Suriye’de yeni denklem: 'Sünni ekseni' yükseliyor
Akademisyen Doç. Dr. Arzu Yılmaz’a göre Afganistan’dan Suriye’ye uzanan yeni “Sünni eksen”, Batı’nın tercihi haline gelirken Kürtlerin yıllardır avantaj olarak görülen seküler çizgisi bu süreçte dezavantaja dönüştü. Yılmaz, Rojava’dan Türkiye’deki Kürt meselesine kadar uzanan geniş bir çerçevede kritik değerlendirmelerde bulundu.
Akademisyen Doç. Dr. Arzu Yılmaz, Ortadoğu’da son dönemde hızlanan jeopolitik dönüşümü değerlendirerek, Afganistan’dan başlayıp Suriye ve Lübnan’a uzanan yeni bir “Sünni eksen”in oluştuğunu ve bu hattın Batı, özellikle de ABD tarafından tercih edildiğini söyledi. Yılmaz’a göre bu yeni tablo, Kürtlerin bugüne dek en önemli avantajlarından biri olarak görülen seküler ve çoğulcu siyasal çizgiyi ciddi biçimde zayıflatıyor.
T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Yılmaz, Suriye’de Şam yönetimi ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasında varılan entegrasyon mutabakatının nihai bir çözüm olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Sürecin son derece kırılgan ve değişken olduğuna dikkat çeken Yılmaz, “Bugün taraflar çatışma yerine uzlaşmayı tercih etmiş görünüyor. Ancak bu ‘kademeli entegrasyonun’ nereye varacağını bugünden net biçimde söylemek mümkün değil” dedi.
“Rojava Kürtler için sembolik bir eşik”
DSG’nin Rakka ve Deyrezzor gibi Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerden çekilmesini değerlendiren Yılmaz, bunun Kürtler açısından stratejik ama sınırlı bir geri adım olduğunu ifade etti. Bu bölgelerin Kürt siyaseti açısından hiçbir zaman temel hedef olmadığını belirten Yılmaz, asıl kırmızı çizginin Kobani–Haseke–Kamışlı hattı olduğunu söyledi.
Yılmaz, “30 Ocak’ta varılan mutabakat, Kürtlerin doğal ve asgari hedeflerinin büyük ölçüde korunduğunu gösteriyor. Ancak Rojava meselesi artık sadece askeri ya da idari bir konu değil; Kürtler açısından bir onur meselesine dönüşmüş durumda” diye konuştu. Yılmaz’a göre Rojava, farklı ülkelerde yaşayan Kürtleri ortak bir tehdit algısı etrafında birleştiren sembolik bir merkez haline geldi.
ABD’nin tercihi: DSG’den HTŞ’ye
ABD’nin Suriye politikasını da eleştirel biçimde değerlendiren Yılmaz, Washington’un DSG ile kurduğu ilişkinin başından itibaren taktik ve geçici olduğunun artık netleştiğini söyledi. ABD’nin son dönemde Heyet Tahrir el-Şam’a (HTŞ) yönelik yaklaşımının ise daha geniş bir bölgesel stratejinin parçası olduğunu savundu.
“Bugün Afganistan’dan Suriye’ye, oradan Beyrut’a uzanan bir Sünni çember inşa ediliyor” diyen Yılmaz, bu çemberin temel hedeflerinden birinin İran’ı çevrelemek olduğunu belirtti. Yılmaz’a göre bu yeni güvenlik mimarisi Kürtleri sistemin dışında bırakıyor ve Batı’nın Kürtlere yönelik ilgisini ciddi biçimde azaltıyor.
Mesud Barzani ve Abdullah Öcalan’ın son dönemdeki siyasi tutumlarına da değinen Yılmaz, her iki aktörün de Ortadoğu’da güçlü merkezi yönetimlerin yeniden öne çıktığını gördüğünü ifade etti. Yılmaz, “Bu tablo, birleşik bir Kürdistan idealinden ziyade Kürtlerin yaşadıkları ülkelerde merkeze yakın, güçlü ve tanınmış bir statü elde etme arayışını öne çıkarıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye ve “Terörsüz Türkiye” tartışmaları
Türkiye’de yürütülen “Terörsüz Türkiye” tartışmalarını da değerlendiren Yılmaz, bu sürecin klasik anlamda bir barış sürecinden çok, bölgesel krizler karşısında iç cepheyi tahkim etmeye yönelik bir devlet stratejisi olduğunu söyledi. Ankara’nın Kürtleri kültürel bir özne olarak tanımaya daha yatkın olduğunu, ancak siyasi özne olarak kabul etmekte isteksiz davrandığını belirten Yılmaz, temel sorunun da burada düğümlendiğini kaydetti.
Kürt siyaseti yeni bir döneme mi giriyor?
Yılmaz’a göre Kürt hareketi içinde uzun süredir biriken eleştiriler, Rojava’daki savaş ve güvenlik tehdidi nedeniyle geri planda kaldı. Şiddetin tamamen ortadan kalkması halinde Kürt siyasetinde daha görünür, çok aktörlü ve iç tartışmaların öne çıkacağı bir dönemin başlayabileceğini belirten Yılmaz, “Bu durum Kürt siyaseti açısından hem riskler hem de yeni imkanlar barındırıyor” dedi.
Son güncellenme: 15:56:53