İran’ın savaş stratejisi: Her ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak

ABD-İsrail saldırıları sürerken Tahran yönetimi askeri zafer yerine rejimin ayakta kalmasını “başarı” olarak görüyor; altyapı yıkımı ve sivil kayıplar ise ikinci planda kalıyor.

19 Mar 2026 - 09:50
19 Mar 2026 - 09:50
 0
İran’ın savaş stratejisi: Her ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak

ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’da başlattığı ve İran’ı hedef alan savaşın 15’inci gününde, ülke genelinde kritik altyapılar vurulurken üst düzey askeri yetkililer öldürüldü. İran, modern tarihinin en tehlikeli dönemlerinden birinden geçmesine rağmen rejim ayakta kalmayı sürdürüyor.

Ancak bu durum, klasik anlamda bir askeri başarıya değil, Tahran yönetiminin benimsediği farklı bir stratejiye dayanıyor: “Her ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak, zaferdir.”

Rejim için öncelik: Ayakta kalmak

İran yönetimi, savaşta geleneksel anlamda kazanamayacağını kabul ederek stratejisini rejimin devamlılığı üzerine kurmuş durumda. Bu yaklaşımda temel hedef; güvenlik aygıtlarını korumak, sokak kontrolünü sürdürmek ve siyasi otoritenin devamını sağlamak.

Bu çerçevede özellikle Devrim Muhafızları (IRGC) ve iç güvenlik mekanizmalarının ayakta kalması, rejimin sonucu “başarı” olarak sunabilmesi için yeterli görülüyor.

 “Ülke yıkılsa da rejim ayakta kalmalı”

Uzmanlara göre Tahran’ın stratejisinde altyapı kaybı, ekonomik çöküş ve sivil kayıplar ikincil önemde. Rejim, toplumun bu maliyetleri üstlenmesini bekliyor.

Bu anlayışa göre ülke zarar görebilir ancak rejim varlığını sürdürmelidir. Bu nedenle savaşın yarattığı yıkım, siyasi hedefler karşısında belirleyici bir unsur olarak görülmüyor.

Hamas modeli örnek alınıyor

İran’ın bu yaklaşımında, 7 Ekim 2023 sonrası Gazze’de yaşananlar önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Büyük yıkıma rağmen Hamas’ın varlığını sürdürmesi, Tahran için “hayatta kalmanın zafer sayılması” modelini güçlendirdi.

Benzer şekilde İran da, rejim ayakta kaldığı sürece sonucu kendi lehine yorumlayabileceğini düşünüyor.

Asimetrik savaş ve ekonomik baskı

Askeri açıdan zayıflayan İran, stratejisini asimetrik yöntemlere kaydırmış durumda. Bu kapsamda; Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji akışını baskı altına alma, ticari gemilere yönelik saldırılar ve bölgedeki enerji altyapılarını hedef alma gibi adımlarla savaşın ekonomik maliyetini artırmayı hedefliyor.

Tahran yönetimi, petrol fiyatlarını yükselterek küresel piyasalarda baskı oluşturmayı ve Batı kamuoyunda savaş yorgunluğu yaratmayı amaçlıyor.

İçeride sert güvenlik önlemleri

Rejim, iç cephede ise kontrolü kaybetmemek için yoğun baskı uyguluyor. Yetkililer, savaş döneminde protestoları “ihanet” olarak nitelendirirken, güvenlik güçleri şehirlerde geniş çaplı denetimler yapıyor.

Sokaklarda silahlı devriyeler artırıldı. Araçlar ve telefonlar kontrol ediliyor ve İnternet erişimi kısıtlanıyor. Ayrıca sosyal medyada rejim yanlısı propaganda faaliyetleri yoğunlaştırılırken, muhalif seslerin bastırıldığı belirtiliyor.

Algı savaşı da sürüyor

Tahran yönetimi yalnızca sahada değil, medya ve kamuoyu alanında da kontrolü elinde tutmaya çalışıyor. Devlet televizyonu ve resmi kanallar üzerinden yayılan görüntülerle halkın rejimi desteklediği algısı oluşturuluyor.

Uzmanlara göre bu stratejide amaç, hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma “rejim hâlâ güçlü” mesajı vermek.

Zafer tanımı değişiyor

İran’ın mevcut savaş stratejisi, klasik askeri başarı ölçütlerinden uzak bir anlayışa dayanıyor. Bu yaklaşımda; Rejimin ayakta kalması, sokak ve bilgi kontrolünün sürmesi ve Güvenlik aygıtlarının korunması zafer için yeterli kabul ediliyor.

Bu nedenle İran açısından savaşın sonucu, sahadaki yıkımın boyutundan ziyade rejimin varlığını sürdürebilmesine bağlı olacak. Uzmanlar ise bu stratejinin uzun vadede gerçek bir zafer mi yoksa daha büyük bir çöküşün ertelenmesi mi olduğunu zamanın göstereceğini belirtiyor.

 

Bu haber toplam 406 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 10:50:54