İran’da olası rejim değişikliğinin Moskova’ya yansımaları: Rusya için riskler ve fırsatlar

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri baskıyı artırdığı bir dönemde, Tahran’da olası bir rejim değişikliği senaryosu Moskova açısından ciddi stratejik belirsizlikler barındırıyor. Rusya, artan askeri ve siyasi desteğiyle İran’daki dengelerin kendi aleyhine bozulmasını engellemeye çalışıyor.

6 Şubat 2026 - 16:14
6 Şubat 2026 - 16:14
 0
İran’da olası rejim değişikliğinin Moskova’ya yansımaları: Rusya için riskler ve fırsatlar

ABD silahlı kuvvetleri, İran’a yönelik olası bir askeri operasyonu mümkün kılacak kapasitede birlik ve unsurları bölgeye konuşlandırmayı sürdürüyor. Bu kapsamda üst düzey İran liderliğini hedef alabilecek saldırı seçenekleri için yoğun bir istihbarat faaliyeti yürütülürken, denizaltılar, savaş gemileri ve hava unsurlarının seçilmiş üslerde yeniden konuşlandırıldığı bildiriliyor.

Ancak askeri hazırlıkların en kritik aşamasını, olası bir operasyonun ayrıntılı planlaması oluşturuyor. Bu planlama; hedef tespiti, kuvvet ve araç tahsisi, harekât eksenleri ve özellikle İsrail ile koordinasyon mekanizmalarını kapsıyor.

Misilleme Senaryoları ve Askeri Denge

İran’ın olası bir ABD-İsrail saldırısına misilleme olarak İsrail içindeki hedeflere ve bölgedeki Amerikan üslerine orta menzilli balistik füzelerle saldırması bekleniyor. Daha önceki çatışmalarda yoğun şekilde kullanılan füze savunma mühimmatlarının hızla tüketilmesi, ABD ve İsrail açısından stokların yenilenmesini acil bir ihtiyaç haline getiriyor. Ancak savunma sanayisinin kısa sürede bu açığı kapatmasının zor olduğu değerlendiriliyor.

Washington ve Tel Aviv’in, İran’ı sürekli askeri tehdit altında tutarak uzun vadeli bir yıpratma stratejisi izlediği, bunun Tahran’ın hem askeri kapasitesini hem de ekonomisini zorladığı belirtiliyor. Buna karşılık, bölgede uzun süre yüksek askeri hazırlık düzeyini korumak ABD için de ciddi bir kaynak yükü anlamına geliyor. Buna rağmen, stratejik inisiyatifin büyük ölçüde saldırı kapasitesine sahip taraflarda olduğu ifade ediliyor.

İran’ın Caydırıcılığı ve Sınırlı Etkisi

Askeri açıdan bakıldığında, İran’ın olası bir karşılığının etkinliği tartışmalı görülüyor. Geçen yıl ABD ve İsrail ile yaşanan gerilimlerde yüzlerce balistik füze kullanılmasına rağmen stratejik sonuç elde edilememesi, Tahran’ın caydırıcılığını zayıflatmıştı. “On iki gün savaşı” olarak anılan son çatışmada ise İran’ın, petrol tankerlerini hedef almak gibi daha etkili baskı araçlarından kaçınması, İsrail’in yoğun hava saldırılarını sürdürmesine olanak tanıdı.

Bu kez İran’ın stratejisini yeniden gözden geçirmesi ihtimali konuşulsa da, ABD’nin ana kuvvetlerini İran füzelerinin menzilinin dışına çekme ve bölgedeki üslerini çok katmanlı hava savunma sistemleriyle tahkim etme hazırlıkları dikkat çekiyor.

Vekil Güçler ve Bölgesel Yayılma Riski

Tahran, ABD üslerini, enerji altyapısını ve İsrail’i hedef alma tehdidini sürdürürken; Irak’taki İran yanlısı silahlı grupların da daha açık bir şekilde devreye girmeye hazırlandığı belirtiliyor. “Kataib Hizbullah”, “Bedir Örgütü” ve “Nuceba Hareketi” gibi grupların yanı sıra, “Sarayya Evliya ed-Dem” adlı oluşumun yeraltı üslerinden taktik füze kullanma hazırlığı yaptığı bildiriliyor.

Bu durum, İran’ın olası bir çatışmada mümkün olduğunca fazla bölgesel müttefiki devreye sokarak ABD hedeflerini daha düşük maliyetle ve daha geniş bir coğrafyada baskı altına alma stratejisini benimsediğine işaret ediyor.

Rejim Değişikliği Senaryosu ve Rusya Faktörü

ABD ve İsrail’in İran’daki mevcut askeri ve siyasi liderliği devirmesi ihtimali düşük olsa da tamamen dışlanmıyor. Böyle bir senaryonun, ülke içindeki güç dengeleri ve zayıf muhalefet yapısı nedeniyle hızlı bir rejim değişimi yaratmayacağı, aksine uzun ve karmaşık bir iktidar mücadelesine yol açacağı değerlendiriliyor. Bu süreçte İran Devrim Muhafızları’nın, reformist akımları tamamen tasfiye ederek kontrolü sıkılaştırması olası görülüyor.

Bu tablo, Rusya açısından kritik sonuçlar doğuruyor. Moskova’nın, önceki çatışma dönemlerine kıyasla İran’a daha görünür bir destek verdiği dikkat çekiyor. Protestoların bastırılmasına yönelik teknik destek, Rus ve Çin askeri nakliye uçaklarıyla İran’a yapılan sevkiyatlar ve Rus yapımı Mi-28 taarruz helikopterlerinin İran’da görüntülenmesi, bu desteğin somut göstergeleri olarak yorumlanıyor.

Moskova İçin Asıl Risk: Belirsizlik

Ancak bu askeri yardımların geniş çaplı bir savaşta belirleyici olmaktan uzak olduğu belirtiliyor. Asıl önemlerinin, Rusya’nın İran rejimine verdiği siyasi ve stratejik mesajda yattığı ifade ediliyor. Şubat ayında İran, Rusya ve Çin’in Hint Okyanusu’nun kuzeyinde yapmayı planladığı ortak deniz tatbikatları da bu mesajın bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre Moskova ve Pekin açısından en büyük risk, İran’da olası bir rejim değişikliğinin yaratacağı güç boşluğu. Böyle bir senaryoda, Rusya’nın Orta Doğu’daki varlığını gerekçelendirdiği Kuzey-Güney Uluslararası Ulaştırma Koridoru’nun çökmesi ciddi ekonomik ve stratejik sonuçlar doğurabilir.

Her ne kadar Moskova ile Tahran arasındaki askeri ve istihbarat işbirliği derinleşmiş olsa da, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin sınırlı kaldığına dikkat çekiliyor. 2025 itibarıyla ticaret hacminin 4,8 milyar dolarla sınırlı olması, bu ilişkinin stratejik bir ittifaktan ziyade taktik bir ortaklık olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, İran’da yaşanacak köklü bir değişim Rusya için bir kazanımdan çok, öngörülemezlik ve stratejik kayıp riski anlamına geliyor. Moskova’nın mevcut politikası ise bu belirsizliği mümkün olduğunca ertelemeye ve Tahran’daki statükoyu korumaya odaklanıyor.

 

Bu haber toplam 329 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 17:15:26