Kürtlerin Değişmeyen Kaderi, Katliam ve Sürgünler
ABD ve uluslararası koalisyon, ısrarla Mazlum Abdi üzerinden onları ikna etmeye çalışmış ama Apocu zihniyet Kuzey Kürdistan'da yaptıkları hendek felaketini Suriye'deki Kürtlere uyguladılar.

Bir milletin topyekun varlığını tehdit eden ve onu köle duruma düşüren nedenlerin başında düşmanlarının çokluğu veya çok güçlü olmalarıyla ortaya çıkan yegane durum değildir. Onurun timsali, değerli bilim insanı İsmail Beşikçi ile özel sohbetlerimizde, ona şöyle bir soru sormuştum; "Hocam Kürtlerin ülkelerinin bölünüp parçalanması ve paylaşılmasında katliamlara uğratılmasında en büyük nedenin uluslararası Anti-Kürt nizam olduğunu söylüyorsunuz. Ortadoğu'da nüfusları on milyonlarla ifade edilen bir milletin sömürge statüsünün bile altında bir yaşam sürmeye mahkum bırakılması sadece sizin bahsettiğiniz bu mevcut gerçeklikle izah edilebilir mi? Kürtlerin burada acaba hiç suçu yok mudur?" dediğimde, gülüp bir şey söylememişti. Kürtçede şöyle bir söz vardır; "Kurmê darê ji darêye" (ağacı çürüten kurtçuklar ağacın bir parçasıdır) Kürtlerin bu dramı hep tekrarlanıp duruyor.
Kürtlerin ulusal haklarına kavuşmaları iddiasıyla ortaya çıkan PKK ve lideri Öcalan yakalandıktan ve son olarak Türk devleti ile yapmış olduğu yeni müzakerede, bir daha görüldü ki, Bu liderin ve Kandil'deki yöneticilerin temel sorunu Kürtlerin gasp edilmiş ulusal hakları değil, kendilerini Türk devleti nezdinde aklamak ve hayatlarının kalan kısmını huzur ve rahatlık içinde geçirmek olduğu net olarak ortaya çıkmış oldu. Öcalan, Kürtler adına hiç bir statü istemediği gibi, "kültüralist talepler dahi toplum sosyolojisine uymamaktadır" diyerek "Harç bitti, amele paydos" düdüğünü çalarak bu işin bittiğini ilan etmişti. Adına "silahlı mücadele" dedikleri ve yaptıkları bütün eylemleri Kürtlerin aleyhinde sonuçlanmış bir pratik orta yerde duruyor. Üstelik dünyanın en mağdur ve mazlum halkı olmalarına rağmen, uluslararası arenada ve devletler nezdinde Kürtlere "terörist" damgasını layık görmüş bir örgüt ve lideri duruyor.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Rojava Kürtlerinin on binlerce genç canlarını kafa kesen vahşi İŞİD barbarlarına karşı topraklarını ve onurlarını korumak adına göstermiş oldukları kahramanlıklar, dünyada da sempati ve hayranlık uyandırmıştı. Bu kahraman halkın onurlu mücadelesine PKK ve Öcalan ideolojisinin gölgesi düşürülmüştü. Rojava'da farklı yapıdaki Kürt parti ve oluşumları sürgün ve ölümlerle tehdit ederek, çağdışı soğuk savaş dönemi totaliter ideolojik paradigmasına payanda olarak kullanıldı. Saha da Amerika ve uluslararası koalisyonun arkasında dümenler çevirerek Kendi ulusunu köleleştiren bölgesel güçlere hizmet etmiştir. Genellikle İran, diktatör Esat, Irak ve Türkiye ile vekalet savaşları yapmış, bin badire ile özgürlüğüne kavuşmuş Güney Kürdistan federal yapıyı yıkmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Bütün bu eylem ve ve davranışları hep Kürtlerin aleyhinde sonuçlanmıştır. Eli kanlı diktatör Esat'ın yıkılmasıyla, batılı güçlerin kendi istekleri doğrultusunda ehlileştirmeye çalışıp kullanmaya başladıkları Colani'nin cihatçı eğilimlerini dengelemek için Suriye'nin kaderine ortak olma taleplerini, solculuk adına tekmeleyerek birer saçmalıklar silsilesi olan "demokratik konfederalizm" "demokratik ulus" "demokratik toplum" safsatası ile, Rojava Kürtlerinin kazanımlarını berhava etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Türk devletini kışkırtarak, Rojava için "gel, gel" diyerek Afrin, Serêkanî ve diğer şehirleri ÖSO adı verilen tecavüzcü ve cihatçı çetelere teslim ederek kaçtılar. Kürtler, sayısız tecavüz ve aşağılamalara katlanamayıp güneye doğru göç etmek zorunda kalmışlardı. (özellikle Halep'teki Kürt mahallelerine sığınmak zorunda kalanlar bu insanlar)
