Mustafa Özçelik: ''Tek devlet, tek millet'' ile ''ulus devlete karşıyız, demokratik ulus'' aynı anlayışın iki farklı söylemidir

23 Ekim 2026 - 13:03
23 Ekim 2026 - 13:03
 0
Mustafa Özçelik: ''Tek devlet, tek millet'' ile ''ulus devlete karşıyız, demokratik ulus'' aynı anlayışın iki farklı söylemidir

İki yıldır, Türkiye Devleti’nin ‘’Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’’; Öcalan, PKK, DEM Parti’nin ‘’Barış ve Demokratik Toplum’’, bazı kesimlerin de ‘’Çözüm Süreci’’ olarak tanımladığı bir ‘’süreç’’ten bahsedilmektedir.

Biz bu iki yıllık süreçte, PKK’nin silah bırakma kararının, Kürtlere zarar veren bir duruma son verilmesi anlamında doğru bir karar olarak değerlendirdik. Ama, bugüne kadar yapılan açıklamaları, sergilenen tutumları, hazırlanan raporları ve çıkarılan yasaları göz önünde bulundurarak, bu ‘’süreci’’, oyalama, öteleme, Kürtlerin hak ve özgürlüklerini yok sayma, engelleme süreci olarak değerlendirdik.

Gerek Türkiye Devleti yetkililerinin, özellikle son dönemlerde daha yoğun bir şekilde gündemleştirdikleri ‘’Tek Devlet, Tek Millet’’ paradigmasının; gerekse  Öcalan, PKK, DEM Parti yöneticilerinin Türkiye Devleti’nin bu söylemlerini destekleyici nitelikteki  “demokratik ulus”, “ulus devlete karşıyız” söylemlerinin gerçekte ne anlama geldikleri ve bunun Kürt milleti açısından ne tür tehlikeler içerdiği konusuna daha bir dikkat çekmek ihtiyacından dolayı bu konudaki bazı görüş ve önerilerimizi tekrar dile getirmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Türk Devleti, 100 yılı aşkın bir süredir, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla “tek millet, tek devlet” anlayışını uygulamakta; Kürt milletinin varlığını yok saymaya, onu inkâr etmeye ve kolektif hak ve özgürlüklerini, kendi kendini yönetme hakkını engellemeye çalışmaktadır. Öte yandan Öcalan, PKK ve DEM Parti yöneticileri de “demokratik ulus” ve “ulus devlete karşıyız” söylemlerini gündemleştirmektedir. Bize göre bu iki yaklaşım, farklı söylemlerle ifade edilseler de özünde Kürt milletinin ayrı bir millet olarak varlığını ve diğer milletler gibi kendi geleceğini belirleme, kendisini yönetme hakkını göz ardı eden bir anlayışta buluşmaktadır.

Türk Devleti, Kürt milleti ve diğer tüm etnik grupları ‘’Türk Milleti’’ adı altında eriterek, yok etmeyi hedefleyerek ‘’tek millet’’ten söz ederken; ‘’Tek devlet’’ derken de, Kürt milletinin, Kürdistan’da birlikte yaşadığı tüm etnik kesimlerle birlikte kendi ülkesinde siyasi, mili, coğrafik bir statü ile kendilerini yönetmelerini engellemeyi kast ettiği açıktır.

Türk Devleti, Kürt milletini ve diğer etnik grupları “Türk milleti” adı altında eriterek tek bir millet anlayışını dayatırken; ‘’Tek devlet’’ derken de, Kürt milletinin, Kürdistan’da birlikte yaşadığı tüm etnik kesimlerle birlikte kendi ülkesinde siyasi, mili, coğrafik bir statü ile kendilerini yönetmelerini engellemeyi kast ettiği açıktır.

