Ahlak, Etik ve Dil!
''Dünyada kültürel, dilsel, şehirleşme ve üretimde büyük yeri olan “İnsanlığın Beşiği Yukarı Mezopotamya”nın böylesine es geçilmesi, eğer bilinçli bir gözden kaçırma durumu değilse, etik ve ahlaksal bir sorun olarak karşımıza çıkar. ''

Dillerin oluşumunun başlangıcının, tarıma dayalı artı ürünün yaratıldığı bölgelerden ortaya çıktığını, Mezopotamya(Dicle Fırat), Hindistan(Ganj), Çin ( Huangho, Sarı Nehir, Sarı Irmak ya da Altın Nehir), Nil vb. nehir havzalarında, üretime bağlı olarak ortaya çıktığını biliyoruz.
Biliyoruz ki diller bir iletişim aracından çok daha fazlasıdır. Dil tarihin ve kültürün yaşayan kayıtlarıdır. Dil medeniyetleri şekillendirir. Gelenekleri korur ve nesilleri birbirine bağlar. Antik metinlerden epik şiirlere kadar dil, felsefe ve mitoloji toplumları etkileyerek insanlık tarihinde kalıcı izler bırakır.
Yeni diller ve lehçeler ortaya çıkarken, diğerleri bilinmezlik içinde kaybolur. Yine de bazıları kültürel değişimler ve uygarlaşmaya uyum sağlayarak tarihi olarak hayatta kalmayı başarmıştır. Uzmanlar tanımları ve tarihi kayıtları tartıştığında, “en eski dili” belirlemek zordur. Bununla birlikte, birkaç dil zamana karşı direnmiş ve bugün hala konuşulur..
Hangileri olduğunu tartışmaya açarken, gelişmeye devam eden zengin bir mirasa sahip, dünyanın hayatta kalan dilleri tespit edilir. Genellikle, Sümer, Mittani, Med, Part devletlerinin dilleri üzerinde durulmaz ve es geçilir ya da “Yukarı Mezopotamya Hint-Aryan dili” denilir. Ancak son on yıllarda bu “es geçme” artık mümkün olmuyor. Artık “Yukarı Mezopotamya Hint Avrupa dili” denilen dilin Kürdi dilden başka bir dile tekabül etmediği ortaya çıkmıştır. Dünyada kültürel, dilsel, şehirleşme ve üretimde büyük yeri olan “İnsanlığın Beşiği Yukarı Mezopotamya”nın böylesine es geçilmesi, eğer bilinçli bir gözden kaçırma durumu değilse, etik ve ahlaksal bir sorun olarak karşımıza çıkar. Yine Medlerin Ahameniş döneminin Kralı I. Darius’un geçmişini anlattığı Bihistun Yazıtları da es geçilmiştir.
Kürt tarihinde bilinen ilk Kürtçe şiirin yazarı Borazboz, M.Ö. 330'lu yıllarda yaşadığı sanılan Kürt şair. Hewraman'da yaşayan şair, Kürtlere ait olduğu bilinen ilk yazılı eser, 1950 yılında İngiliz arkeologlar tarafından İran'ın Hewraman kentinde bir mezar taşında bulunmuş ve şu anda Londra'da bir müzede sergilenmektedir. Şair, Kürtçe yazdığı şiirinde, ölen eşine olan özlemini anlatmaktadır.
“Ahura Mazda büyük bir tanrıdır, o ki dünyayı yaratan, o ki gökyüzünü yaratan, o ki insanı yaratan, o ki insanın mutluluğunu yaratan, o ki Serhas'ı kral yapan, pek çokların tek kralı, pek çokların tek efendisi.” diye kayıtlara geçen ve Onun kitabı Avestayı es geçmek de bir etik sorun olarak duruyor. Bu durumun tamamen Kürt milletinin son yüzyıllardaki devletsizliğinden kaynaklı olduğunu belirtmemizin yanında, dünyada araştırmaların entelektüel etik çerçevesindeki etik eksikliğinden de kaynaklandığını belirtelim. Tabi Kürt araştırmacılarının da eksiklikleri cabası...
