Okul Arkadaşım İbrahim Kaypakkaya
'' Onu, genel Türk solundan ayıran iki önemli konudan biri, Kemalizm, diğeri, o dönem “milli mesele” olarak adlandırılan “Kürd sorunu” dur. 1972 yılında, henüz 24 yaşında iken, Kemalizm için, “devlet ideolojisi”, “Türkiye egemenlerinin harcı”, “Türk solunun kamburu”; Kürd Sorunu için, “Türkiye egemenlerinin handikabı”, “Türk solunun çıkmazı” gibi belirlemeler yaptı. Kemalizm’i faşist diktatörlük olarak değerlendirdi. ''

Onu ilk olarak, 1966 yılı sonları veya 1967 yılı başlarında, İstanbul Çapa Yükseköğretmen Okulu’nun Çinili Etüt Odası’nda gördüğümü hatırlıyorum. Bir dönem arayla İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü öğrencisiydik, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’nun bizim için aynı zamanda yatılı yurt olan binasında kalıyorduk. Yani hem üniversitede aynı bölümdeydik hem aynı yurtta kalıyorduk.
Ben Diyarbakır İlköğretmen Okulu’ndan, o bir yıl sonra, Ankara Hasanoğlan İlköğretmen Okulu’ndan Çapa’ya gelmişti. Geldiğimiz ortamlar oldukça farklıydı. Her şeyden önce o Türk ve Alevi’ydi; ben Kürd ve suniydim! O Çorumlu, ben Batmanlıydım. Ama Fizik bölümü öğrencileri olarak bilimin yolundaydık. Etüt odasında, çalışma masalarımız yakındı. Zeki ve ışıltılı yüzüyle pırıl pırıl bir Anadolu çocuğuna benziyordu. Çok okuyordu. Okudukları, fizik dersinden çok, sol yayınlardı. Ders kitaplarına fazla zaman ayırmadığı hâlde, ilk dönemlerde fakültede asılan not listelerinin tepesindeydi. Dahi denilecek derecede zekiydi.
Sarı benizli, ufak cüsseli, hafif mavi gözlü, derin bakışlı, sakin, kararlı, mütevazi bir kişiliğe sahip görünüyordu. Güleç yüzüyle dikkat çekiyor, bilgisiyle çevresini etkiliyordu. Masasından, “Yön”, “Devrim”, “And” gibi dergiler eksik olmazdı. Okurken, çalışırken bazen onu izliyordum. Kısa zamanda, Çapa’daki sol grubun teorisyeni ve lideri oldu. 9 arkadaşıyla birlikte, Çapa Yükseköğretmen Okulu Fikir Kulübü’nü kurdular.
Aynı bölümde olmamıza, aynı etüt salonunda ders çalışmamıza karşın bir samimiyetimiz yoktu. Birbirimizi daha iyi tanımamız, 1968 yılında, Çapa’da meydana gelen bir olay (daha doğrusu beraber engellediğimiz bir olay) dolaysıyla oldu. Şöyle:
Yatılı okuduğumuz Çapa Yükseköğretmen Okulu binasının loş zemin katı, kantin önü. Merdivenin hemen başında, yan yana dizilmişler, ellerini saklıyorlar. Elleriyle beraber başka şeyler de sakladıkları anlaşılıyor. İsmail, Yusuf, Selçuk, Can Kardeşler ve diğerleri… Hepsi benim gibi, Diyarbakır İlköğretmen Okulu’ndan, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na gelen gençler. Hepsi de benden sonraki devrelerden okul arkadaşlarım, yaşça benden küçükler, ağabeyleriyim.
“Ne yapıyorsunuz, burada ne bekliyorsunuz böyle?” dedim. Birbirlerine baktılar, soruma cevap vermek istemiyorlardı. Üsteleyince, Selçuk (Selçuk Gökçe, acıyla, hüzünle anıyorum), “Abı, İzmir Yükseköğretmen Okulu’ndan okulumuza komünistler gelmiş, onları buraya sokmayacağız.” dedi. Bu arada sakladıklarının zincir olduğunu da gördüm. Muhtemelen, o dönem, sağ kitlenin merkezlerinden biri hâline gelen Milli Türk Talebe Birliğinden (MTBB) getirip ellerine vermişlerdi. ”Niye?” diye çıkıştım. ”Kimin ne olduğundan size ne, neden Mücadele Birliği liderleri veya ülkücüler bu işi yapmıyor, siz Diyarbakırlıları (Kürdleri) öne sürüyorlar?” diye devam ettim, kızgınlık ifade eden sözlerimle. Ağabeyleriydim. Yükseköğretmen Okulu’nda “ağabeylik” çok önemli bir saygınlık ifadesiydi. Kısa bir tartışmadan sonra oradan uzaklaştılar.
