Trump'ın dünya düzeni Avrupa'nın güvenliğini nasıl etkiliyor?

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Münih Güvenlik Konferansı'nda bomba etkisi yaratan konuşmasının üzerinden bir yıl geçti.

11 Şubat 2026 - 15:28
11 Şubat 2026 - 15:28
 0
Trump'ın dünya düzeni Avrupa'nın güvenliğini nasıl etkiliyor?

Vance konuşmasında Avrupa'nın göç ve ifade özgürlüğü politikalarını eleştirmiş ve kıtanın karşı karşıya olduğu en büyük tehdidin kendi içinden geldiğini iddia etmişti.

Dinleyiciler gözle görülür şekilde şaşkına dönmüştü.

O günden bu yana, Trump yönetimi dünya düzenini altüst etti.

Hem müttefikler hem de düşmanlar gümrük vergileriyle cezalandırıldı, Venezuela'ya olağanüstü bir baskın düzenlendi; Washington Ukrayna'da Moskova'nın lehine olan şartlarla barış getirmeye çalıştı ve Kanada'nın ABD'nin "51. eyaleti" olması gerektiği gibi tuhaf bir talep ortaya atıldı.

13 Şubat'ta başlayacak ve 3 gün sürecek konferans, bu yıl da yine belirleyici olacak gibi görünüyor.

ABD Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio, Amerikan heyetine başkanlık edecek. 50'den fazla dünya lideri de konferansa davet edildi.

Konferans, Avrupa'nın güvenliğinin giderek daha belirsiz hale geldiği bir dönemde düzenleniyor.

Geçen yılın sonunda yayımlanan en son ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesinde, Avrupa'ya "kendi ayakları üzerinde durma" ve "kendi savunması için birincil sorumluluk alma" çağrısı yapılmıştı.

Bu belge, ABD'nin Avrupa'nın savunmasını destekleme konusunda giderek isteksiz davrandığı yönündeki endişeleri artırdı.

Ancak, ABD ile Avrupa arasındaki transatlantik ittifakı asıl sarsan, Grönland krizi oldu.

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesi ve küresel güvenlik için Grönland'ı "ele geçirmesi gerektiğini" defalarca dile getirmiş ve bir süreliğine güç kullanımı ihtimalini de dışlamamıştı.

Grönland, Danimarka Krallığı'na ait özerk bir bölge. Bu nedenle Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in, ABD ordusunun düşmanca bir işgalinin, 77 yıldır Avrupa'nın güvenliğini destekleyen NATO ittifakının sonunu getireceğini söylemesi pek de şaşırtıcı olmadı.

Grönland krizi şimdilik önlendi, Beyaz Saray başka önceliklerle meşgul.

Ancak Münih Güvenlik Konferansı'nda rahatsız edici bir soru askıda kaldı: Avrupa-ABD güvenlik ilişkileri onarılamayacak şekilde zarar gördü mü?

İlişkiler değişti, buna şüphe yok ancak parçalanmadı.

2014-2020 yılları arasında İngiltere Dış İstihbarat Servisi'nin (MI6) başkanı olan Alex Younger, transatlantik ittifakın bozulmadığını ama eskisi gibi de olmayacağını söylüyor.

Alex Younger, "Amerika ile güvenlik, askeri ve istihbarat alanındaki ilişkilerimizden hâlâ büyük fayda sağlıyoruz" diyor.

Younger ayrıca birçok kişi gibi, Başkan Trump'ın Avrupa'nın kendi savunması için daha fazla yük üstlenmesini istemesinin doğru olduğunu düşünüyor:

"500 milyonluk bir kıta [Avrupa] var ve 300 milyonluk bir kıtadan [ABD] 140 milyonluk bir kıta [Rusya] ile ilgilenmesini istiyorsunuz. Bu yanlış bir denklem. Bu yüzden Avrupa'nın kendi savunması için daha fazla sorumluluk alması gerek."

ABD vergi mükelleflerinin on yıllardır Avrupa'nın savunma ihtiyaçlarını fiilen sübvanse ettiği bu dengesizlik, Trump yönetiminin Avrupa'ya kızgınlığının temelini oluşturuyor.

Ancak transatlantik ittifaktaki bölünmeler, asker sayıları ve İspanya gibi NATO ülkelerinin savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılalarının en az yüzde 2'si düzeyinde tutamamalarından kaynaklanan rahatsızlığın çok ötesine geçiyor (Rusya şu anda savunma harcamalarına GSYH'nin yüzde 7'sinden fazlasını ayırırken, İngiltere için bu oran yüzde 2,5'in biraz altında).

Ticaret, göç ve ifade özgürlüğü konusunda Trump ekibi Avrupa ile keskin farklılıklar gösteriyor.

Bu arada, demokratik yollarla seçilmiş Avrupa hükümetleri, Başkan Trump'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ilişkisi ve Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden Ukrayna'yı sorumlu tutma eğilimi nedeniyle endişe duyuyor.