Tamilce; Güney Hindistan ve Sri Lanka'da ortaya çıkan Tamilce, 3000 yıla yayılan zengin bir edebi tarihe sahiptir. Günümüzde Tamilce, başta Tamil Nadu, Sri Lanka ve diasporik topluluklar arasında olmak üzere dünya çapında 70 milyondan fazla kişi tarafından konuşulmaktadır. Medya, eğitim ve günlük yaşamda kullanılan canlı bir küresel dil olmaya devam etmektedir.
Sanskritçe; Sayılan diller arasında Sanskritçe de Hindistan'ın klasik ve kültürel dilidir ve kökleri 3.500 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Artık yaygın olarak konuşulmasa da Hinduizm, Budizm ve Jainizm'in dili olarak önem taşımaktadır.Sanskritçe aynı zamanda birçok Hint dilinin temelini oluşturmuş ve dünya çapında bilimsel, felsefi ve edebi gelenekleri etkilemiştir. Günümüzde, özellikle dili yeniden canlandırma çabalarının devam ettiği Hindistan'da, akademisyenler bu dili çalışmakta ve konuşmaktadır.
Yunanca: Yunanca dilinin geçmişi 3.000 yıl öncesine dayandığı iddia edilir. Antik Yunan'ın filozoflarının, matematikçilerinin ve büyük beyinlerinin dilidir. Bugün içinde yaşadığımız dünyayı şekillendiren zengin bir tarihsel içeriğe sahip olduğu iddia edilir. Günümüz Yunancası antik halinden farklıdır; Yunanistan ve Kıbrıs'ta 13 milyondan fazla insan hala bu dili konuşmaktadır. Antik ve modern dünyalar arasında köprü kurmaya devam ederek bizi zengin bir sanat, bilim ve ötesi mirasına bağlamaktadır.
İbranice; İbranice, yüzyıllarca sınırlı kullanımdan sonra yeniden canlanması nedeniyle diğer eski diller arasında benzersizdir. Geçmişi 3,000 yıl öncesine dayanan İbranice, geniş Yahudi inancının dilidir ve zamanla günlük kullanımdan uzaklaşarak ayin dili olarak varlığını sürdürmüştür. Ancak 19. ve 20. yüzyıllarda İbranice bir konuşma dili olarak yeniden canlanmıştır; bugün 9 milyondan fazla kişi tarafından konuşulmaktadır.
Çince (Mandarin); Çin dili, özellikle de Mandarin dili, Shang Hanedanlığı'nın en eski yazılı kayıtlarına kadar 3.000 yıl öncesine dayanmaktadır. Çin-Tibet ailesinin bir parçasıdır ve yazılı formu aracılığıyla sürekliliğini korurken bin yıl boyunca gelişmiştir.
Bugün Çince, bir milyardan fazla konuşmacısıyla dünyada en çok konuşulan dildir. Uzun ömürlülüğü kültürel ve tarihi gücünü gösterir ve geniş ve çeşitli bir nüfusu birleştirmeye devam eder.
Bir dil meraklısı ya da sadece meraklı olun, artık zamana meydan okuyan zengin dil mirasına bir göz atabilirsiniz. Bu diller, İnsanlığın ortak geçmişine ve geleceğine açılan bir pencere sunmakta ve günümüzü daha iyi anlamamızı sağlamaktadır.
İlk Dünya dilleri arasında çok doğru olarak, Tamilce, Sanskritçe, Yunanca, İbranice ve çince sayılırken, Kürdi dilinin “es geçilmesi” başlı başına araştırılması gereken bir ahlak ile etik konusudur.. En son Vikipedia denilen özgür ansiklopediye yansıyan araştırmalarda, “Kürdçenin Dünya dilleri arasında, kelime kök ve hazinesi bakımında ilk sekiz dil arasına girdiği, şayet kırdki ve gorani lehçeleri de taranırsa ilk üç dil arasına girebileceği” belirtilir. O halde ahlak ve etik sorununu yeniden hatırlatmak yerinde olur.