Öcalan’ın “demokratik ulus” anlayışını; “entegrasyon”, “komünal sistem”, “eşit vatandaşlık”, “demokratik cumhuriyet” ve “ortak vatan” önermeleri ve ‘’Kürtler çöplük toplumudur’’, ‘’Kürtçe işlevsiz bir dildir’’ söylemleriyle birlikte değerlendirdiğimizde, burada kendi içinde demokrasiyi benimsemiş, demokratik değerleri özümsemiş bir Kürt ulusundan bahsedilmediği açık bir şekilde  görülmektedir. Bizim değerlendirmemize göre, Türkiye’de yaşayan farklı millet ve halkların tek bir ‘’ulus’’, tek bir siyasal ve toplumsal yapı içerisinde birleştirilmesini öngören bu yaklaşım, Türk Devleti’nin “tek millet” paradigmasının farklı bir söylemle yeniden üretilmesi anlamına gelmektedir.

Aynı şekilde, Öcalan’ın “ulus devlete karşıyız” söylemini de yukarıda dile getirdiğimiz diğer önerileriyle birlikte ele aldığımızda, bu karşı çıkışın yalnızca Kürt milletinin kendi ulus devletini kurmasına yönelik bir itirazla sınırlı olmadığını düşünüyoruz. Bu yaklaşım, Kürtlerin Kürdistan’da birlikte yaşadıkları diğer halk ve etnik gruplarla eşitlik temelinde ortak bir siyasi statü oluşturma seçeneklerini de dışlayan bir sonuç doğurmaktadır. Nitekim Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihli bildirgesinde bu yaklaşımını şu sözlerle ifade etmiştir:

“Aşırı milliyetçi savruluşunun zorunlu sonucu olan; ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır.”

Bu ifadeyle Öcalan, yalnızca Kürdistan’ın siyasi statüsüne ilişkin talepleri değil, kültürel haklara dayalı çözüm önerilerini de tarihsel toplum sosyolojisine cevap vermeyen seçenekler olarak değerlendirmektedir. Dolayısıyla söz konusu yaklaşımın, Kürt milletinin ulusal varlığının tanınması ve kolektif haklarının güvence altına alınması bakımından ne tür tehlikeler ve ciddi sonuçlar doğuracağı ciddi biçimde tartışılmalıdır.

Dünyada, birlikte yaşadıkları diğer millet ve etnik grupları yok sayan, onları egemen millet içerisinde eritmeye çalışan, tek bir egemen milletin üstünlüğüne dayalı otoriter ve ayrımcı devletler bulunduğu gibi; birlikte yaşayan millet ve halkların birbirlerinin varlıklarını ve haklarını tanıdığı, ortak iradelerini esas alan, eşitlik temelinde örgütlenmiş federal ve demokratik devletler de bulunmaktadır. Dolayısıyla farklı milletlerin bir arada yaşaması, onların ayrı kimliklerinin, kolektif haklarının ve siyasi iradelerinin ortadan kaldırılmasını gerektirmez.

Kürt milleti, binlerce yıldır üzerinde yaşadığı Kürdistan adlı coğrafyada, yaklaşık 70 milyona yakın nüfusuyla, dört devlet arasında bölünmüş bir millet olarak varlığını sürdürmektedir. Kürdistan’ın parçalanmışlığı, Kürt milletinin kendi kaderini tayin etme ve kendi kendini yönetme hakkının önündeki temel sorunlardan biridir. Kuzey Kürdistan da bu gerçekliğin bir parçasıdır.

Biz, Kürt milletinin ve Kürdistan’ın varlığını esas alan, Kürt milletinin kendi geleceğini belirleme hakkını içeren bir siyasi, millî ve coğrafi statüyü çözüm olarak öneriyor ve hedefliyoruz. Bu statünün, Kürdistan’da Kürt milletiyle birlikte yaşayan bütün diğer etnik kesimlerin, din ve mezheplerin ve farklı toplumsal kesimlerin ortak iradesinin ürünü olması gerektiğine inanıyoruz. Hedeflediğimiz yönetim biçimi; kendi içinde demokrasi, özgürlük ve adalet değerlerini özümseyen, farklı kimliklerin varlığını ve haklarını güvence altına alan, eşitlik temelinde şekillenmiş bir yönetim olmalıdır.

