Suriye Kürtleri Yeni Bir Sürece Girdi
Kuzeydoğu Suriye’de Kürtlerin kontrolündeki bölgelerin el değiştirmesiyle özerk yönetim fiilen sona erdi. Bölgedeki gelişmeler, Kürt siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilirken, Kürtler Türkiye ve Şam yönetimi arasındaki baskı altında belirsiz bir sürece girdi.

“Kürtlerin dağlar dışında dostu yoktur” sözü, Kuzeydoğu Suriye’de Kürtlerin kontrolündeki bölgelerin el değiştirmesiyle birlikte yeniden gündeme geldi. Rojava olarak bilinen Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin fiilen sona ermesi, Kürt siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor.
Geçtiğimiz yıl mart ayında, Kürdistan’ın dört parçasını temsil eden yetkililer Diyarbakır’da bir araya geldi. Toplantıda, Kürtlerin tarih boyunca karşılaştığı baskılar ve bağımsız ya da özerk bir devlet kurma beklentileri ele alındı. 2025 yılı, Kürt hareketi açısından umutlu bir dönem olarak görülüyordu. Güney Kürdistan’da özerk yönetim istikrarını korurken, Türkiye’de Abdullah Öcalan’ın PKK ile Ankara arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerinin yeni bir sürecin önünü açabileceği beklentisi vardı. Bu gelişmelerin, Batı Kürdistan’da (Rojava)da siyasi kazanımları kalıcı hale getirebileceği düşünülüyordu.
Ancak Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin kontrol alanlarının kaybedilmesiyle bu beklentiler yerini belirsizliğe bıraktı. Suriye Kürtleri, bir yandan Türkiye’nin askeri ve siyasi baskısı, diğer yandan Ankara ile yakın ilişkiler kuran Şam yönetimi arasında sıkışmış durumda.
İran’da süren protestolar, Doğu Kürdistan açısından hem fırsat hem de risk olarak görülüyor. İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ) gibi Kürt siyasi ve silahlı gruplar uzun süredir bu süreci yakından izliyor. İran ve Türkiye’den Kürt milislerin sığındığı Kandil Dağı, her iki ülkenin askeri operasyonlarının hedefi olmaya devam ediyor.
Bölgede Türkiye ile İran’ın Kürt meselesi üzerinden zaman zaman ortak çıkarlar aradığına dikkat çekiliyor. Aynı zamanda Kürt hareketi içinde Abdullah Öcalan ile Mesud Barzani arasındaki tarihsel rekabetin, Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri (DSG) lideri Mazlum Abdi’nin konumu üzerinden yeniden görünür hale geldiği belirtiliyor.
Öcalan’ın, Türkiye-PKK barış sürecini Suriye hükümeti ile DSG arasında bir uzlaşıya bağlama girişimleri sürerken, Mesud Barzani de Erbil merkezli diplomatik temaslarla sürece dahil oldu. Buna rağmen, tüm gerilimlere karşın Şam yönetimi ile DSG arasında kapsamlı bir çatışma yaşanmadı.
Özerk Yönetim, on yılı aşkın süre boyunca IŞİD’le mücadele, yerel kurumların oluşturulması ve uluslararası destek arayışıyla varlığını sürdürdü. Ancak 2018’de Afrin’e, 2019’da Gire Spi ve Serekaniye'ye yönelik askeri operasyonlarla kontrol alanları önemli ölçüde daraldı. Son gelişmelerle birlikte özerk yönetimin fiilen sona erdiği değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre Rojava deneyimi, Kürt hareketi açısından bir yenilgiden ziyade bölgedeki güç dengelerinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor. ABD öncülüğündeki koalisyonun IŞİD’le mücadele sürecinde sağladığı askeri ve siyasi desteğin zamanla azalması, özerk yönetimin uluslararası dayanaklarını zayıflattı. Washington yönetiminin Suriye’de uzun vadeli bir angajmana girmek istememesi, Kürtlerin bölgedeki konumunu doğrudan etkiledi.
Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını azaltması ve Moskova’nın Kamışlo’daki üslerinden çekilmesi de dengeleri değiştiren faktörler arasında yer aldı. Bu süreçte Şam yönetimi, ülkenin kuzeydoğusunda kontrolü yeniden tesis etmeye yönelik adımlarını hızlandırdı. DSG ile Şam arasında varılan anlaşmaların, yarı özerk yapıyı büyük ölçüde sona erdirdiği ifade ediliyor.
Türkiye ise sınır güvenliği ve PKK ile bağlantılı gördüğü yapılar nedeniyle Kuzey Suriye’deki gelişmeleri yakından izlemeyi sürdürüyor. Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğünü vurgularken, özerk bir Kürt yapısına karşı tutumunu koruyor. Bu yaklaşımın, Şam yönetimiyle dolaylı bir çıkar ortaklığı yarattığı belirtiliyor.
Bölgede yaşanan son gelişmeler, Kürt siyasi hareketleri arasında da yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Kürt aktörlerin önümüzdeki dönemde askeri seçeneklerden ziyade siyasi ve diplomatik yolları öncelemesi gerektiği görüşü öne çıkıyor. Özellikle uluslararası garantiler olmaksızın elde edilen fiili kazanımların kalıcı olmadığına dikkat çekiliyor.
Rojava’da yaşanan dönüşümün, Kürtlerin bölgesel siyasetteki rolünü tamamen ortadan kaldırmadığı, ancak önceliklerin değiştiği ifade ediliyor. Kürt siyasi yapılarının bundan sonraki süreçte mevcut nüfusun güvenliği, kültürel hakların korunması ve yerel yönetim mekanizmalarının sürdürülmesine odaklanması bekleniyor.
Son güncellenme: 00:44:32







































































































































































