Çoğu zaman ahlak(moralite) ile etik eş anlamlı kullanılır ki, bu yanlıştır. Ahlak daha basit günlük şiddet, cinsel taciz, meşru olmayan ilişki ve fiiller için kullanılır.
Etik ise, ahlakın felsefi olarak incelenmesi anlamında kullanılarak daha üst düzey bir felsefi düşünce halinde kullanılır ve anlamlandırılır. Etik daha çok “Şimde ve burada ne yapmalıyım’ ki daha onurlu, erdemli bir iş çıkarabileyim” hassasiyetini göstermek ile ahlaktan daha üst, geniş ve sistemli düşünceden hareket ile ayrılır.
Bu nedenle, “İnsanın ahlak sahibi olması için önce etik sahibi olması gerekir.” denilir. İyi bir yaşama sahip olmak için ahlak sahibi olması yeterlidir.
Ancak kişi; hukuksal, siyasal ve ettik düşüncelere bağlı kültürel bir kavramdır. Önceki yüzyıllarda kadınlar ya da köleler insandan çok mal olarak kabul ediliyorlardı. Hayvanlar da mal olarak kabul edildikleri için siyasal ve hukuksal hakları olmadığı ve kişi olamadıkları kabul edilir.
O halde, kişi hakları nasıl belirlenir?
Köle, hayvan ya da mal olarak kabul edilerek etik haklardan yoksun bırakılarak, hak temelli bir varlık olduğuna bakmaksızın belirlenmiş olur ki, etik açıdan bakmak mümkün olabilir mi?
Olamayacağı açıktır!
Okullarda, okul öncesinden başlamak üzere, bir ömür sürecek eğitim ve öğretim ortamındaki herkesin kişilik haklarının eşit olduğunu, öz bilinçlerine ve kararlarına sahip çıktıkları, özgürce kişilik ve kimliklerini geliştirerebildikleri, eğitimde fırsat eşitlikleri sağlanıyor olması vs. hakların varlığı ile mukayese ediliyor mu?”
Eğer bu sorulara olumlu ve pozitif cevaplar çıkmıyorsa, o toplumlarda etik bir yaşam, eşit toplum hakları sağlanmıyor demektir. Etik ve eşit olmayan toplumlardaki ilişkilerde hukuk, siyasal haklar ve eşitlik de olmaz. Etik, ahlaktan daha derinlikli düşünülmüş sistemli bir kişilik ve toplumsal ihlal, imha, aksi tedrisat ve daha derin ama görünmez bir ahlaki körlüğe mahkum etmek olur ki, bu insanlığa karşı ağır suç kapsamına girer.
Bu suçları devletler ve uluslar, kapsamlı olarak “Tedrisi teshisat” ya da "Şark Islahat Planı" tarzında planlayarak işilyorsa daha da ağır bir suç kapasitesine girer. Kaldı ki bu suçun temelleri daha önceden de olduğu gibi Osmanlıda 1826 sonrası "Devletin merkezileşmesi," Tanzimattan sonra 1876 da I. Meşruiyete "Kanuni Esasi" ile birlikte, Namık Kemalîn "Arap, Kürd, Arnavut, Laz vs. dillere alfabe ve yazı kullanma hakkı vererek, onların Türk dilini bitirmelerine müsade edemeyiz" diye geliştirdikleri dil karşıtı hareketin kendisi suç idi. Bu suçun, etnik ve ulus inkarı tarzında şiddet ve kendi aidiyetinden vazgeçmesi için ev, işyeri, sokak, mahalle ve sosyal yaşamda, kamusal alanda, okullarda anadilini konuşturmama, yazmama ve unutmasını sağlamak üzere sürgünlere, nüfus planlamalarına kadar indirgeyip dilkırımı tarzında tatbik olunması, bu suçun artık jenosid kapsamına girdiği için etik davranışı da aşarak uluslararası hukukun ihlali, yanı suçu kapsamından değerlendirilir.
