Tasfiye Sürecine Giren Kemalist Rejim Taraftarları İle Neo-Osmanlıcı ve Turancı Türk-İslam Sentezcileri Arasındaki İktidar Savaşında Kürtler Ne Yapmalı?

Beklenen oldu. Neo-Osmanlıcı ve Turancı otokrat rejim, iktidarını güçlendirmek ve onu konsolide etmek için, ezeli rakipleri olan Kemalist rejimin siyasi temsilcilerini (mevcut CHP yönetimi) denetim altına aldıkları güdümlü yargı üzerinden tasfiye etmek için harekete geçtiği görülüyor. Hukuki bir kavram olan "Mutlak Butlan" üzerinden gidilerek, görevlendirilen mahkemenin verdiği karar, 2023 ve sonrasındaki CHP kurultaylarını geçersiz sayarak, parti yönetimini eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibine iade etti. CHP yöneticileri ve taraftarları son çırpınış olarak bir takım eylem ve davranışlarda bulunsalar da, bir sonuç elde etmeleri ihtimal dahilinde görünmüyor. Bu çırpınış bize göre nafile bir çaba olur. Peki bu kanıya varmayı hangi gerekçelerle söylüyoruz? Somut gerekçe, şu; Olayın bakışında Türk toplumunun vicdani ve ahlaki sorumluluk algısında gizlidir. Çünkü bu toplum, tarih boyunca, Devlet kültüne ve davranış biçimine ölümüne bağlı biat ve itaatkar bir toplum olduğu içindir. Devletin yapı ve işleyişinin kapitalist veya komünist olması, dindar veya dinsiz olması çok ta önemli değil. Onun için Türk toplum genelinde devlet yetkilerini elinde bulunduran güce karşı sistemi sarsan ve yeni bir şeye zorlayan eylemlilikler beklemek ham hayaldir. Türk toplumunun ezici çoğunluğu "Eğer sorun devletin bekası konusuysa gerisi teferruattır" anlayışına sahiptir.
Bu ülkenin yüz yıllık tarihine bakıldığında, Türk ve Müslüman olmayan toplumsal ve dinsel azınlıklara yaşatılan acı ve trajedilerin, zulüm ve soykırımlara varan katliamların yaşatılmış olması durumunu ahlaki ve vicdani ölçüler doğrultusunda sorgulayan, empati hisseden bir toplum değildir. Adı "komünist" olan parti bile (TKP) tarihte yaşanmış kırım ve katliamlara (Ermeni ve Dersim katliam ve kıyımları) "İlerici ve reformcu Kemalist yönetim ile feodal-gerici Kürtler arasında vuku bulan bir savaş" diye adlandırarak yaşanan bu katliamları meşrulaştırmıştı. Onun için, bu topraklarda özgür düşünceli, vicdanlı ve ahlaklı davranışa sahip birey ve toplumsal karakterlerin yeşerip kök salmasına hiçbir zaman izin verilmedi. Bazı Kürt şaşkınların düşündükleri gibi, bu durum "demokrasiyi ve özgürlükleri koruma ve yaşatma" tutumuyla hiçbir alakası yoktur. Siyaseten ve ahlaken, anti demokratik uygulamalara karşı çıkmak, şüphesiz ki demokrasinin vazgeçilmez kuralları arasındadır. Ama iki vahşi kötülük arasında taraf olmak ta başka bir şeydir. Demokrasi ve özgürlüklerden zerrece inançları ve ilgileri olmayan, rant ve iktidar mücadelesine girişen kesimlerin birine taraf olmak, aymazlıktır ve tarihten ders çıkarmamaktır.
Hele ki Kürtlerin 21. yy da yaşadıkları çok ağır ulusal baskı ve onursuzluk şartlarının kendi üzerlerinde devam ettirilmesinde birinci derecede sorumlusu ve müsebbibi olan adı geçen paradigmadan da asla şaşmayan partiyi (CHP) desteklemek ona arka çıkarak bu davranışı da "demokratik teamüller gereği" yerine getirmek istediğini söylemek, tabir caizse timsah ile aslan arasındaki av paylaşım mücadelesinde taraf olmak gibi bir şeydir. Kürtler, bu eski ölümcül aymazlık ve hatalarını tekrarlamaları gerekir. Bazı Kürtler, bu iki haramilerin kendi aralarındaki rant kavgasında CHP nin mevcut yönetim kanadının yanında yer almayı demokrasinin gereği olarak görüyorlar. Bu çok yanlış bir anlayıştır Kılıçdaroğlu ve ekibinin zihniyeti ile, mevcut CHP yönetimi zihniyeti arasında ulusal haklar, azınlıklar, özgürlükler ve tarihsel haksızlıklar konusunda hiçbir farkları yoktur. Bunun da altını çizelim. Adı geçen kesimlerin bu konuda ne kadar yanıldıklarını geçmişe fazla uzatmadan yakın tarihte yaşanmış olan realitelerden bir kaç örnek anekdotlar vererek bunları tekrar hatırlatmış olalım.
