İran’ın 'yakın tehdit yok' savı neden bölgede inandırıcı bulunmuyor?
Körfez ülkeleri, İran’ın “yakın tehdit yok” savının onlarca yıllık vekil güçler, füze programı ve bölgesel müdahaleler dikkate alındığında gerçeği yansıtmadığını savunuyor; mevcut operasyonlar birçok başkentte gecikmiş bir dengeleme hamlesi olarak görülüyor.

Ortadoğu’daki Körfez ülkeleri açısından bakıldığında, İran’a yönelik ABD-İsrail operasyonlarının “yakın tehdit yoktu” gerekçesiyle eleştirilmesi sahadaki gerçeklikle örtüşmüyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve diğer bölge ülkeleri, 1979’daki İran Devrimi’nden bu yana Tahran’ın politikalarını doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak görüyor.
İran’ın bölgesel stratejisi yalnızca devlet politikalarıyla sınırlı kalmadı; Hizbullah, Husiler ve Irak’taki Şii milisler gibi vekil güçler üzerinden geniş bir etki alanı oluşturdu. Bu yapı, onlarca yıl boyunca hem bölgesel hem de küresel ölçekte saldırılarla ilişkilendirildi.
Uzmanlara göre “yakın tehdit” kavramı, özellikle nükleer kapasiteye yaklaşan ülkeler söz konusu olduğunda klasik anlamını yitiriyor. İsrail’in eski başbakanı Naftali Bennett’in de vurguladığı gibi, tehdit somut hale gelene kadar beklemek çoğu zaman “çok geç” anlamına geliyor. Bu yaklaşım, uluslararası ilişkilerde önleyici müdahale tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Nitekim Michael Walzer gibi düşünürler, devletlerin henüz gerçekleşmemiş ancak açıkça yaklaşan tehditlere karşı kendilerini savunma hakkı olduğunu savunuyor. Bu çerçevede İran’ın balistik füze programı, nükleer faaliyetleri ve bölgedeki askeri ağları birlikte değerlendirildiğinde, bazı aktörler için tehdit “potansiyel” olmaktan çıkıp “kaçınılmaz” bir risk haline geliyor.
Öte yandan eleştirmenler, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesine atıfla askeri müdahalenin ancak doğrudan bir saldırı sonrasında meşru olabileceğini savunuyor. Ancak destekleyen taraflar, bu hakkın “doğal” olduğunu ve Küba Füze Krizi örneğinde olduğu gibi önleyici adımların da uluslararası hukuk içinde değerlendirilebileceğini ileri sürüyor.
Bölge ülkeleri açısından asıl mesele, İran’ın uzun yıllara yayılan askeri ve siyasi faaliyetlerinin yarattığı birikimli tehdit algısı. Bu nedenle mevcut operasyonlar bazı başkentlerde ani bir müdahale değil, gecikmiş bir dengeleme hamlesi olarak görülüyor.
Sonuç olarak Körfez perspektifine göre tartışma yalnızca bugünkü askeri operasyonlarla ilgili değil; İran’ın onlarca yıla yayılan stratejisinin yarattığı güvenlik denklemine nasıl yanıt verileceğiyle ilgili. Bu nedenle “yakın tehdit yok” argümanı, bölgedeki birçok aktör için sahadaki gerçekliği yansıtmayan eksik bir değerlendirme olarak görülüyor.
Son güncellenme: 13:16:30





































































































































































































