İran yıpratma değil, tüketme savaşı veriyor
ABD ve İsrail askeri üstünlük sağlasa da İran geri adım atmıyor. Uzmanlara göre Tahran, askeri kapasiteyle değil sabır ve dirençle kazanmayı hedefliyor.

İran’a karşı yürütülen savaş haftalar ilerlerken, ABD ve İsrail’in askeri operasyonları sahada belirgin bir üstünlük sağladı. İran’ın saldırı kapasitesi savaş öncesine kıyasla ciddi ölçüde zayıflarken, savunma sistemlerinin ise neredeyse tamamen etkisiz hale geldiği değerlendiriliyor. ABD ve İsrail savaş uçakları İran hava sahasında büyük ölçüde engelle karşılaşmadan operasyonlarını sürdürüyor.
Buna rağmen Tahran yönetimi ne teslim olma sinyali veriyor ne de ateşkes arayışına giriyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın enerji altyapısını hedef alma tehdidini ertelemesi, savaşın seyrine dair önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
İki farklı savaş stratejisi
Uzmanlara göre Washington ve Tel Aviv, İran’ı askeri kapasitesini yok ederek teslim almaya dayalı bir “yıpratma savaşı” yürütüyor. Ancak İran’ın sahadaki yaklaşımı bundan tamamen farklı. Tahran, bir “tüketme savaşı” stratejisi izliyor; yani saldırılara dayanarak, zaman kazanarak ve karşı tarafın sabrını zorlayarak sonuç almayı hedefliyor.
Bu strateji, askeri güçten çok irade ve dayanıklılığa dayanıyor. Tarihte Vietnam, Afganistan ve Güney Lübnan gibi örneklerde de benzer yaklaşımların etkili olduğu görülmüştü. İran açısından zafer, karşı tarafı yenmekten çok yenilmemek anlamına geliyor.
Ünlü askeri teorisyen Carl von Clausewitz’in “Bir savaşın doğasını doğru tanımlamak en önemli adımdır” şeklindeki yaklaşımı, mevcut durumu açıklamak için sıkça referans gösteriliyor. Analistlere göre ABD ve İsrail, İran’ın savaş tarzını yanlış okuyarak yalnızca askeri hedeflere odaklanıyor.
Direniş ve sabır stratejisi
İran stratejisinin temelinde iki kavram öne çıkıyor: “direniş” ve “sabır”. Direniş anlayışı, özellikle 2006’da İsrail ile yaşanan savaş sonrası Hizbullah’ın Beyrut’ta düzenlediği “İlahi Zafer” gösterilerinde somutlaşmıştı. Büyük yıkıma rağmen halkın meydanlarda toplanması, fiziki kayıpların direnişin bir parçası olarak görüldüğünü ortaya koymuştu.
Sabır kavramı ise savaşın zaman boyutuna işaret ediyor. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Başkan Trump’ın savaşın haftalar içinde sona erebileceğine yönelik açıklamaları, İran açısından karşı tarafın zaman baskısı altında olduğunun göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Uzun süren Irak ve Afganistan savaşlarının ardından Amerikan kamuoyunun yeni bir uzun çatışmaya sıcak bakmaması, yaklaşan seçim süreciyle birlikte Washington üzerindeki baskıyı artırıyor. İranlı yetkililer ise bu durumu kendi lehlerine bir avantaj olarak görüyor.
Savaşın mali boyutu da dikkat çekiyor. Yüksek hassasiyetli mühimmatların hızla tüketilmesi ve artan finansal yük, ABD ve İsrail açısından sürdürülebilirlik sorunlarını gündeme getiriyor. İran ise bu maliyet baskısının zamanla karşı tarafı zorlayacağını hesaplıyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, küresel petrol fiyatlarındaki artışın Batı üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, enerji piyasalarının da savaşın bir parçası haline geldiğini ifade etti. Ayrıca İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma kozunu elinde tutmaya devam edeceği mesajı verildi.
Yeni dönemin savaş anlayışı
Yeni dini lider Müçteba Hamaney’in ilk açıklamalarında da benzer bir stratejik yaklaşım dikkat çekti. İran yönetimi, “etkili savunmaya devam edileceğini ve düşmanın pişman edileceğini” vurgulayarak uzun soluklu bir direniş mesajı verdi.
2000’li yılların başında ABD tarafından “şer ekseni” içinde tanımlanan İran, bu söyleme karşılık olarak “direniş ekseni” kavramını benimsedi. Bugün bu kavram yalnızca ideolojik bir slogan değil, aynı zamanda İran’ın savaş stratejisinin temelini oluşturuyor.
Son güncellenme: 12:05:54




































































































































































































