Suudi Arabistan–BAE gerilimi 2026’da bölgesel dengeleri nasıl şekillendirebilir?
Bir dönem Körfez’in en yakın müttefikleri olan Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki ilişkiler, Yemen, Sudan, Somali ve İsrail başlıklarında açık bir çatışma evresine giriyor. Uzmanlara göre 2026, Ortadoğu’daki ittifak haritalarının yeniden çizildiği bir yıl olabilir.

Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin geçmişteki stratejik ortaklıktan açık rekabete sürüklenmesi, yeni yılla birlikte daha görünür bir hâl aldı. İki ülke bir süredir petrol politikalarından Sudan’daki savaşa kadar pek çok konuda ayrışsa da, bu farklılıklar bugüne kadar büyük ölçüde kapalı kapılar ardında tutuluyordu. Analistlere göre bu durum 2026’da değişiyor.
Salı günü Suudi Arabistan’ın Yemen’in güneyindeki Mukalla Limanı’nı bombalaması, gerilimi açık bir çatışma noktasına taşıdı. Riyad, saldırının, BAE ile bağlantılı olduğu öne sürülen ve ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi’ne (STC) gönderilen bir silah sevkiyatını hedef aldığını açıkladı.
Bu saldırının ardından Suudi Arabistan, alışılmadık şekilde BAE’yi kamuoyu önünde “son derece tehlikeli” davranışlarla kendi ulusal güvenliğini tehdit etmekle suçladı. Abu Dabi ise Riyad’ın “temel yanlışlıklar” yaydığını savunarak karşılık verdi.
Nadir Görülen Açık Polemik
Gerilim yalnızca resmi açıklamalarla sınırlı kalmadı. Her iki ülkeden tanınmış yorumcular da kamuoyuna açık sert eleştirilerde bulundu.
BAE’li akademisyen Abdülhalik Abdullah, Yemen’in güneyine yönelik saldırıyı “açık bir askeri saldırı” olarak nitelendirerek bunun “kahramanlıkla ilgisi olmadığını” söyledi.
Suudi analist Abdülaziz el-Gaşiyan ise El Cezire’ye canlı yayında yaptığı açıklamada, normalde BAE’nin politikaları hakkında konuşmaktan kaçındığını belirtti ancak mevcut durumun “artık eski normale dönmeyecek bir aşamaya girdiğini” ifade etti.
El-Gaşiyan’a göre, bölgedeki ayrılıkçı ve bölücü hareketler, “BAE’nin çıkarlarına hizmet edecek şekilde Suudi Arabistan pahasına siyasi ve sınır gerçekliklerini değiştirmeye çalışıyor.”
“Artık Kontrol Mekanizmaları İşlemiyor”
Baker Enstitüsü’nden Körfez uzmanı Kristian Ulrichsen, Middle East Eye’a yaptığı değerlendirmede, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ayrışmanın yıllardır sürdüğünü ancak artık gerilimi sınırlama mekanizmalarının çalışmadığını söyledi.
Ulrichsen, “BAE, Yemen ve Sudan gibi örneklerde silahlı devlet dışı aktörlere verdiği destek ile Suudi Arabistan ve Mısır gibi temel ortaklarıyla ilişkilerini dengeleme kapasitesinde kritik bir eşiğe yaklaşıyor olabilir” dedi.
Sudan, Yemen ve Somali: Ayrışmanın Cepheleri
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, ABD Başkanı Donald Trump nezdinde BAE’nin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (RSF) verdiği destek konusunda lobi faaliyeti yürütmeyi planlıyordu. Bazı analistler, bu girişimin Yemen’deki ilişkilerin daha da bozulmasına katkı sağladığını düşünüyor.
Sudan’da BAE, RSF’yi desteklerken; Suudi Arabistan, Sudan ordusunun arkasında duruyor.
Yemen’de ise her iki ülke de Husilere karşı ve uluslararası tanınan hükümeti destekliyor olsa da, BAE’nin uzun süredir Güney Geçiş Konseyi’ne verdiği destek ciddi bir ayrışma noktası oluşturuyor. Ayrılıkçı grup, bu ay Yemen’in güneydoğusunda geniş alanları ele geçirmişti.
Somali de bir başka anlaşmazlık alanı. Suudi Arabistan, geçen hafta İsrail’in Somaliland’ı tanımasını kınayan çok sayıda ülke arasında yer aldı. Ancak BAE bu kınama listesinde yer almadı. Abu Dabi’nin Somaliland ile yakın çalıştığı ve burada askeri üs inşa ettiği biliniyor.
İki Farklı Bölgesel Strateji
Uzmanlara göre tablo giderek netleşiyor:
BAE, bölge genelinde paramiliter ve ayrılıkçı grupları desteklerken; Suudi Arabistan, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu’nda mevcut devlet sınırlarını korumaya yönelik siyasi koalisyonlar inşa ediyor.
Riyad merkezli savunma analisti ve Carnegie Ortadoğu Merkezi araştırmacısı Hişam el-Gannam’a göre, Suudi Arabistan’ın üstünlüğü artık askeri vekillerden değil, uluslararası meşruiyet ve diplomatik kapasiteden geliyor.
“Elinde büyük vekil güçler bulunan BAE’ye karşı Suudi Arabistan bugün caydırıcılık, seçici baskı ve siyasi sonuçlara odaklanan bir modele geçti” diyen el-Gannam, Riyad’ın Yemen deneyiminden ders çıkardığını vurguladı.
İsrail ve Yeni İttifak İşaretleri
İsrail ile ilişkiler de yeni bir fay hattı oluşturuyor. BAE, 2020’de imzaladığı İbrahim Anlaşmaları sonrasında İsrail’le ilişkilerini daha da derinleştirirken, Gazze savaşı nedeniyle Suudi Arabistan bu yönde adım atmaktan kaçınıyor.
Arab Gulf States Institute’ten Kristin Diwan’a göre, Abu Dabi bu süreçte İsrail ve Türkiye ile koordinasyonunu artırarak yeni bir eksenin sinyallerini veriyor.
Katar Krizinden Daha Ciddi mi?
Analistler, mevcut gerilimin 2017’de Katar’a uygulanan abluka döneminden daha ciddi olabileceği görüşünde. O dönemde Suudi Arabistan ve BAE aynı safta yer almıştı.
Araştırmacı Emadeddin Badi, “Eğer BAE karşıtı bir koalisyon şekillenirse, bu Ortadoğu’daki güç dağılımında benzeri görülmemiş bir değişim olur” dedi.
El-Gannam ise, Katar krizinin diplomatik yollarla çözüldüğünü ancak mevcut krizin “rakip bölgesel stratejilere dayandığı için daha sert ve kontrol edilmesi zor” olduğunu belirtti.
Gerilim Kalıcı mı?
Kuveyt Üniversitesi’nden Bader el-Saif ise gerilimin abartılmaması gerektiğini savunuyor. Körfez ülkeleri arasında geçmişte de açık anlaşmazlıklar yaşandığını hatırlatan Saif, ortak ticari ve ekonomik çıkarların tarafları yeniden bir araya getireceğini düşünüyor.
“Bu ülkeler sonuçta birlikte hareket etmek zorunda olduklarını biliyor” diyen Saif’e göre asıl sorun, çatışmanın nasıl yönetileceği.
Son güncellenme: 18:04:03



































































































































































































