Tarihsel Fırsatların Kaybediliş Hikayesi?

Kürt halkının siyasal bilincinin uyandığı her dönem, toplumsal bir hakkaniyet arayışıyla başlamış ancak ne yazık ki bu süreçler çoğu zaman kendi amacından koparılarak belirsiz bir geleceğe mahkûm edilmiştir. Günü kurtarmaya yönelik "al gülüm ver gülüm" siyaseti ve içi boşaltılmış diplomatik manevralar, Kürt toplumunun dinamizmini tüketmiş, toplumsal enerjiyi bir "meçhule" havale etmiştir. Bu süreçte en büyük tahribat, halkın rasyonel aklının duygusal sömürüyle köreltilmesi ve siyasetin çağın gereklerinden kopuk teorik bir düzleme hapsedilmesi olmuştur.
1. İdeolojik Dogmatizm ve "Loji"lerin Kıskacı
Yüzyıl öncesinin miadı dolmuş ideolojileri ("loji"ler), modern Kürt siyasetinde birer pranga vazifesi görmüştür. Kendi halkının yerli ve milli değerlerini "ilkel" olarak yaftalayan bu yaklaşım, vatansever kesimlerin önünü tuzaklarla kesmiştir. Eleştirel bir ses yükselten her aydın, "aforoz" mekanizmalarıyla sistem dışına itilmiş; bu durum, Kürt siyasetini kendi içinde bir zikzaklar ve tutarsızlıklar silsilesine hapsetmiştir. Temel sorun şudur: Kürt siyaseti, "Ben kendime ne yaptım?" sorusunu sorma cesaretini hiçbir zaman gösterememiştir.
2. Kendi Özüne Yabancılaşma ve Sahte İttifaklar
"Halkların kardeşliği" gibi kulağa hoş gelen ancak pratikte şovenist yaklaşımlarla kucaklaşmaya dönüşen söylemler, Kürtlerin kendi içindeki kardeşlik bağlarını zayıflatmıştır. Kendi özgünlüğünü savunan her ses, "gericilik" veya "işbirlikçilik" yaftasıyla susturulmaya çalışılmıştır.
Dışlanma Kültürü: Siyasi merkezin belirlediği kalıpların dışına çıkan aydınlar, fosilleşmiş ideolojilerle etkisiz hale getirilmiştir.
Özgünlük Kaybı: "Kürt sorunu kendine has enstrümanlarla çözülmelidir" diyenler, Ortadoğu'yu kurtarma iddiasındaki ütopik projelerin kurbanı edilmiş; Kürt halkının özgün dinamikleri, şovenist çevrelerin siyasi çıkarlarına meze yapılmıştır.
3. İç Rezervlerin Tasfiyesi ve Liyakat Sorunu
Kürt toplumu içindeki doğal müttefikler; sınıfsal, dini veya sosyal statüleri (ağa, zengin, dinci vb.) bahane edilerek dışlanmıştır. Bu tasfiye hareketi, Kürt toplumunun iç rezervlerini boşaltırken, liyakat yerine sadakati önceleyen bir yapı inşa etmiştir. "Değer ailesi" adı altında liyakatsiz isimlerin yönetici kadrolara taşınması, siyasal niteliği düşürmüş ve aydınların düşmanlaştırılmasına zemin hazırlamıştır.
4. Bölgesel Kayıplar ve Parçalı Siyasetin Bedeli
Kürt siyasetinin iç çekişmeleri, Kerkük’ün kaybı ve Şengal’deki ayrışma çabaları gibi stratejik felaketlerle sonuçlanmıştır. Güney Kürdistan’ın sahip olduğu olanaklara rağmen, KDP ve YNK arasındaki "çalışabilirlik sendromu" ve bitmek bilmeyen "sen-ben" kavgası, halkın kazanımlarını tehlikeye atmıştır. Özgürleşme hedefiyle yola çıkılmasına rağmen, halkın kendi gerçekleriyle buluşmasından adeta bir "tazıdan kaçan tavşan" gibi kaçılmıştır.
Sonuç: Yarınsızlıktan "Biz" Olma İradesine
On binlerce köyün yok olması ve genç kuşakların feda edilmesiyle sonuçlanan yarım asırlık sürecin sonunda, "elde var sıfır" noktasına gelinmiş olması trajik bir gerçektir. Bu ilkesiz ezberlerle yola devam etmek, Kürt toplumunun geleceğine mezar taşı dikmekle eşdeğerdir.
Kürt siyaseti için artık tek bir çıkış yolu kalmıştır: Samimi bir cesaretle yanlışların üzerine gitmek.
Yeraltı sığınaklarına gömülen gerçeklerle yüzleşmek, "ben" merkezli otoriter yaklaşımları terk ederek "biz" eksenli, rasyonel ve toplumsal çıkarları önceleyen bir akıl pistine çıkmak zorunluluktur. Aksi takdirde, tarih bu dönemi sadece kaçırılmış fırsatlar ve derin bir ayıp olarak kaydedecektir.
Hüseyin Akınci
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 10:42:11

































































































































































































