İran Neden Trump’ın Tehdidini Ciddiye Almalı?
İran’da protestolar ikinci haftasına girerken ABD Başkanı Donald Trump’ın sert ve açık uyarıları, Washington’un bu kez yalnızca söylemle yetinmeyebileceği endişesini Tahran’da güçlendiriyor.

İran’da İslam Cumhuriyeti ve yönetimine karşı patlak veren protestoların üzerinden henüz bir hafta geçmişken ABD Başkanı Donald Trump, iki kez doğrudan müdahil oldu. Gösterilerin ikinci gününde İran güvenlik güçlerini protestoculara ateş açmakla suçlayan Trump, altıncı günde ise daha ileri giderek, protestocuların öldürülmeye devam edilmesi halinde ABD güçlerinin “onları kurtarmak için devreye gireceği” uyarısında bulundu.
Bu çıkış, son 45 yılda bir Amerikan başkanının İran’daki iç karışıklıklara verdiği en hızlı ve en açık tepki olarak dikkat çekiyor. Asıl soru ise bu sert söylemin somut diplomatik adımlara ya da inandırıcı bir askeri baskıya dönüşüp dönüşmeyeceği; yoksa yalnızca sembolik bir caydırıcılık mesajı olarak mı kalacağı.
Obama Dönemi ile Keskin Fark
2009’daki Yeşil Hareket protestoları sırasında dönemin ABD Başkanı Barack Obama son derece temkinli bir tutum sergilemişti. Obama, İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’e gönderdiği mektuplara yanıt beklerken, nükleer kriz konusunda gizli bir diplomatik kanal kurma umuduyla açık destekten kaçınmıştı.
Ayrıca danışmanları, ABD’nin açık desteğinin protestocuların “yabancı ajan” olarak damgalanmasına yol açabileceği ve bunun rejime daha sert bir bastırma için gerekçe sunacağı uyarısında bulunmuştu.
Trump açısından ise bu kaygıların büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiği görülüyor. Zira Washington ile Tahran arasında şu anda korunması gereken aktif ve anlamlı bir diplomatik kanal bulunmuyor. Öte yandan İran yönetimi yıllardır protestocuları “dış güçlerin maşası” olmakla suçluyor; Hamaney de son konuşmalarında bu söylemi yineledi. Bu nedenle, söz konusu ithamın artık caydırıcı bir etkisi olmadığı değerlendiriliyor.
Obama yıllar sonra Yeşil Hareket’e karşı sergilediği temkinli yaklaşımı bir hata olarak nitelendirmiş ve ABD’nin özgürlük yanlısı halk hareketlerini desteklemesi gerektiğini savunmuştu. Trump’ın hızlı ve sert çıkışı, bu hatayı tekrarlamak istemediğine işaret ediyor.
Boş Tehditlerin Bedeli
Ancak Obama döneminin bir başka dersi daha var: Sert söylem tek başına yeterli değil. Obama’nın 2012’de Suriye lideri Beşar Esad’ın kimyasal silah kullanımını “kırmızı çizgi” ilan etmesine rağmen, 2013’te Doğu Guta’daki sarin gazı saldırısının ardından askeri müdahalede bulunmaması, ABD’nin caydırıcılığını ciddi biçimde zedelemişti.
Trump ise yerine getirilmeyen tehditlerin hem kişisel otoritesini hem de ABD gücünün algısını aşındırdığının farkında görünüyor. Nitekim İran’a yönelik tehditlerini iki kez fiilen hayata geçirdi: 2020’de Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ve yaklaşık 200 gün önce İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırı.
Buna ek olarak Trump, geçtiğimiz cumartesi günü Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik tehditlerini de uygulamaya koyduklarını duyurarak, ABD’nin Maduro ve eşini gözaltına alıp ülke dışına çıkardığını açıkladı.
Tahran Alarmda
Trump’ın protestoculara yönelik baskıya karşı yaptığı son uyarının ardından Tahran’ın hızla sert tepki vermesi, İran liderliğinin mesajın hem hızını hem de uygulanabilirliğini ciddiye aldığını gösteriyor. Bu durum, Hamaney ve çevresinin Trump’ın sözlerini sıradan bir diplomatik çıkıştan ziyade gerçek bir risk olarak değerlendirdiğine işaret ediyor.
İran açısından mesele artık yalnızca iç protestoların nasıl bastırılacağı değil; aynı zamanda bu sürecin ABD ile doğrudan bir çatışma riskini tetikleyip tetiklemeyeceği sorusu etrafında şekilleniyor. (Bozorgmehr Sarafedin-Iran International)
Son güncellenme: 08:22:51































































































































































































