İran rejiminin olası çöküşü Türkiye için neden faydadan çok risk anlamına geliyor?
İran’da rejimi sarsan protestolar ve artan Kürt hareketliliği, Ankara açısından askeri müdahaleden mülteci akınına, bölgesel istikrarsızlıktan güvenlik tehditlerine kadar ciddi riskler barındırıyor.

İran yönetimi son yılların en ciddi toplumsal huzursuzluğuyla karşı karşıya kalırken, bu sürecin rejim çöküşüne evrilmesi ihtimali Türkiye açısından önemli riskler doğuruyor. Özellikle Kürt bölgelerinde artan mobilizasyon, Ankara’nın güvenlik kaygılarını daha da derinleştiriyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, perşembe günü İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında İran’a yönelik askeri müdahaleye karşı uyarıda bulundu. Fidan, “İran’ın iç sorunlarının kendi içinde çözülmesi gerektiğine inanıyoruz” diyerek, ülkede yaşanan protestoların ideolojik bir ayaklanmadan ziyade ekonomik sıkıntılardan kaynaklandığını savundu. Fidan’a göre ekonomik zorluklar, yanlış biçimde rejime karşı ideolojik bir başkaldırı gibi algılanıyor.
Bu açıklamalar, Aralık ayı sonlarında İran’da patlak veren ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestoların ardından geldi. İran, 1979 İslam Devrimi’nden bu yana en yaygın ve uzun soluklu gösteri dalgalarından birini yaşıyor. Resmi makamlar can kaybına ilişkin net rakam açıklamazken, insan hakları kuruluşları ölü sayısının bini aştığını, hatta birkaç bin seviyesine ulaştığını öne sürüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise bu rakamları “abartılı” ve “yanıltıcı” olarak nitelendiriyor.
Ankara’nın korkuları
Ankara açısından en büyük endişe, İran’da olası bir rejim çöküşünün milyonlarca mülteciyi Türkiye sınırına yöneltmesi. İki ülke arasında 530 kilometrelik bir sınır bulunuyor. Türkiye hâlihazırda üç milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yaparken, ekonomik durgunluk ve artan toplumsal gerilim mültecilere yönelik tepkileri de artırmış durumda.
Türkiye’nin bir diğer temel kaygısı ise merkezi otoritenin zayıflaması halinde İran’daki etnik azınlıkların — özellikle Kürtler, Beluçlar ve Azeriler — ayrılıkçı taleplerinin güçlenmesi. Böyle bir senaryo, Ankara’nın hem kendi sınırları içindeki Kürt sorununu kontrol altına alma çabalarını hem de Suriye’deki Kürt özerk yapılarını zayıflatma hedeflerini sekteye uğratabilir.
Protestoların Kürt nüfusun yoğun olduğu İlam ve Kirmanşah gibi eyaletlere sıçraması, Irak’ta konuşlu İranlı Kürt silahlı grupları da harekete geçirdi. Ocak ayı başında yedi İranlı Kürt parti protestolara destek verdiklerini açıkladı ve genel grev çağrısı yaptı. Reuters’a göre, bazı silahlı gruplar Irak’tan İran’a geçmeye çalıştı; Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bu hareketlilik konusunda İran Devrim Muhafızları’nı bilgilendirdiği öne sürüldü.
Ankara’yı özellikle endişelendiren nokta, bu grupların İran’daki PKK bağlantılı yapılarla temas halinde olması. Uzmanlara göre, İran-Irak sınırında konuşlu binlerce PKK’li, olası bir iç çatışmada devreye girebilir. Bu durum, Türkiye ile İran arasında askeri iş birliğini zorunlu kılabileceği gibi, Türkiye’nin güneydoğusunda yeni toplumsal gerilimleri de tetikleyebilir.
Bölgesel ve ekonomik boyut
Türkiye ile İran’ı bugün bir arada tutan unsurlardan biri İsrail karşıtlığı. Ayrıca iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler de önemli bir faktör. Yaptırımlara rağmen, Türkiye 2025’in ilk 11 ayında İran’a 2,7 milyar dolarlık ihracat yaparken, 2,3 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Bu ticarette İran doğalgazı önemli yer tutuyor. Ancak ABD’nin yaptırım tehditleri ve geçmişte Halkbank davası gibi örnekler, bu ekonomik bağları kırılgan hale getiriyor.
Tarihsel olarak rakip olan Türkiye ve İran, yüzyıllar süren savaşların ardından 19. yüzyıldan bu yana doğrudan çatışmadan kaçınmayı başardı. Suriye iç savaşı sırasında farklı kamplarda yer alsalar da, Rusya ile birlikte Astana süreci çerçevesinde iş birliği yaptılar. Uzmanlar bu ilişkiyi, tarafların birbirine zarar vermemek için mesafeyi koruduğu “kirpi ikilemi”ne benzetiyor.
Kim iktidara gelir?
Ankara açısından bir diğer belirsizlik de rejim sonrası senaryo. İran’da monarşinin yeniden canlanması ihtimali zayıf görülse de, sürgündeki eski şahın oğlu Rıza Pehlevi’nin adının protestolarda dillendirilmesi Türkiye’de rahatsızlık yaratıyor. Türk uzmanlara göre, İsrail destekli bir yönetimin İran’da iş başına gelmesi Ankara için “en kötü senaryo” olur.
Bu nedenle Türkiye’nin tercihi, İran’ın tamamen çökmesi yerine, kontrollü bir reform süreciyle istikrarın korunması yönünde. Ancak sahadaki gelişmeler ve bölgedeki hızlı güç dengesi değişimleri, bu beklentinin ne kadar gerçekçi olduğu konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Son güncellenme: 11:14:20

































































































































































































