Suriye’de Yeni Dönem: Kürtler İçin Geri Adım mı, Yeni Bir Başlangıç mı?
Şam yönetiminin kuzeydoğu Suriye’yi(Rojava) kontrol altına alması ve Washington’la ortaklığını pekiştirmesi, Kürtlerin özerklik hedeflerine ağır darbe vurdu. Ancak sınır ötesi Kürt dayanışmasının güçlenmesi, geleceğe dair bazı ihtimalleri canlı tutuyor.

Suriye’de son haftalarda yaşanan gelişmeler, ülkenin kuzeydoğusunda Kürtlerin iç savaş boyunca inşa ettiği özerk yapının büyük ölçüde sona ermesine yol açtı. Şam’daki geçiş hükümetinin düzenlediği hızlı askeri operasyon sonucunda, Kürtlerin öncülük ettiği Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Fırat’ın doğusuna çekilmek zorunda kaldı.
ABD’nin, daha önce IŞİD’le mücadelede en önemli yerel müttefiki olan DSG’ye askeri destek vermemesi ve Başkan Ahmed Şara liderliğindeki Şam yönetimiyle çalışmayı tercih etmesi, dengeleri belirleyici şekilde değiştirdi.
Hızlı Operasyon ve Zorunlu Uzlaşma
Şam ile DSG arasında aylar süren müzakereler, Kürt güçlerinin orduya nasıl entegre edileceği ve Kürtlerin sivil haklarının nasıl güvence altına alınacağı gibi temel başlıklarda sonuçsuz kaldı. Ocak ayı başında çatışmaların tırmanmasıyla hükümet güçleri Halep’teki iki Kürt mahallesini ele geçirdi ve operasyon doğuya yöneldi.
DSG içindeki Arap ve aşiret unsurlarının saf değiştirmesi süreci hızlandırdı. 18 Ocak’ta imzalanan ilk entegrasyon protokolü, DSG’nin bazı taleplerinden geri adım atmasıyla ateşkese zemin hazırladı. Ancak bu anlaşma Kürtler açısından ciddi tavizler içeriyordu.
30 Ocak’ta varılan ikinci anlaşma ise daha dengeli bir çerçeve sundu. Buna göre DSG güçlerinden oluşan üç tugaylık bir askeri tümen ile Kobani’ye özgü bir birlik kurulması öngörüldü. Ayrıca bazı yerel ve merkezi görevlere Kürt yetkililerin atanması ve Kürt eğitim sertifikalarının tanınması kabul edildi. Buna karşılık petrol sahaları, sınır kapıları ve Kamışlı Havalimanı’nın kontrolü Şam’a devredildi.
Kürtler İçin Kayıplar
En büyük kayıp, federal bir anayasa ya da kalıcı bir yerinden yönetim sistemine dair umutların zayıflaması oldu. Şam’ın savunduğu merkezi devlet modeli ağır bastı.
ABD’nin tutumu da dikkat çekti. Washington, DSG’nin IŞİD’e karşı mücadelesindeki rolüne rağmen Şam’ı ana ortak olarak benimsedi. Beyaz Saray’ın bu tercihi, Kürtler açısından jeopolitik bir yalnızlaşma anlamına geliyor.
Ankara ve Körfez ülkelerinin Şam’a verdiği destek de bu tabloyu güçlendiriyor. Kürtlerin Fransa gibi bazı destekçileri bulunsa da dengeleri değiştirebilecek güçlü bir uluslararası hamileri bulunmuyor.
Dayanışma ve Yeni Dengeler
Olumsuz tabloya rağmen iki önemli gelişme dikkat çekiyor.
İlk olarak, sınır ötesi Kürt dayanışması belirgin biçimde arttı. Kürdistan Bölgesi’nde kitlesel gösteriler düzenlendi; Türkiye, Avrupa ve ABD’de destek eylemleri yapıldı. Yardım kampanyaları organize edildi. Bu süreç, Kürt milliyetçi duygularını yeniden canlandırdı.
İkinci olarak, Kürt siyasi aktörler bölgesel düzeyde etkinliklerini koruduklarını gösterdi. DSG lideri Mazlum Abdi ile Başkan Mesud Barzani arasındaki ilişkilerin güçlenmesi ve Erbil’in diplomatik temaslarda merkez haline gelmesi, Kürtlerin tamamen devre dışı kalmadığını ortaya koyuyor.
Kırılgan Gelecek
Buna rağmen tablo genel olarak Kürtler açısından ciddi bir gerilemeye işaret ediyor. Özerklik büyük ölçüde sona ermiş durumda ve hakların korunması, Şam ile yapılan anlaşmaların uygulanmasına bağlı.
Suriye’de merkezileşme süreci hız kazanırken, Kürtler elde edebildikleri sınırlı kazanımları koruma mücadelesi verecek. Önümüzdeki dönem, bu kırılgan uzlaşının sahada nasıl işleyeceğini gösterecek.
Son güncellenme: 10:57:22


































































































































































































