'Varlık' 'Bitiş' Ve Hile!
''İttihat ve Terakki çizgisine, Kemalist rejime karşı kendini konumlayan partinin, hareketin ve düşüncenin, dönüp savaştığı güç ile "pazarlıksız" bir halde, bütün olanlardan sonra, "devlet ile birleşme", "devlet ile çalışma", "devlet ile saf tutma" durumuna gelişi basit bir hal değildir. Bu son derece büyük ve kaba bir toplum mühendisliğinin eseri olduğu açıktır...''

Abdullah Öcalan, "PKK ortaya çıkarken, varlık sorununu hedefledi. Gelinen noktada ise Amaç hasıl olduğu için, kendinin varlık nedeni de ortadan kalktı. Bunun için kendini fesih etti..!" diyor.
Bu tespit, son derece sorunlu, tutarsız, aldatıcı, yalancı, varlık nedenini acımasızca tahrif ederek, zıd bir tespite dönüşen bir hali ortaya koyuyor..
Burada Kürt ulusunu ve Kürdistan'ın bağımsızlığını savunan bir hareketin ve konseptin, önce stratejik hedefinden ağır ağır vazgeçerek, bağımsızlıktan federasyondan, idari özerklikten ve giderek, devletsiz, statüsüz bir stratejiyi hedefine koyan, sonra da "Kültüralist" istemleri de reddederek, karşısında konumlandığı devletin safına geçerek, Türklük sözleşmesi savunuculuğunu, en şoven kesim(MHP) ile ittifak halinde yaparak, varlık nedeni olarak tanımladığı "ulus ve ülke gerçekliğini" inkar etmesi ile geçmişine sırtını döndü, İttihat ve Terakki'nin hattından kopan, ancak yeniden orada en mahrem yerinde kendine yer bulmaya uğraşan bir kombinezyona düştü...
Bunu yaparken, siyasi hilelere baş vurdu, vuruyor ve Kürt ulusunu aldatmak, yanıltmak için devlet ile birlikte her yolu denemeye devam ediyor...
Ancak, içine düştüğü siyasi hat gereği, Kürt ulusunu bir "geri aşiretler kalıntısı" olarak aşağılayan, Kürt ulus tarihini ve mücadelesini, Milliyet Gazetesi'nin 1930'da Ağrı direnişi ve Zilan katliamı sonrasında manşetine taşıdığı "Muhayyel Kürdistan burada medfundur" iddiasını resetleyerek, "bitiş" tanımı ile güncelleyen, "Dünyanın sayılı dilleri arasında olduğu ortaya konan Kürtçe için, "İşlevsiz bir dil" diyen bir iddia sahibini tarihin çöplüğüne atma yerine, onu "baş müzakereci" diye tanımlamak, dediklerini "Manifesto", ihanetini de "paradigma" olarak tanımlamak ne büyük gaf, hatta kocaman gaflet!!!
Bunu yapan Öcalan, gerek tutsaklığı, narsistliği, pragmatik özelliği, korkaklığı, kendisini tutan ile iş tutma özelliği vs. sebepler ile bir yere kadar anlaşılabilir!!!. Ancak yaşamda büyük bedel ödeyen, tutsak olmayan, ama tutku ile "Öcalan'a bağlı" bir teşkilatın, kendini hiç bir sorgu ve değerlendirmeye tabii tutmaksızın bu handikap içine, itirazsız "kabul" ile sürüklenmeye devam etmesinin sebebini anlamak ve izah etmek önemlidir...
Bunun salt bir "mürid" tespiti ile değil, pek çok sebep ile geniş izaha ihtiyaç olduğu açıktır...
İttihat ve Terakki çizgisine, Kemalist rejime karşı kendini konumlayan partinin, hareketin ve düşüncenin, dönüp savaştığı güç ile "pazarlıksız" bir halde, bütün olanlardan sonra, "devlet ile birleşme", "devlet ile çalışma", "devlet ile saf tutma" durumuna gelişi basit bir hal değildir. Bu son derece büyük ve kaba bir toplum mühendisliğinin eseri olduğu açıktır...
Ancak hileli bu tarihi "varlık" ve "bitiş" tartışmasında , Kürt ulusunun ulusal haklarının bitişi planlayanlar, varlık göstermeyecekleri muhakkaktır!
Son güncellenme: 17:41:08