anayasal anlaşmazlıklara yönelik kalıcı çözümlere dönüşüp dönüşmediğini sorguluyor.

Özellikle bölgesel kararların geleceklerini şekillendirebileceği durumlarda siyasi birlik, Kürtler açısından sık sık gerekli bir hedef olarak gündeme getiriliyor. Benzer bir ilke, Barzani’nin Irak’ta siyasi katılıma ilişkin açıklamasında da görülüyor: “Irak’taki bütün topluluklar kendilerini ülkenin siyasi sürecinin katılımcıları olarak görmelidir” (Kürdistan Bölgesi Başkanlığı, 2022). Barzani diplomasisinin geleceği, diyaloğun kalıcı sonuçlara dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğine bağlı olacak. Kürdistan Bölgesi’nin çıkarları, diplomasi daha güçlü bir iç yönetim anlayışıyla ve eleştirilerin özgürce dile getirilebildiği bir siyasi ortamla desteklendiğinde daha iyi korunacaktır.

Sonuç: Bir savaş alanı değil, köprü olarak Kürdistan

Neçirvan Barzani’nin siyasi yaklaşımı açık bir önermeye dayanıyor: Çatışmaların ve birbiriyle rekabet eden çıkarların şekillendirdiği bir bölgede diyalog, siyasi varlığı sürdürmenin ve ilerlemenin gerekli araçlarından biridir. Bağdat’la ilişkileri, Türkiye-PKK meselesine yaklaşımı, Kürtlerin Suriye’deki siyasi sürece katılımına gösterdiği ilgi ve İran’la ilişkilerini sürdürürken bu ülkedeki Kürt meselesinin çözümünü gündeme getirmesi, çatışmayı teşvik eden koşullarda müzakere alanını koruma çabasını yansıtıyor.

Ancak bu yaklaşım romantize edilmemelidir. Diyalog yavaş ilerleyebilir, uzlaşma destekçilerini hayal kırıklığına uğratabilir ve diplomatik görünürlük haklar, kaynaklar veya hesap verebilirlik konusundaki anlaşmazlıkları kendiliğinden çözmez. Bu nedenle Barzani’nin siyasi siciline ilişkin en güçlü değerlendirme, hem iletişim kanallarını açık tutma isteğini hem de bu kanalların ürettiği somut sonuçları dikkate almalıdır. Ayrıca Suriye ve İran’daki Kürt siyasi söylemiyle ilgili son MERI Forumu’nun gündeme getirdiği meseleler de dâhil olmak üzere siyasi süreçlerdeki kapsayıcılığın niteliği değerlendirilmelidir.

Kürdistan Bölgesi, kendisini sıklıkla daha geniş bölgesel mücadelelerin kesişme noktasında buldu. Barzani, Ekim 2026’da Bağdat’ta yaptığı konuşmada hedefi, “bölgesel gerilimlerin arenası değil, yapıcı diyaloğun platformu” olarak işlev gören anayasal, federal, istikrarlı ve tam egemen bir Irak olarak tanımladı.Barzani’nin vizyonu, Kürdistan Bölgesi’ni anlaşmazlıklarına rağmen iletişim kurmanın yollarını arayan siyasi aktörler arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırıyor. Kalıcı güvenliğin, sürekli bir çatışma döngüsünden ziyade müzakere, karşılıklı tanıma ve hesap verebilir yönetişim yoluyla ortaya çıkması daha olasıdır. Asıl zorluk, bu ilkeyi pratik siyasi kazanımlara dönüştürmektir.

Bakhtiar(Bahtiyar) Sadjadi-  Üniversite profesörü ve kültür eleştirmeni 

(Kurdpress)

 

 

 

 

Bu haber toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:08:31