Münih Güvenlik Konferansı'nın organizatörleri, etkinlik öncesi bir rapor yayımladı.

Araştırma ve politika direktörü Tobias Bunde, raporda, İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD stratejisiyle artık temel bir kopuş yaşandığını belirtiyor.

Tobias Bunde, bu stratejinin genel olarak üç temele dayandığını savunuyor: Çok taraflı kurumların yararına inanmak, ekonomik entegrasyon ve demokrasi ile insan haklarının sadece değerler değil, stratejik varlıklar olduğuna inanmak.

Bunde'ye göre, "Trump yönetimi döneminde altında, bu üç temel de zayıfladı veya açıkça sorgulanır hale geldi".

'Avrupa için şoke edici bir uyarı'

Trump yönetiminin düşünce yapısının büyük kısmı ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde yer alıyor.

Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), bu belgeyi "Avrupa için gerçek, acı verici ve şoke edici bir uyarı" ve "Avrupa'nın kendisine bakışı ile Trump'ın Avrupa vizyonu arasında derin bir kırılma anı" olarak tanımlıyor.

Strateji belgesi, Washington'un müttefiki olması gereken Avrupa hükümetlerine düşmanca tavır sergileyen grupları destekleyen yeni bir politikaya öncelik veriyor.

Belgede "Avrupa ülkeleri içinde Avrupa'nın mevcut gidişatına karşı direnişin geliştirilmesi" teşvik ediliyor ve Avrupa'nın göç politikalarının "medeniyetin yok olma" riskini taşıdığını belirtiliyor.

Ancak belge, "Avrupa'nın stratejik ve kültürel açıdan ABD için hayati önemini koruduğunu" savunuyor.

CSIS, "Avrupa'nın bu strateji belgesine tepkisinin çoğu, Şubat 2025'te ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Münih'teki konuşmasına gösterilen dehşet verici tepkiyle aynı olacak" diyor.

Münih Güvenlik Konferansı'ndan Sophie Eisentraut, "Şu anda reform veya onarım vaat etmeyen ancak mevcut kurumları yıkmak istediklerini açıkça belirten siyasi aktörlerin yükselişine tanık oluyoruz" diyor ve onları "yıkım ekibi" olarak adlandırdıklarını söylüyor.

Narva testi

Ancak tüm bunlar arasında en önemli soru "5. madde hala geçerli mi?" sorusu.

NATO'nun kurulduğu Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. maddesinde, ittifak üyesi bir ülkeye yapılan saldırının tüm üye ülkelere yapılmış sayılacağı belirtiliyor.

1949'dan itibaren bir yıl öncesine kadar, Sovyetler Birliği'nin ve ardından Rusya'nın Litvanya gibi bir NATO ülkesini işgali durumunda, ABD'nin askeri gücüyle desteklenen ittifakın tüm gücüyle o ülkenin yardımına koşacağı kabul ediliyordu.

NATO yetkilileri 5. maddenin hala geçerli olduğunu ısrarla vurgulasa da, Trump'ın öngörülemezliği ve yönetiminin Avrupa'yı küçümseyen tavrı nedeniyle, bu maddenin geçerliliğini kaçınılmaz olarak sorgulanıyor.

Ben buna "Narva Testi" diyorum. Narva, Estonya'da, Rusya sınırında, Narva Nehri kıyısındaki, halkının çoğu Rusça konuşan bir kasaba.

Varsayımsal olarak Rusya, "Rus kardeşlerine yardım etmek" gibi bir bahaneyle bu kasabayı ele geçirmek isterse, ABD yönetimi Estonya'nın yardımına koşar mı?

Aynı soru, Belarus'u Baltık Denizi'ndeki Kaliningrad eksklavından ayıran Suwalki Boğazı'na yönelik gelecekte ve yine varsayımsal bir Rus hamlesi için de geçerli.

Aynı şekilde, Norveç tarafından yönetilen Svalbard Arktik takımadaları için de. Rusya'nın burada Barentsburg'da bir kolonisi bulunuyor.

NATO üyesi Danimarka'dan Grönland'ı alma konusundaki son toprak hırsları göz önüne alındığında, Başkan Trump'ın nasıl tepki vereceğini kimse kesin olarak tahmin edemez. Ve bu, Rusya'nın Ukrayna'da bir Avrupa ülkesine karşı tam ölçekli bir savaş yürüttüğü bir dönemde, tehlikeli yanlış hesaplamalara yol açabilir.

Münih Güvenlik Konferansı'nın bu hafta, transatlantik ittifakın nereye gittiği konusunda bazı cevaplar vermesi gerekiyor. Ancak bunlar, Avrupa'nın duymak istediği yanıtlar olmayabilir.

 

Bu haber toplam 135 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 16:30:45