Bu Coğrafyada Toplumların Sosyo-Patolojik Ruh Hali Manzaraları

6 Ekim 2026 - 09:34
6 Ekim 2026 - 09:34
 0
Bu Coğrafyada Toplumların Sosyo-Patolojik Ruh Hali Manzaraları
Yapay Zeka

Ağır siyasi, sosyolojik ve felsefi konuları çok işledik ve sanırım beyhude bir çaba içindeyiz. Bu kadar uyarı ve emeklere rağmen bir baktık ki bir arpa boyu yol kat etmişiz. Anlayacağınız, eski tas eski hamam. İnsanlar ve doğal olarak bir parçası oldukları toplumlar, kendi zihinlerine nakışlanmış olanın dışına çıkmaz. Hep o ezberleri tekrarlayıp durur. Bunu net olarak anladım. Toplum bireylerinin somut gerçeklikler karşısında neden gerekli dersler çıkarmadıkları için hep üzülüp dururdum. Artık şaşırmıyor ve üzülmemeye çalışıyorum. Sizlere yaşadıklarım bazı somut bir kaç anekdot anlatmak istiyorum. "Bu coğrafya" dedim. Etnik, inançsal ve ideolojik kesim ve toplumları ayırmıyorum. Çünkü birbirlerine çok fena kötülük ve vurdumduymazlığı aşılamışlar. Bu topraklarda, bütün toplumsal kesimler ciddi bir şekilde halüsinasyonlar içinde yaşıyor. Önce iğneyi kendimize, mensubu olduğum Kürtlere batırmak istiyorum. 

Birkaç gün önce Diyarbakır'daki kitap fuarına gitmiştim. Stantları gezerken 40 yıllık bir arkadaşımla karşılaştım. Bu insanın kulaklarında tıbbi bir sorun vardı. Daha önce "ne yapmam gerekir?" diye sormuş, bende ona yol göstermiştim. Yakın mesafede seslenmeme rağmen beni duymadı. ikinci kez seslendiğimde bana döndü. Hal hatırdan sonra, ben de doğal olarak, "galiba kulak sorunun hala devam ediyor" diye sordum. Şok olduğum bir tepkiyle karşılaştım. Bana; "Her zaman kendinizi en iyi bilen, farklı düşünenlerle alay eden, üstenci bir anlayışa sahipsiniz" Bu insan PKK ve Apoculuğu hala savunan biri. Onlara inanıyorsa en doğal hakkı. Konu bu değil. Benim Öcalan ile ilgili yaptığım sosyolojik ve felsefi eleştirileri de muhtemelen okumuş olacak ki, tepkisini bu şekilde gösterdi. Faceden arkadaştık. Sayfamda kaldı mı ayrıldı mı bilemiyorum? Bir Kürdün, kendisinin mensubu olduğu etnik toplumun "özgürlüğü" ve "bağımsızlığı" adına o toplumu kandırıp on binlerce gencin ölümüne, milyonların kendi yerlerini terk etmesine, hapislerde çürümelerine neden olmuş, gelinen bu noktada çıkış noktasındaki bütün söylem ve değerlerden vazgeçtiğini açık ve net bir şekilde bunu dile getirip, çarpıtılmış ve içi boşaltılmış kelime oyunları ile öz Türkçesi; "Siz nerede, devlet kurmak ve statü sahibi olmak nerede?" diyen o örgütün liderini hala baş tacı olarak görmek başka nasıl izah edilebilir?

Sosyal medyada program yapan, hala Apoculuk oynayan, kendisine "gazeteci" diyen bir şahıs, insanların çok absürt ve aptalca bazı şeylere inanmış olmasını kafasına takmış, eleştiriyor da eleştiriyor. Bir süre önce, Trabzonspor’un ithal golcüsü Mohammed Salah'ın yaylada bir kayanın üzerine oturduğu için gelip o taşı öpenler için defalarca döktürüp duruyor. Elbette bu durum bir saçmalıklar silsilesi. Ama bunu eleştirdiğiniz zaman başka saçmalıklar ve absürtlükler karşısında susmayacaksınız. Gazetecimiz, dakikalarca bunu tekrarlayıp duruyor. Oysa kendisinin de ilahi bir kudretle taptığı Öcalan'ın doğduğu köydeki toprağı yiyerek ve beraberinde getirip diğer insanlara çocuk sahibi olmaları veya kötücül hastalıklardan kurtulacaklarına inammış binlerce mürit Kürtlerin bu hurafeleri için gazetecimiz ondan hiç söz etmiyor. Diyarbakır çevresinde çok büyük bir tarikata sahip olan bir şeyh ailesinin torunlarından bir ile samimi arkadaşlığımız var. Bazen birlikte oturup alkolde alırız. Meyhaneden çıkarken birden önümüze bir grup çıktı. Bu grup, genç Şeyhin ayaklarına sarılıp öpmeye başladılar. Şeyh bir iki tanesi ile konuşmak isteyip guruptan ayırdı. Ben ayak öpen o kişilere; "Neden bunu yapıyorsunuz?" diye sorduğumda heyecanlı müritlerden birisi; "Şeyhin ayaklarını öpmeyelim de kumarcıların, içkicilerin tolazların (Çapkın) ayaklarını mı öpelim?" Ben de ona "Şeyh ile şu an meyhaneden geliyoruz birlikte arak (Rakı) içtik" Müritler önce şaşırdılar, sonra adam; "Kurban olduğum şeyh o arakı boğazından indirirken zemzem suyu olup midesine iniyor" Ağzım açık oradan ayrıldım. Şimdi derealizasyon ve halüsinasyonlarla yaşayanlara söyleyecek başka söz var mıdır? 

Yüz yıllık inkarcı ve tekçi devletin yalana dayalı resmi tarih tezlerini habire tekrarlayan gerek biyolojik Türkler ve gerekse, kendi etnik kökenlerinden gönüllü (Otoasimilasyon) ile Türklüğe devşirilmiş Balkan ve Kafkas azınlık halkları da bu sendromu olduğu gibi yaşıyor. Devletin ceberut ve tekçiliğini, etnik ve inançsal olarak Türk olmayan halklara baskı ve katliamları dayattığını onlarca resmi ve somut örnekler verdiğim bazı sosyal medya yorumlarında sorularıma verecekleri cevapları olmadığı için -ki bu kesimler eğitimli, meslek sahibi ve güya akademisyenlerdir- en son şu cümleyle bitiriyorlar; "Ne Mutlu Türküm Diyene!" Böylece tartışmanın mutlak galibi oluyorlar. Afrika'daki kabile devletlerinde bile bu ülkede yaşanan açık talan ve açık soygunu yaşadıklarında yer yer yerinde oynar ve iktidar gümbürtüyle yıkılırdı. Burada bir şey oluyor mu? Hayır. 1700’lerin ortasında yaşamış bir filozof olan Joseph MAİSTRE bu durumlar için şöyle der; "Toplumlar, hak ettikleri gibi yönetilirler"


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 126 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:34:14