ABD-İran gerilimi: Tahran neden 'teslim olmak' yerine çatışmayı tercih edebilir?

ABD’nin iki uçak gemisini İran çevresine konuşlandırması, Washington ile Tahran arasındaki dolaylı görüşmelerin kritik bir eşikte olduğunu gösteriyor. Tarafların pozisyon değiştirmemesi halinde askeri seçeneğin masaya gelebileceği değerlendiriliyor.

21 Şubat 2026 - 13:08
21 Şubat 2026 - 13:08
 0
ABD-İran gerilimi: Tahran neden 'teslim olmak' yerine çatışmayı tercih edebilir?

ABD’nin USS Abraham Lincoln uçak gemisini İran sularına yakın bir noktaya konuşlandırması dikkat çekici bir askeri hamle olarak değerlendiriliyor. Bir diğer uçak gemisi USS Gerald R. Ford ise Akdeniz’e ulaştı ve olası operasyonları desteklemek üzere İran yönüne ilerliyor.

Bölgeye ek askeri unsurların sevk edilmesi, Washington’ın çok katmanlı askeri seçenekler oluşturduğu izlenimini güçlendiriyor. Bu tür konuşlandırmalar diplomatik müzakerelerde bir kaldıraç işlevi görebileceği gibi, taraflar arasındaki dolaylı temasların çıkmaza girdiğine de işaret edebilir.

Taraflardan hiçbiri mevcut pozisyonunu değiştirmezse askeri harekât ihtimali güçlenebilir. Bu tablo, İranlı liderlerin neden kamuoyu önünde meydan okuyucu bir tutum sergilediği sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

ABD'nin koşulları kapitülasyon olarak görülüyor

Tahran’a göre Washington’ın öne sürdüğü şartlar müzakere değil, teslimiyet anlamına geliyor. Bu talepler arasında uranyum zenginleştirmenin tamamen sona erdirilmesi ve balistik füzelerin menzilinin azaltılması yer alıyor.

ABD yönetimi ayrıca İran’ın bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği kesmesini ve iç politikada insan hakları alanında değişime gitmesini talep ediyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da benzer mesajlar vermişti.

İran yönetimi açısından bu başlıklar tali konular değil; doğrudan güvenlik mimarisinin temel unsurları olarak görülüyor. Tahran, uzun yıllardır “Direniş Ekseni” olarak tanımladığı bölgesel ağ üzerinden çatışmaları kendi sınırlarından uzak tutmayı ve baskıyı İsrail’e yaklaştırmayı hedefliyor.

Balistik füze programı ise eskimiş hava kuvvetlerinin ve gelişmiş askeri teknolojiye sınırlı erişimin yarattığı boşluğu doldurmayı amaçlıyor. Resmi olarak barışçıl nitelikte olduğu belirtilen nükleer programın ise stratejik caydırıcılık sağladığı düşünülüyor. Uzmanların “eşik kabiliyeti” olarak tanımladığı kapasite, siyasi bir karar alındığında askeri aşamaya geçiş imkânı sunan bir altyapı olarak değerlendiriliyor.

Tahran’a göre bu unsurların ortadan kaldırılması, ülkenin caydırıcılık temelinin zayıflatılması anlamına geliyor.

Dini lider açısından riskler

İran’ın dini lideri Ali Hamaney açısından, Washington’ın şartlarını kabul etmek; ABD Başkanı Donald Trump dönemindeki ABD ile sınırlı bir savaşa girme riskinden daha tehlikeli görülebilir.

Tahran’daki karar alıcılar, maliyeti yüksek de olsa askeri bir çatışmanın atlatılabilir olduğunu düşünebilir. Buna karşılık stratejik geri çekilmenin rejimin uzun vadeli güvenlik doktrinini zayıflatacağı hesaplanıyor.

Ancak bu yaklaşım ciddi riskler barındırıyor. Olası bir ABD askeri kampanyasının ilk aşamasında üst düzey liderleri hedef alabileceği değerlendiriliyor. Hamaney’in hedef alınması, yalnızca 30 yılı aşkın liderliğinin sonu anlamına gelmeyecek; aynı zamanda hassas bir dönemde haleflik sürecini de istikrarsızlaştırabilecektir.

İslam Devrim Muhafızları Ordusu ve diğer güvenlik kurumlarına yönelik saldırılar, son dönemde iç protestoları bastırarak kontrolü yeniden tesis eden güvenlik aygıtını zayıflatabilir. Baskı mekanizmasına indirilecek ani bir darbenin iç dengeleri öngörülemez biçimde değiştirebileceği belirtiliyor.

Ekonomik baskılar da tabloyu ağırlaştırıyor. Yaptırımlar, yüksek enflasyon ve düşen alım gücü nedeniyle zorlanan İran ekonomisinin, petrol ihracatında kesinti ya da altyapı hasarı gibi yeni şoklara dayanmasının güç olacağı ifade ediliyor. Bu durum, bastırılmış toplumsal öfkeyi yeniden tetikleyebilir.

Bu çerçevede Tahran’ın meydan okuyucu söylemi, dışarıya kararlılık mesajı verirken iç kamuoyuna da güç projeksiyonu sunuyor. Ancak bu tutum uzlaşma alanını daraltıyor.

Washington'ın karşı karşıya olduğu riskler

Washington açısından da riskler az değil. ABD ordusunun olası bir gerilimde hedefleri gerçekleştirme kapasitesi bulunduğu değerlendirilse de, savaşların çoğu zaman öngörüldüğü gibi gelişmediği hatırlatılıyor.

İsrail ile İran arasında yaşanan son 12 günlük çatışma, Tahran’ın komuta yapısındaki ve askeri altyapısındaki zafiyetleri ortaya koyarken; aynı zamanda sistemin darbeleri absorbe etme ve yeniden uyum sağlama kapasitesini de gösterdi.

Daha geniş çaplı bir çatışmanın, her iki tarafın da istemediği sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor. Tahran’daki merkezi otoritenin zayıflaması, otomatik olarak istikrar ya da Batı çıkarlarıyla uyum anlamına gelmeyebilir. Güç boşluklarının yeni ve daha radikal aktörler yaratma ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Sonuç olarak Hamaney’in önünde sınırlı seçenekler bulunuyor. Washington’ın şartlarını kabul etmek caydırıcılık stratejisinin aşınması riskini taşırken, reddetmek iç kırılganlıkların arttığı bir dönemde çatışma olasılığını yükseltiyor.

Tahran, “stratejik teslimiyet” olarak gördüğü seçeneğe kıyasla, sınırlı ve kontrol edilebilir bir çatışmayı daha yönetilebilir bir risk olarak değerlendirebilir. Ancak bu hesap, bölgesel ve küresel dengeleri derinden etkileme potansiyeli taşıyor.

 

Bu haber toplam 441 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:10:35