İnsan olmak, insani değerlerle birlikte etik düzeyde yaşamayı, paylaşmayı, sorumluluk duymayı bilmektir.
Dünyada ortaya çıkmış yaklaşık 7000 dil, tüm insanlığın emeği, hafızası, bilgisi, yaratımı, zenginliği ve, değeridir. Bu dillerin önemli bir kısmının farklı yollar ile yaşamına kast edilmesi, eritilmesi ya da ne sebeple olursa olsun kayıp olması, insanlığın büyük değerlerinin yitirilmesidir.
İnsan olmak; görüşleri, benliği, gereksinimleri, arzuları, iddiaları, özlemleri ve amaçlı yönelmeleri bizimkine benzer ya da ayrı olmalarını farklılıkları ile anlayabilmek için temel kavramlarda anlaşması zorunludur. Bu anlaşmayı sağlamak için yasak savma, kabadayı kesilmek ve dikleşmek yerine, ziyadesiyle eğitim ve öğretim, diyalog ve sosyal ilişkilerini, kavramlarını oluşturmak ve geliştirmek ile mümkündür. Bu diyalog ve ilişki ağı öncelikle aileden sokağa, sokaktan mahalleye, mahalleden şehire, şehirden şehirler arasına ve ülkeye, ülkeden uluslararasına ve böylece insanlığa yayılacak şekilde geliştirilerek; insanlığın dil, kültür, hukuk, sosyal yaşam, fırsat eşitliği, özgür ve bağımsız kişilerden, özgür ve bağımsız ülkelerin, etik yaşamı inşaa olunur..
Bu yol akılcı yoldur.. Dışına düşenler etik yaşamı tercih eden, insanlıkla problemli yaşayan uygulamalar, kriminal sistemler, suçlar ve derinleşip çürüyen toplumlar ve insanlığı zehirleyen cürümleri ile ortaya çıkar.
O halde etikt ile belirtilen işlemler ve uygulamalar, arasındaki bağlantıları görmemizde yardımcı olan, iyilik, dürüstlük, adalet, erdem ve karşısında yer alan yasak, despot, inkar, kabadayı, suç vb. kavramlarıyla akılcı yöntemle toplumsal sözleşme, uzlaşma, iyi ve kötü davranış kurallarını koyarız.
Sorun eğitim ve öğretim ile dil ilişkisi açısından ele alındığında, Kürdçe'nin, Lazcanın ulus dil olmalarına rağmen tamamen yok sayılması, yasaklanması, Rum Ermeni gibi dillerin “azınlık dilleri” arasında sayılarak, “mal diller” arasında algılanır olması, etik çerçeveyi arşa varacak kadar ağır hakarete uğratan ve büyük insanlık suçu olarak hareket halinde, faal fiiller ile bitirilmek istenmektedir.
Bu suçlar evrensel anlamda hukuksal suçlar olduğu için etik çerçevenin dışında mütalaa edilmektedir.. Ancak bunun karşılık bulmasının ulusal, bölgesel, ve uluslararası zorlukları vardır... Çünkü egemen sistemlerde ahlak, etik, suç kavramı üzerinde düşünmeyi değil, barbarlığını, dilkırımını, jenosidi sürdürme amacı güderek, insani davranma noktasından çok uzak durmakta ve saldırganlığını sürdürmektedir. Bu nasıl olacak?
İşte aranan cevap ve baş vurulması gereken yol ve yöntemler konusunda bir ortak reflekse, zihniyete ve ulusal feraset göstermeye ihtiyaç vardır..
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 16:57:06
































































































































































