Rojava Kürdistan'ında tüm Kürtlerin üzerinde mutabık kaldıkları kendi öz topraklarına sahip çıkmak ve onu korumaktır. Bu fedakar ve cefakar insanların kanları pahasına elde ettikleri bu kazanımları korumaları gerekirken, Bu zihniyet, seküler Sünni Arap aşiretleri ile aşne teşne olarak Rojava Kürdistanı deyimini bir tarafa atarak Rojava adını anmadan, askeri bir terim ve isimlendirme olan "Demokratik Suriye güçleri" koydular. ABD nin başını çektiği koalisyonun bütün ısrarlarına rağmen, bu saçmalıklar silsilesini sürdürmeye devam ettiler. Dünya devletleri arasında meşruiyet kazanmış bir rejimin (Colani) ordusunun kendilerinin ellerinde tutukları topraklara "giremezsiniz" demesi de, bu durumun şu anda yaşandığı ve bumerang gibi gelip kendilerini vuracağını bilmiyorlar mıydı? Ama onlara bir şey olmaz kaçarlar, olan Kürtlere ve diğer mağdur topluluklara olur. Halep, Rakka ve Deyrizor Kürdistan toprağı mıdır? Hayır. Bu yerleşim yerleri %70 i Araptır. Rejim doğal olarak ve Türkiye'nin kışkırtmasıyla "O zaman sizde Arap yerleşim yerlerinden, silahlı güçlerinizi çekin" diyerek ültimatom verdi. Bahane aramaya gerek yok. Ordu gücü veya polis gücü (asayiş) fark etmez. Halbuki çekirdek Kürt güçleri ile kendi topraklarını korumaları gerekirdi. Suriye'deki azınlık ve mağduriyet yaşayan halk ve topluluklarla samimi ve güvene dayalı dayanışma içine girebilirlerdi. Bu adı geçen kesimler için çok daha değerli olurdu.
ABD ve uluslararası koalisyon, ısrarla Mazlum Abdi üzerinden onları ikna etmeye çalışmış ama Apocu zihniyet Kuzey Kürdistan'da yaptıkları hendek felaketini Suriye'deki Kürtlere uyguladılar. Bunlar Mazlum Abdi ve İlham Ahmed'e rağmen yapılmış birer provokasyonlardı. Halbuki ABD ve Fransa bu mahallelerde yaşayan Kürtler ve diğer etnik grupların hayatlarının korunması garantörlüğünü yetkili ağızlardan bunu ifade edildiği söyleniyor. Mazlum Abdi ve İlham Ahmet, "Tamam silahlı asayiş oradan çekilecek" diye güvence veriyorlar, hemen arkasında Apocu zihniyet devreye girerek, "Mahalle demokratik konseyi" adı verdikleri bir açıklama ile "sonuna kadar direneceğiz" diyerek bu insanları Türk devlet çeteleri ve Şam cihadist çetelerin barbarlığına teslim ettiler. dendi. Onlarca ölü, katlarcası yaralı ve yüz binlerce insan da bu karda kışta çocuklarıyla yollara dökülmüş durumdalar. Ama olan Kürtlere ve oradaki diğer inanç ve etnik topluluklara oldu. Daha bitmedi. Rakka ve Deyri Zorda ki Araplar eninde sonunda merkezi hükümete tabi olacaklar ve silahlarını Kürtlere çevirmeleri hiçte ihtimal dışı değildir. Kürt düşmanı bu zihniyet rolünü oynamaya devam ediyor. Öyle görünüyor ki bu tahribatlar sürüp gidecek. Çünkü bu sakat zihniyetin arkasında milyonlarca Kürt hala yürümeye ve kandırılmaya devam ediliyor.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 19:29:34































































































































































