Suriye iç savaşında, Türk devletinin açıkça desteklediği, kafa kesen cihatçı fundamentalist örgütleri destekleyerek, Kürtlerin daha önce sahip oldukları özerk yapının ortadan kaldırılması konusunda çıkan anlaşmazlıklarda Türk devletinin eğitip donattıkları, paralı tecavüzcü çetelerin Kürtleri katlederek, bir kadın savaşçının saç örgüsünün kökünden kesip sosyal medya üzerinde bunu iftiharla teşhir edilmesi karşısında Kürtlerin tümünde başlayan infial tepkisinde, bu kesimlerin nasıl düşmanca davrandıkları, Kürtlere nefret kustuklarını, ve işgalci devletlerinin arkasında durduklarını ve tecavüzcü barbarları desteklemekte hiçbir beis görmediklerine herkes şahit olmuştu. Bu partinin muktedir yöneticilerinin dert ve amaçlarının mağduriyet yaşayan kesimlerin hak ve hukuklarını tanımak, ülkeyi gerçek bir hukuk devleti ve demokrasiye kavuşturma olmadığını, Kürtlerin sırtından kazandıkları yerel yönetimleri, Otokrat rejiminin yaptığı rüşvet, adam kayırma ve usulsüzlük yanında, ellerine geçirdikleri bu yetki ve imkanları kendi cinsel arzularına nasıl kurban ettiklerine de şahit olduk. Otokrat rejime güçlü bir rakip olan Ekrem İmamoğlu'nun hukuksuz bir şekilde içeri alınması bu rant kavgasının bir yansımasıydı. Peki bazılarının düşündüğü gibi Ekrem İmamoğlu bu birikmiş dağ gibi sorunları çözebilecek bir demokratik izan ve ferasete sahip miydi? Kesinlikle hayır.
Ekrem İmamoğlu öyle sanıldığı gibi, bu ülkenin dağ gibi birikmiş kronik sorunlarını çözecek bir lider değildir, olamazda. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına gelmiş bu siyasetçi, söylem ve konuşmalarında bilinçaltında saklı tuttuğu üstenci ve ırkçı niyetlerini bazı açıklamalarında ortaya döküyordu. Bir söyleşisinde "Ben Topal Osman'ın torunuyum" demişti. Pek bunu hangi amaçla söylüyordu? Bunun anlamı çok büyük ve derindir. Oysa ki Topal Osman Müftüoğlu'nun elbette biyolojik dedesi değildi. Anlatmak istediği adını andığı ve on binlerce masum insanın kanına girmiş bir katili kutsuyordu. Bu sözü, gerektiğinde onun yolunda gitmeye hazır olduğu alanda kullandığı sözler. Tam bir fecaat olan, barbarlık döneminde yaşanan fetih, yağma ve talanlarla işgal ve ilhak edilmiş toprakları yeniden ısıtıp gündeme getirerek, o dönemde dedelerinin barbarlık ve yağmalarla işgal ettikleri şehirlerin işgal yıldönümlerini kutlamak, katıksız bir saldırganlık ve ırkçılıktır. Bu şuna benzer: Amerikalı beyazların kızılderililerin toprakları olan Kuzey Amerika topraklarını, kanla ve yıkımla işgal ettikleri eyaletlerde, Kızılderililerin gözlerinin içine baka bunu kutlamalarına benzer. En dramatik olanı da, güya Kürtlerle barış ve demokratik değerler üzerinde işbirliği yapmak adına, Diyarbakır'a gelen Ekrem İmamoğlu'nun dönemin belediye başkanına Kürtlerin katliamına onay vermiş, ferman çıkarmış, bu husumetin asıl müsebbibi diktatör lider Mustafa Kemal Atatürk'ün, karşısında ezik duran bir Kürde nutuk çeken tabloyu sunmasaydı. Oysa bu davranış, bir Alman yetkilinin, Yahudilere Hitler posterini vermekle eş anlamlıdır. Örnekler çok ve sonsuz. Gerçek niyetleri açığa çıkmış Apocu zihniyetin deşifre olmasıyla, Kürtler, kendi ulusal birliklerini bir an evvel kurarak tamamlamalı siyasi, diplomatik olarak güçlü bir ulusal cephe etrafında toplanarak özgürlükleri büyük çabaların içine girmelidirler.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:24:53






























































































































































































