Ulusal Semboller, Bayraklar ve Kandırmacaya Dayalı Anlamsız Hiçlikler

Bu makalemizde, aşağıda silüetini çıkardığımız bayrak sembolünün gerçekten ne anlama geldiğini, bu sembolün dünya ulusları ve devletletler nezdinde ve siyasal literatürde ne anlama geldiğini, adı geçen bu flu ve muğlak bayrağın, yüz yıldır dili ve kültürü yok sayılmış, yasaklanmış sayıları on milyonlarla ifade edilen mağdur edilmiş bir ulusun karşı çıkışlarının katliam ve soykırımlarla bastırılmış olması (Kürtler) üzerinde sosyolojik ve felsefi bir analiz yapmaya çalışacağız. Bu flu, muğlak ve somut hiç bir karşılığı olmayan haritalı bayrağın ideolojik tahayyülü, 40 yıl önce "Bağımsız, Birleşik Kürdistan" şiar ve amacıyla ortaya çıkan Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK'in süreç içinde yalpalayarak, 180 derecelik paradigma değiştirerek vücut bulmuş son halidir. Literatürdeki felsefi, sosyolojik bazı kavramları çarpıtarak içlerini boşaltan Öcalan, yakalandıktan sonra bu "U dönüşü" nü daha da netleştirerek, "Kürtler için ulus devlet, federasyon, özerklik gibi hiç bir siyasal statü istemiyoruz, bunu reddediyoruz. Kürtlerin çıkarına olan şey, içinde bulundukları devletler içinde, o devletin mevcut yapısını bozmadan, demokratik koşullar çerçevesinde, uyumu ve entegrasyonunu savunuyoruz" Öz itibari ile demek istediği ve arzuladığı "olmuyor vazgeçiyoruz, bu devletler içinde eriyip asimile olun"
Bu bir politika olabilir, Öcalan ve PKK yöneticileri söylem ve eylemleri birbiriyle uyumlu olması durumunda samimi taraftarları da olabilir. Fakat samimi değiller. Bu talepler ile kendisinin ve örgütünün yöneticilerinin duruş ve eylemleri, hiç bir zaman uyumlu olmadı. Mesela Kürtlerin temel ulusal haklarını gasp etmiş devletler ile entegrasyon ve uyum talebine rağmen, silahlı yapılarıyla, gerilla ordusuyla bunu sürdürmenin mantığını açıklayabilen birileri var mıdır? Adına "demokratik konfederalizm" "demokratik entegrasyon" dedikleri şeyin nasıl hayat bulacağı konusunda somut elle tutulur bir cevapları var mıdır? Yok. Demokrasi ve özgürlüklerden zerrece anlamayan sömürgeci bu vahşi devletlerin demokratikleştirilmesi görevini de Kürtlerin sırtlarına yükleyerek işin içinden çıkmak nasıl bir akıldır? Bu sömürgeci ve ilhakçı devletlerin ulus devlet yapısına dokunmadan bu devletleri demokratikleştirmek neden Kürtlerin sırtına yüklenmiş? Kürtlerde olmayacak duaya amin demek olan "Pîrê nemre buhar tê. Kero nemre qîbartê" atasözünü andırıyor. Hem "Demokratik Cumhuriyet" talebi ve iddiasında bulunmak, hemde Kürt gençlerini "Ulusal özgürlük ve bağımsızlık" diyerek dağlarda tutmak, onları çatışmalara sokarak on binlerce Kürt gencinin hayatlarının yok olmasına yol açan bu çılgın caniliğin cevabını verebilecek birileri var mıdır?
Şimdi aşağıdaki sembol bayrak üzerinde somut bazı analizler yapalım. Gerek modernite çağında, gerekse post modern döneminde, dünya ulus devletler ve siyasal yapıları sembolize eden bayrakları vardır. Bir ülkenin ulus devlet olarak BM de temsiliyeti bu sembol bayraklarla olur. Konfederal, federal veya özerk yapıdaki ülkelerde, o ülke sınırları içinde bir toprak parçası üzerinde otonom yapılar oluşturulur. Bu yapıların sembollerinde o insan toplulukları temsil eden bayrakları olur. Ayrıca o toprak parçası üzerinde sınırları belirlenmiş bir parlamentosu olur. Dünyanın birçok konfederal, federal veya özerk yapıdaki devletlerde bu yapılar gerçek ve somuttur. İspanya'da, 17 bölge ve iki özek yapı var. Katalonya ve Bask bölgesinde birer parlamentoları var ve onları sembolü olan bayrakları var. Kanada, Rusya ve daha birçok ülkede bu durum böyledir.
