Şam’ın yükselişi, Kürtlerin geri çekilişi: Suriye’de yeni dönem
Bir ay öncesine kadar Suriyeli Kürtler, ülkenin üçte birini kapsayan fiilî bir kontrol alanına sahipti

Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı unsurlar bu hafta ülkenin çatışmalı kuzeydoğusunda yer alan Kamışlo kentine girdi.
Bu güçlerin kente girişi, son on yılın büyük bölümünde Fırat’ın doğusunda yönetimi elinde bulunduran Kürt öncülüğündeki Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin fiilen sona erdiğini tescilledi.
Bu gelişme, Şam’daki İslamcı yönetimin merkeziyetçi ve Sünni Arap ağırlıklı bir Suriye inşa etme çabaları açısından önemli bir başarı anlamına geliyor.
Kürtlerin fiilî yönetimi sona erdi
Bir ay öncesine kadar Suriyeli Kürtler; ülkenin yaklaşık üçte birini kapsayan, kendi silahlı güçlerine sahip, petrol ve doğal gaz kaynaklarını kontrol eden, sınır kapıları üzerinden dış dünyaya açılan ve yabancı aktörlerle doğrudan temas kurabilen fiilî bir yönetim alanına sahipti. Bu yapı, bu hafta itibarıyla fiilen ortadan kalkmış durumda.
Ancak Özerk Yönetim’in çöküşü, Kürtler açısından koşulsuz bir teslimiyet anlamına gelmiyor.
30 Ocak’ta varılan anlaşma, DSG ile Şam güçleri arasında doğrudan bir çatışmayı şimdilik önlemiş görünüyor. Bu anlaşma, Özerk Yönetim’e ait kurumların kademeli biçimde Şam yönetiminin otoritesi altına alınmasını öngören bir entegrasyon yol haritası niteliği taşıyor.
Topyekûn saldırı şimdilik önlendi
Kürtlerin, Rakka ve Deyrezzor gibi Arap nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerin hızla kaybedilmesinin ardından kuzeydoğudaki çekirdek alanlarda askeri güçlerini seferber etmesi; ayrıca Kürtlerin ve müttefiklerinin ABD yönetimi ve özellikle Fransa başta olmak üzere Batılı ülkelere yaptığı diplomatik girişimler, Şam’ın Kürt bölgelerine yönelik topyekûn bir askeri harekâtını şimdilik engelledi.
Bu durum, Şam yönetiminin Mart ayında Lazkiye kıyılarındaki Alevi nüfusa, Nisan ve Temmuz aylarında ise Dürzilere karşı sergilediği sert bastırma politikasıyla keskin bir tezat oluşturuyor.
Bu tablo, Şam’daki İslamcı yönetimin taktik sabrını ve esnekliğini; aynı zamanda Suriyeli Kürtlerin son on yılda sahada inşa ettiği askeri kapasiteyi ve kararlılığı yansıtıyor.
Güç dengesi değişti, çatışmanın özü değişmedi
Buna rağmen sürecin yönü net: Kazanan ve kaybeden taraflar açık.
Suriye’de yaşanan son gelişmeler, ülkenin temel dinamiklerini değiştirmiyor; Kürtlerin ayrı bir siyasi-askeri yapı kurmasına yol açan etnik ve mezhepsel gerilimleri de ortadan kaldırmıyor.
Son bir yılda yaşananlar, Suriye’de mezhepsel güç dengesinin tarihsel ölçekte değişmesi anlamına geliyor. Ancak çatışmanın doğası değişmiş değil.
1966–2024 arasında Alevi azınlığın hâkimiyetindeki Baas rejimleri, Aralık 2024’te yerini Suriye’nin Sünni Arap çoğunluğunun yeniden iktidara dönüşüne bıraktı.
Alevi ağırlıklı Baas rejimleri, Suriyelileri ortak bir ulusal kimlik etrafında birleştirmeyi başaramadı. İktidarlarını, Pan-Arap sloganlarla süslenmiş dar bir çıkar düzeni üzerinden sürdürdüler.
Zamanla artan yönetim zafiyetleri, Sünni Arap isyanını tetikledi. Bu süreçte Kürtler, Dürziler ve kısmen Hristiyanlar, büyük ölçüde kenarda durarak kendi güvenliklerini korumaya odaklandı.
Bu Sünni isyan, İslamcı ve cihatçı grupların hâkimiyetine girdi ve İsrail’in Esad rejimiyle bağlantılı güçleri zayıflatmasının ardından Aralık 2024’te zafere ulaştı.
Yeni rejim: Merkezi, Sünni ve İslamcı
Yeni rejim, Türkiye ve Katar başta olmak üzere bölgedeki Sünni güçlerle ittifak halinde Sünni İslamcı bir Suriye inşa etmeye çalışıyor. Suudi Arabistan ise bu eksende daha sınırlı bir rol oynuyor.
Laik ve adem-i merkeziyetçi yapısıyla Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim, bu proje açısından ciddi bir engeldi. Türkiye’nin aktif desteği ve Batı’nın sessiz onayıyla bu engel artık ortadan kaldırılmış görünüyor.
Ortaya çıkan tablo, eski Alevi hâkimiyetini yıkan yeni Sünni iktidarın, birçok açıdan selefinin yöntemlerini yeniden ürettiğini gösteriyor.
Kürtler ve azınlıklar için tablo karanlık
Ahmed el-Şara liderliğindeki ve büyük ölçüde eski Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kadrolarından oluşan yönetici klik, devlette belirleyici konumda bulunuyor. Sistem, sembolik temsil mekanizmaları barındırsa da gerçek güç bu dar çevrede toplanmış durumda.
Bu durum, Kürtler ve diğer azınlıklar açısından olumlu bir gelecek vadetmiyor.
Önümüzdeki dönemde Kürtler ve Dürziler;
- silahlı ve siyasi yapılarını mümkün olduğunca korumayı,
- dış destek kanallarını açık tutmayı,
- uluslararası kamuoyunda görünürlüklerini sürdürmeyi hedefleyecek.
Aleviler ise bu alanlarda çok daha sınırlı imkânlara sahip.
İsrail ve bölge için anlamı
Bölge ülkeleri ve Batılı aktörler açısından bu gelişmeler kısa vadede sınırlı, ancak uzun vadede dikkat çekici riskler barındırıyor.
Geçmişte Suriye rejimlerinin, iç muhalefeti bastırmak için kullandıkları sert yöntemleri zamanla dış düşmanlara yönelttikleri unutulmamalı. Bu durum, Esad döneminde Lübnan ve İsrail’e karşı da yaşandı.
Şam’daki yeni rejimin, bu anlamda selefinin izinden gittiği görülüyor. Bu benzerliğin zamanla Suriye sınırlarının dışına taşması ihtimali, bölgesel ve Batılı politika yapıcılar tarafından ciddiyetle hesaba katılmalı.
Son güncellenme: 13:55:37




































































































































































































