Ortadoğu’nun haritasına bakınca insanın içi sızlıyor

22 Mayıs 2026 - 16:41
22 Mayıs 2026 - 16:41
 0
Ortadoğu’nun haritasına bakınca insanın içi sızlıyor
Ortadoğu’da etnik gruplar haritası

Yirmi iki Arap devleti, büyük ordular, büyük bayraklar, büyük petrol sahaları…

Ama milyonlarca Kürt, hâlâ dört parçaya bölünmüş bir halk olarak kendi dilini, kimliğini, varlığını koruma savaşı veriyor.

Belki de Kürtlerin en büyük yalnızlığı burada başlıyor

Çünkü onlar sadece devletsiz bırakılmadılar; çoğu zaman “geçici”, “kullanışlı”, “kapı kulu” bir topluluk gibi görüldüler.

Birileri için sınır bekçisi, birileri için savaşçı, birileri için pazarlık masasında harcanacak bir kart…

Ve ne zaman kendi kaderlerini ellerine almak isteseler, aynı cümleyle karşılaştılar:

“Zamanı değil.”

Oysa Kürtlerin zamanı yüz yıldır hiç gelmedi.

Bugün Trump’ın sözleri etrafında dönen tartışma da aslında yeni değil.

Bir ay içinde değişen açıklamalar, verilen sözler, sonra geri çekilen destekler…

Kürtler için bunlar şaşırtıcı değil artık; çünkü tarih boyunca büyük devletlerin dili hep böyle oldu.

Önce umut verdiler, sonra yalnız bıraktılar.

1991’de Saddam’a karşı ayağa kalkın dediler, sonra sınırlar kapandı.

Kobani’de IŞİD’e karşı insanlık adına savaştılar, sonra “çekiliyoruz” dediler.

Referandumda sandığa gittiler, dünya demokrasi nutukları attı ama tanklar yürüdüğünde herkes sustu.

Her defasında Kürtlerin dağları mezarlığa, anaların yüreği ağıta döndü.

En acısı ise şu:

Kürtler çoğu zaman sadece düşmanlarının sertliğiyle değil, komşularının korkularıyla da mücadele etmek zorunda kaldı.

Ortadoğu’daki birçok iktidar, güçlü ve örgütlü bir Kürt varlığını tehdit olarak gördü.

Çünkü özgür bir Kürt iradesi; inkâr düzenini, tekçi zihniyeti ve yüzyıllık baskı siyasetini sarsıyor.

Bu yüzden Kürtler bazen kendi dillerini konuştuğu için suçlandı, bazen şarkıları yasaklandı, bazen isimleri değiştirildi, bazen de sadece var oldukları için hedef gösterildi.

Oysa Kürtlerin istediği şey çok temel:

Onurlu yaşamak.

Kendi dilinde konuşmak.

Çocuklarının korkmadan büyümesi.

Kimliğinin inkâr edilmemesi.

Ama Ortadoğu’nun sert siyasetinde Kürtler çoğu zaman eşit bir halk gibi değil, “kontrol edilmesi gereken bir mesele” gibi görüldü.

Trump meselesi de bu gerçeği yeniden gösterdi.

Çünkü Amerika için de Kürtler çoğu zaman stratejik bir araçtan ibaret kaldı.

İşlerine geldiğinde “kahraman müttefik”, dengeler değiştiğinde “fazla sorun çıkaran ortak” oldular.

Bu yüzden Kürtlerin artık şunu çok iyi anlaması gerekiyor:

Hiçbir süper güç, Kürtleri Kürtler kadar düşünmez.

Ne Washington, ne Moskova, ne Tahran, ne Ankara, ne başka bir başkent…

Herkes kendi çıkarının peşinde.

Kürt halkının gerçek gücü ise dışarıdan gelecek vaatlerde değil; kendi birliğinde, hafızasında ve direncinde saklıdır.

Çünkü bu halk çok şey kaybetti ama bir şeyi hiç kaybetmedi: Ayağa kalkma iradesini.

Yakılan köylerden sonra yeniden döndüler.

Yasaklanan dillerine yeniden sarıldılar.

Sürgünlerden sonra yeniden türkü söylediler.

Çocuklarını toprağa verdiler ama umutlarını tamamen gömmediler.

Belki de Kürtlerin dünyaya verdiği en büyük ders budur:

İnsan bazen devletsiz kalabilir, yalnız bırakılabilir, ihanete uğrayabilir…

Ama hafızasını ve onurunu koruyorsa hâlâ ayaktadır.

Artık Kürtler için en büyük ihtiyaç, duygusal vaatlere inanmak değil; kendi kurumlarını, kendi ekonomilerini, kendi diplomasilerini güçlendirmektir.

Dostluklar olabilir, ittifaklar kurulabilir; ama bunlar kör bir güvenle değil, akıl ve tecrübeyle yürütülmelidir.

Çünkü tarih defalarca gösterdi:

Başkalarının masasında kurulan umutlar, çoğu zaman ilk pazarlıkta dağılıyor.

Ve belki artık Kürtler şunu söylemeli:

“Biz kimsenin piyonu değiliz.

Ne kapı kuluyuz ne geçici bir kart.

Biz bu coğrafyanın kadim halklarından biriyiz.

Acımız da gerçeğimizdir, direncimiz de.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 468 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 17:41:47