Ben bunları yaparken, benim gibi Fizik Bölümü öğrencisi olan ve Çapa’daki sol grup içinde adı çok duyulmaya başlanan, bir dönem etüt odasındaki arkadaşım İbrahim Kaypakkaya, Doğulu (Kürd) arkadaşların sağ grup içinde olmasını, çelişki, yanılma ve geçici bir durum olarak görüp kendi arkadaşlarına da mecbur kalmadıkça, onlarla çatışmamalarını, faşistlerin oyununa gelmemelerini öneriyordu. Ben de benzer şekilde düşünüyordum. Hepimiz, saflığımızdan ve dini inançlarımızdan dolayı oradaydık. Ben bir süredir bu durumu fark etmiş, arkadaşlarımı da o dinci, karanlık gruptan uzaklaştırmanın çabasındaydım…
Bu olaydan sonra birkaç kez görüştüğümüzü hatırlıyorum. Gayet sakin ve ikna ediciydi. Karşısındakinin yanlışta inat etmesi hâlinde, kırmızı yüzü daha da kızıllaşıyor, fakat sakinliğini koruyordu. Alaycı, aşağılayıcı ve kırıcı değildi. Özellikle devre arkadaşım ve onun çok yakınındaki Halit Koçer de yakınlaşmamızda etkendi. Tabii arkadaşlarımızı etki alanına alan Çapa’daki Mücadele Grubu bu durumdan çok rahatsızdı. Özellikle bana kızgındılar.
Onun en yakınındaki mücadele arkadaşlarından biri Matematik bölümü öğrencisi, Karslı Muzaffer Oruçoğlu idi. Çok yetenekli ve kendisi gibi zeki biri olan Muzaffer’le, adeta birbirlerini tamamlıyorlardı. Arkadaşlarından bazıları, daha sonraları başka yerlere savrulsalar da Kaypakkaya-Oruçoğlu ikilisi, önce Çapa’da, sonra tüm Türkiye’de tanındılar. İbrahim, Çapa’da, adeta bir devrimci ordusu yarattı. 68 direnişleri başladığında, o artık Çapa’nın dışında da tanınan bir devrimciydi.
1969 yılında mezun olup Mersin’de öğretmenliğe başladığımda; o okuldan uzaklaştırılmış, bazı yayın organlarında yazan, çeşitli eylemlere katılan ve Türkiye devrimci hareketi içinde tanınan devrimci bir önder olarak biliniyordu artık. Bir süre “Aydınlık” ve “Şafak” yanılsamalarına bulaştı. Bizim bu günün ulusalcılarıyla cebelleşti. Farklı renklerde Aydınlık dergileri oluştu. Ordusunu kurmaya çalıştı. Türkiye ve Kürdistan köylülüğü gerçeğinden (o dönem Türkiye nüfusunun %75’i köylerde oturuyordu) ve gücünün etkisiyle kırsaldan mücadeleye yöneldi.
Bir seferinde, “Kürdistan’da köylülüğün ve ağa çelişkisinin büyük olduğunu, Kürdistan’da bir ‘köylü devrimi’ olabileceğini” dediğini hatırlıyorum. Çin ve Mao teorilerine ilgisi bundan olabilir. Bu mücadele yöntemi doğru muydu? Okuma-yazması bile olmayan köylüye gidip proleter bir devrim yapma düşüncesi elbette gerçekçi değildi. Sistem de gençleri anlayacak bir yapıda olmayınca İbrahim gibi bazı gençler, aç-susuz köylere, dağlara yönelip bir devrim yolu aradılar…
İbrahim, birkaç arkadaşıyla, asırlardır bir direnme merkezi olan Dersim dağlarına sığındı. Orada (Vartinik, Mirik mezrasında) arkadaşı Ali Haydar Yıldız’ı yitirdi. Karşısında mücadele verdiği militarist gücün eline düştü. Diyarbakır zindanında direndi. Adı, “Ser veren, sır vermeyen yiğit” olarak efsaneleşti. En yakın arkadaşı Oruçoğlu, yıllarca zindanda yattı; şimdi Avustralya’da, büyük bir yazar, dünya çapında bir ressam ve iyi bir Kürd dostu.
Kaypakkaya Çizgisi (Aidiyeti) ve Ardılı Gruplar
O, kısacık bir ömre çok şey sığdırdı. İleri zekâsına karşın günün koşulları ve 20–25 yaşlarındaki bir insanın deneyimsizliği içinde, her şeyi doğru yaptı demek, elbette gerçekçi değildir. O dönemin şartlarında sahip olduğu bilinçle, doğru olduğuna inandığını yapmaya çalıştı.
Tıpkı hemşerisi İsmail Beşikci[1] gibi, Türk resmî ideolojisine cepheden karşı çıktı. Türk milliyetçi teorisi olarak gördüğü Kemalizm’in radikal eleştirisini yaptı, Kürd ulusunun kendi kaderini tayin hakkını savundu. Kürdler için şöyle dedi: “Kürdler hep zulüm görmüşlerdir. Kürd haklarını ve Kürdistan'ı savunmak en büyük devrimci eylemdir.”