Aşağıdaki bayrak, bir çizgiyle ikiye bölünmüş bir Suriye haritası olduğunu hepimiz biliyoruz. Altında da Kürtçe ve Arapça Türkçe anlamı "Suriye Demokratik Güçleri" yazıyor. Çelişkilerle dolu bir bayrak. Apocular (Sanırım taraftarları alınmazlar. PKK li diyemiyorum, çünkü PKK bizzat Öcalan'ın talimatlarıyla lağvedildi) gerek illegal alandakiler, gerekse Türk parlamentosunda yasal olarak politika yapan Apocular (DEM parti) söyledikleri şey; "Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılıyız" Hatta bir DEM parti milletvekili "Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim kırmızı çizgimizdir" demişti. Olaya kendi bakışları ve çizgileriyle bakıldığında epeyce çelişkili bir durum. Mevcut Suriye haritası bir çizgi ile ikiye bölünmüş. Bu bölünme, kimlerin ve neyin adına olduğu ve de neyi amaçladığı belli değil. "Federal Rojava Kürdistan yönetimi" mi? değil. "Kürt-Arap federal birliği" mi? oda değil. Peki nedir? Apocuların Halep trajedisi öncesinde övünerek ve iftiharla bahsettikleri çok iyi gidiyor dedikleri "Demokratik konfederasyon" muş. Tamamen yapay bir şekilde konjonktürel kaosun izin verdiği, belli gruplarının çıkarlarını koruduğu bir yapıydı. Esat diktatörlüğünün yıkılmasından sonra Amerika ve Avrupa devletlerinin eski El Kaide ci Colaniye meşruiyet vererek onu cumhurbaşkanı yapmaları sonrası bu yapay birliktelik haliyle çatırdamaya ve Arap aşiretlerinin hükümet tarafına geçerek Kürtleri arkadan vurmaları ile sonlanmıştır.
Bu Apocuların Kürtlere vurdukları ilk ve son darbesi değildi. Kuzey Kürdistan'da, 40 yıl sürdürülen kuralsız kirli savaşta, terör sayılabilecek sivillere yönelik eylemler ve hendek savaşlarında, on binlerce inanmış Kürt gençlerini bu çukurlara gömülmesine vesile olmuş günahkar bir lider ve örgüt ile karşı karşıyayız. Afrin'de Türk ordusunu provoke ederek, Suriye iç savaşında Sınırda eğittikleri, donattıkları vahşi paralı askerleri Kürtlerin üzerine sürerek, yüz binlercesinin yerlerini yurtlarını terk etmesine, yüzlerce Kürt kadının bu vahşilerin tecavüzüne uğramasına önayak oldular. Hala ve maalesef Kürtleri kandırmaya devam ediyorlar. Statüsüz entegrasyonu "Özerk yönetim" diye yutturmaya çalışıyorlar. Rojava da "özerk yönetim" diye bir şeyi gören var mı? Yok. Suriye rejiminin "Suriye Kürdistan özerk bölgesi" diye adlandırdığı resmi bir statüsü var mı? Yok. Uluslararası alanda böyle bir statü biliniyor mu? Hayır. Özerk bölgelerin bir bayrağı, yerel başkenti ve parlamentosu olur. Örneğin ispanya da Katalan ve Basklarda olduğu gibi. Suriye'de Rojava da olan şey, bölgesel etnik ve inanç farklılıklarına göre o yörenin etnik ve inanç yapısındaki halk ve topluluklarından belediye başkanı, orduda bazı komutanlıklar veya ülke yönetiminde Kürtlerin de dahil oldukları belli görevlere getirilmesi. Eee bu Türkiye'de de, Saddam Irakın'da da, İranda da ve Esat Suriye'sinde de zaten gözetilmiş ayarlamalar. Bu kadar yıkım ve katliamlar bunun için miydi? Bu durum Maraba ve ağa hikayesine benziyor. Hani Maraba ağaya soruyor ya; "Ağam, sonuç itibari ile sen yine ağa, ben de yine marabayım. Peki biz bu b...ku niye yedik?
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 13:51:46
































































































































































































