Mücadelede Milli Duruş!
Bir ulusun ya da ulusların varlığını, sorunlarını atlayarak, inkar ederek, "Milliyetçiliğinin çirkin, gerici ve ilkel" diyerek, özgürlük ve bağımsızlığını esas almamak hiledir.
Bir ulusun kurtuluş özlemlerini inkar ederek, talih bir sorun diye reddetmek ve engellemek üzere kurumlaşıp konumlanmak sömürgeci cepheye iter. İster "sınıf mücadelesine karşı milliyetcilik", ister "soyalizm milliyetçiliğe karşı" söylemleriyle milli kurtuluş mücadelesini bilinçli bilinçsiz tahrif etmek, zayıf düşürmek, izole ve marjinal kılmak sömürgeci sistemi destekleyen, ezilen mazlum milletin kurtuluşunu zayıf düşürmeye hizmet eder.
Milletin, millet olarak kendini yönetme, geleceğini özgürce belirleme hakkı, bir ve ya daha fazla devlet tarafından ihlal edildiğinde, milletin tüm sınıf ve tabakalarının, tum ideolojik aksiyonların sol, liberal, sağ, sosyalist, demokrat, muhafazakar, farklı din ve mezheplerin, dinli, dinsiz kesimlerin Milli bir cephede buluşup, milli bir siyaset ve ideolojiyle Yönetim ve Geleceğini elde etme hakkı için meşru mücadelesini milli birlik ruhu icinde sürdürmek elzem olur. Önemli olan, inanç, ideoloji ve sınıf farklarının realitesini görerek, milli kurtuluşun sağlanması hatırına rencide edilmemek ve dayatıcı, itici davranmamaktir. Zaten milli sözleşme üzerinde yapılan toplum sözleşmesi esas alındığı için, milli olmayan ideoloji, fikir, inanç ve özel yaşama dair yaşama karşı demokratik talepler ile esnek tutum içinde olunur..
Sömürge ve soykırıma tabii tutulan milletlerin öncelikli hedefi, milli varlığına, iradesine ve evrensel haklarına haiz olmasıdır...
Bu hak milletin her bireyinin, ideolojik aksiyonun ve sınıfın hakkıdır...
Böylesi bir zor süreçte, milletin parçaları olan farklı sınıf, parti, ideoloji ve dini grupların kendilerini milli mücadelenin üstünde görmeleri, anti sömürgeci ve soykırımları önleme konusunda fili olarak negatif, parçalayıcı ve güçsüz düşürücü bir rol oynadıkları ya da oynayacakları açıktır.
Böylesi bir süreci yaşayan mazlum milletler, kendi içinde birlik, demokrasi, hoşgörü ve iç çelişkilerini çözmeyi erteleme tahammülünü göstermek zorundadırlar. Aksi halde, kurmak istedikleri gelecek utoplalarını yani düşün ve ideolojik özlemlerini de imkansız hale sokacaklardır...
Böylesi süreçlerde, her kesimin milli bir cephede buluşarak ulusal egemenliğini sağlaması, gelecek utoplalarını gerçekleştirmesine de hizmet eder.
Bu Kürt ulusunun içinde bulunduğu sosyo-politik
durum içinde acil anlaşılması gereken bir durumdur.
Bugün anti sosyalist, anti kapitalist, hele hele din, mezhep ve ideoloji, parti çıkarlarını milli çıkarların önüne koymak, böylesi bir ortamı iç iktidar için, küçük hesaplarla "fırsat" diye düşünmek, siyaset biliminden bêhaber olmak anlamına gelir.
Kendileri birer sosyalist olan Abdullah Goran, Cegerxwin ve Şerko Bêkes, ulusal mücadelenin içinde, "Em ku nebin yek, em hemû dê biçin yek bı yek!(Eğer birlik olmaz isek, hepimiz gideriz birer birer!)" diyerek, sorunu ifade etmişlerdir...