Türkiye’deki 68 dönemi sol gençlik hareketi içinde, üç liderden biri olarak bilindi ama diğer iki lidere (Deniz ve Mahir) göre daha az anılıyor. Bunun, yukarıda belirttiğimiz farklılıktan olduğu açıktır. O pek çok şeyi birkaç yıla sığdırdı. “Türk Solu”nun genel sefaleti karşısında, bazıları, “Kaypakkaya günümüze kalsaydı o da ulusalcı, hatta Kemalist olurdu.” diyorlar. “Müneccim değiliz, bilemeyiz ama tanıdığım İbo öyle olmazdı.” diyorum…
Birkaç yıllık yaşamında, reformist bir çizgiye evrilmeden, kararlı bir devrimci çizgi izledi. Bilimsel ideolojiyi, komünist teoriyi, diyalektik metodu kararlı bir şekilde savunup bunu bir örgütsel yapıya dönüştürürken bir “Kaypakkaya Çizgisi” yarattı. Zamanla, bu çizgiyi temsil ettiği belirtilen ardılı değişik gruplar ortaya çıktı. Yoldaşları, ardılları, onu farklı farklı farklı algıladılar. Ardılı gruplar arasında bazı küçük nüans farklılıkları olsa da genellikle Maocu gruplar olarak nitelendirildiler. Gruplar hem siyasi olarak hem örgütsel olarak, günün koşullarına göre bir yenileşme yapamadılar. “Reformcu”, “revizyonist” olma kaygısı içinde, o günkü İbo’da kaldılar…
Bu gruplardan biriyle ilgili ilginç bir anım:
2009 yılında, bir gece geç saatlerde telefonum çaldı. Yurt dışından tanımadığım bir numara arıyordu. Telefondaki, biraz da tehdit şeklindeki bir üslupla, “Yoldaşımız İbo ile ilgili, yalan yanlış şeyler yazılıyor; siz de bu konuda bir kitap yazıyormuşsunuz, biz görmeden yayımlamayın.” dedi. Belli ki, İbrahim’in ardılı grupların birindendi. “Yok ben öyle bir kitap yazmıyorum, bir anı kitabı yazdım ve yayımlandı. Kitapta okul arkadaşım olduğu için İbo’ya da yer verdim.[2] Ama yazımımda yergi yok, aksine okul arkadaşıma övgü var.” dedim. Sesi yumuşadı… Daha sonraki dönemlerde, zaman zaman, 18 Mayıs anmalarına, onun okul arkadaşı olarak katıldım….
1973 Mayıs ayının sonlarıydı. Tam hatırlamıyorum, 19 Mayıs mı, 20 Mayıs mıydı; Mersin Tevfik Sırrı Gür Lisesi’nde öğretmenlik yaptığım sırada, bir ders çıkışında, kötü haberi bir öğrencimden duydum. Benim sevgili okul arkadaşım İbrahim Kaypakkaya, benim gibi fizik öğretmenliği yapmadan, 25 yaşında, Diyarbakır zindanlarında, vahşice yaşamdan koparılmıştı.
O, sahip olduğu, yetenek ve zekâ ile içinde yaşadığı toplum için çok daha fazla şey yapabilirdi. Ama şiddetten başka bir şey bilmeyen sistem, onu ve onun gibileri anlamak istemedi; onu erken yaşta hayattan kopardı.
“Ser veren, sır vermeyen yiğit” olarak efsaneleşen İbrahim, 68 kuşağı arasında tanıdığım, en farklı devrimci önderdi. Onu hep, o sakin ve kararlı duruşu ile hatırlıyorum. Nice güzel insanlar yitirdik, zamanından önce...
18 Mayıs 2026, katledilişinin 53.yıldönümü, saygıyla anıyorum…
/CT/
[1] İsmail Beşikci’nin de bulunduğu bir toplantıda, “İlginçtir, siyasal yaşamımı en çok etkileyenlerden iki kişi, Kürd değil, sarı saçlı, mavi gözlü, Çorumlu…” dedim. Bu ilgiyle karşılandı.
[2] Celâl Temel, Batman Mersin’e Uzak Değil, Anı-Anlatı, Doz Yayınları, 2009, 2022
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:54:39






























































































































































