Bu stratejik hedefimizle birlikte, bugün gündeme getirilmesi ve elde edilmesi için mücadele edilmesi gereken aşağıdaki temel, acil, milli, demokratik ve kolektif hak ve özgürlükleri de aynı stratejik amacın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz:

--Kürt milletinin ayrı bir millet olarak varlığı tanınmalı ve anayasal güvence altına alınmalıdır.

--Kürtçe anadilde eğitim hakkı güvence altına alınmalı, Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmelidir.

--Düşünce, ifade ve inanç özgürlükleri ile bu temelde serbestçe örgütlenme hakkı anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

--Kürdistan adını taşıyan siyasi partilerin ve sivil toplum kurumlarının kurulmasının önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılmalıdır.

--Siyasi, demokratik ve sivil faaliyetlerinden, düşüncelerinden dolayı cezaevlerinde bulunanlar koşulsuz serbest bırakılmalı; bu gerekçelerle açılmış davalar düşürülmelidir.

--Bölge, şehir, kasaba ve köylerin Kürtçe isimlerinin kullanılmasının önündeki bütün yasal ve fiilî engellere son verilmelidir.

--Tarihi Kürt şahsiyetlerinin mezar yerleri açıklanmalıdır.

--Türkiye Devleti, imzalamış olduğu uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

Kürt, Kürdistan sorunun çözümünde, barışçıl, siyasal yol, yöntem ve araçların, diyalogun esas alınması perspektifini, son iki yıldaki ‘’yeni sürec’’e endekslemeden, yıllardır zaten savunduk, şimdi de savunuyoruz.

Türk Devleti’ni, 100 yılı aşkın bir süredir sürdürülen ve Kürt milletinin varlığını, kimliğini ve kolektif haklarını inkâr eden yanlış politikaları, bugün kapalı kapılar ardında farklı söylem, yol ve yöntemlerle sürdürmeyi amaçlayan yaklaşım ve tutumlarına son vermeye çağırıyoruz. Kürt ve Kürdistan sorununun ertelenmesine, toplumun oyalanmasına ve temel taleplerin karşılıksız bırakılmasına dayanan siyaset anlayışından vazgeçilmelidir. Siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları ve akil insanlarıyla Kürdistan halkının en geniş kesimleri, Kürt, Kürdistan sorunun çözümünün muhatabıdırlar.

Öcalan’ı, PKK’yi ve DEM Parti’yi de Türk Devleti’nin sorunu daha karmaşık hâle getiren ve çözümsüzlüğü derinleştiren politikalarına destek vermekten, Kürt milletinin milli, demokratik değer ve haklarını yok sayan siyaset ve tutumlardan vazgeçmeye çağırıyoruz. Kürt milletinin varlığını, kendi geleceğini belirleme hakkını ve kolektif ulusal haklarını esas almayan yaklaşımların kalıcı bir çözüme hizmet etmeyeceği artık aşikardır.

Tüm Kürt partilerini, gruplarını ve siyasi çevrelerini; Kürt sivil toplum kuruluşlarını, akil insanları, DEM Parti’nin yurtsever potansiyelini ve halkımızı, Kürt milletinin varlığını ve onun millî, siyasi, demokratik ve kolektif hak ve özgürlüklerini yok sayan, bu hakların kullanılmasını engelleyen amaç ve sonuçlar doğuran kapalı kapılar ardındaki görüşme ve siyasetlere karşı ortak bir tutum geliştirmeye çağırıyoruz.

Kürt milletinin ulusal varlığını ve haklarını esas alan ortak bir milli iradenin oluşturulması için güçlerimizi birleştirmeli; inkâra, yok saymaya ve haklarımızın ertelenmesine dayalı her türlü yaklaşım karşısında ortak bir tutumla “Hayır” demeliyiz.

Mustafa Özçelik

Kürdistan Yurtseverler Partisi (PWK) Genel Başkanı

 

Bu haber toplam 1 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 13:03:05