Böylesi dönemlerde, sosyalistler milli mücadeleye endekslenmişken, anti-sosyalist, anti-demokrat ya da anti -kapitalist söylemi, bir düşün mücadelesi olmaktan çıkarıp, erken siyasi iktidar hesaplaşmasında aktüel konuma taşımak milli, yani anti sömürgeci mücadeleye zarar verir, parçalar.
Kürt milliyetçisi geçinip, böylesi grup çıkarlarından bir tarafa karşı, birilerini öne geçirmede hassas davranmak halt yemek olur!
1960 yıllarında Frantz Fanon bu hususu işlerken çok doğru bir soruna parmak basar!
***
"BENDE KÜRT AŞKI YOK!", "DEVLETE HİZMETE HAZIRIM. ÖNÜMÜ AÇIN!" Diyenin ardına düşmek, sürüden ayrılmış koyunun kurdun ardına düşmesi gibidir.
Milli şuur bu hali doğru tarif eder.
Çünkü milli şuur ve duruş, milletine, kültürüne, ülkesine, diline aşıktır ve bu milli değerleri sınıf, din, parti, ideoloji ve tarihsel varlık bağlılığı ile savunur...
1993 yılında Şam'a gidip Öcalan ile uzun sohbet ve söyleşiler yapan Yalçin Küçük, yaptığı söyleşilerden, bir kitap oluşturur...
İstanbul'da yayınlanan kitaba, Abdullah Öcalan'ın sarf ettiği; "BENDE KÜRT AŞKI YOK" ismini verilmisti....
O zaman Yalçın Küçük ve Abdullah Ocalan'ı bir çuvala koyup, münasip bir yere bırakmayı bilmeyen Kürtler ve umumi devrimciler, bugünün Kürt düşmanlığında varılan tavanı görmemeleri büyük körlük!
Adamda "Kürt aşkı yok", Kürtler Apo'yu kalplerinde ve beyinlerinde taşıyacak ve "İradem" diye tacına koyacak...
Bu kadarı da man kafalık!
İşte şimdi de Kürtlere statüsüzlük, Öcalana ise "Barış ve Siyasi koordinatörlük Müsteşarlığı statüsü" verme önerisi en uçtaki anti-Kürt lider Devlet Bahçeli'den gelirken, "Kürtler için hiç bir şey istemiyorum!" diyene, ne diye "siyasi koordintörlük" öneriliyor ve neye karşılık ve ne istenecek, ne yapacak, malum değil mi?
Devlet Bahçeli cevaplıyor, "Devlete hizmet için!"
Nasıl bir hizmet... KonTra-Kürt hizmeti....
Ayrıca, bu kontracılığın Kürtleri getirdiği hale bak... Kuzey Batı Kürdistan'ı sadece "Batı/Rojava özerk yönetimi" diye adlandırdılar. Onu da kaldırdılar yerine "Doğu ve Kuzey Suriye özerk yönetimi" dediler. Tasfiye etme bununla da kalmadı, Özerk yönetimi de "Entegrasyon projesi" diye bitirdiler. Bütün tabelalara Arapça "Suriye Arap Cumhuriyeti" yazdılar.
Şimdi de tüm statüleri kaldırılmış, İŞİD artığı HTŞ yönetiminde göreve talip olan QSD, PYD yöneticileri, "Suriye Arap Cumhuriyeti tabelalarının Kürtçe yazılması" için gençleri "direnişe davet" ediyorlar. Bu hiledir...
"Suriye Arap Cumhuriyeti" tabelalarının ne işi var Hesekê'de, Qamislo'da, Kobanê de ve "devrim yaptık" dedikleri Kürdistan'ın diğer alanlarda? Yapılan iyi yurttaşlık, iyi insanlık değil. Kontralıktır.
Dehşetengiz hiledir...
Ölümü gösterip, kansere razı etmek böyle olur ..
Çok açıktır ki Abdullah Öcalan çıkışındaki ülkücü yuvasına dönmüş, bir ülkücü ve artık o bir kurttur, ardına düşenler de koyundur.
Bunu böyle okumamak, Kürt karşıtlığında yer tutmak olur...
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 23:13:15
