Ankara'nın Suriye’deki yeni gerçekliği: Federalizm macunu tüpten çıktı!

31 Ağustos 2025 - 16:01
31 Ağustos 2025 - 16:01
 0
Ankara'nın Suriye’deki yeni gerçekliği: Federalizm macunu tüpten çıktı!

Suriye’de federalizm ve adem-i merkeziyetçilik talepleri yalnızca Rojava Kürdistanı ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda Dürzi, Alevi ve Hristiyan toplulukların bulunduğu bölgelerde de federal yapıya yönelik talepleri gündeme getirmiştir. Bu durum artık geri döndürülemez bir biçimde siyasal gündemin merkezine yerleşmiştir. Ankara ise bu talepleri bastırmak ve “tüpten çıkan macunu” yeniden tüpe geri doldurmak gibi beyhude bir çaba içerisindedir.

HTŞ’nin Şam’da iktidarı ele geçirmesinin ardından ABD, Türkiye ve Körfez ülkelerinin baskısıyla Suriye’nin idari inşasında merkezi ve üniter devlet modelinin en uygun çözüm olduğu yönünde bir söylem öne çıktı. Ancak geçtiğimiz Mart ayında Alevilere, Temmuz ayında ise Dürzilere yönelik gerçekleştirilen kitlesel katliamlar, merkeziyetçi-üniter yapının neden olduğu 14 yıllık iç savaşın kök sebeplerini bir kez daha görünür kıldı. Bu gelişmeler, söz konusu merkeziyetçi modelin yeniden işler hale getirilmesinin kalıcı bir barış ve istikrar yerine çatışma üreteceğini açık biçimde ortaya çıkardı.

Dolayısıyla rüzgâr giderek Ankara ve Şam’ın tezlerinin aleyhine esmeye başladı. Sünni Araplar, Kürtler, Aleviler, Dürziler ve Hristiyanları kapsayan daha esnek, çoğulcu ve yerinden yönetim esaslı modellerin tartışılması, başta ABD ve Fransa olmak üzere uluslararası aktörler nezdinde giderek daha fazla önem kazandı. Bu çerçevede, özellikle Kürtlerin uzun süredir dile getirdikleri federalizm talebi, Suriye’nin geleceğine ilişkin alternatif çözüm arayışlarında merkezi bir konum kazandırdı.

Saddam Hüseyin’in 2003 yılında devrilmesinin ardından Kürtler, Irak’ın yeniden yapılanma sürecinde federalizmi ısrarla savundular. Buna karşılık Sünni Araplar, federalizmi Irak’ın parçalanmasına giden bir süreç olarak algıladı ve Baas rejiminden miras aldıkları katı merkeziyetçi üniter devlet modelini koruma yönünde tavır aldılar.

Şii Araplar ise federalizm konusunda kendi içlerinde ikiye bölündü. Sadr hareketi dışındaki birçok Şii siyasi parti, adem-i merkeziyetçi bir yönetim modelini destekledi. Bununla birlikte, diğer Şii gruplar ve daha geniş Arap toplumu, mezhepsel temelde şekillenecek bir federal yapılanmayı ülkenin bölünmesinin öncülü olarak değerlendirdi. Bu nedenle federalizme karşı çıktılar.

2003 sonrası koşullarda Irak siyasetinde Kürtler başat bir aktördü ve federalizm onlar için vazgeçilmez bir siyasi talepti. Bu durum, hem Sünnilerin hem de Şiilerin federal Irak modelini kabullenmek zorunda kalmasına yol açtı. Ayrıca, ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’ın mevcut etnik ve mezhepsel çeşitliliğini dikkate almaları, Kürtlerin federalizm taleplerine uluslararası düzeyde destek sağlanmasına vesile oldu.

Kısa süre içinde, Sünni ağırlıklı vilayetlerde merkezi hükümetin dayatmasıyla Şii aktörlerce kontrol edilmesi, Sünnilerin Bağdat hükümetinin aldığı kararlara karşı etkin bir şekilde direnme kapasitesini büyük ölçüde kısıtladı. Bu nedenle Sünniler, çoğunlukta oldukları bölgelerde federal statü elde etme girişimlerinde bulunmaya başladılar. Fakat başarılı olamadılar. Amiyane deyişle, “zamanında federasyon trenini kaçırdılar.”

Süreç içinde Kürdistan Bölgesi modeli, iç siyasi çekişmelere, eksikliklerine ve Bağdat’ın baskılarına rağmen ekonomik, siyasi ve askeri açılardan dikkate değer bir ilerleme kaydetti. Şii ve Sünni bölgelerindeki iç çatışmalar, ekonomik krizler ve sonrasında IŞİD’in saldırıları, yalnızca Sünniler arasında değil, Basra’daki Şii Araplar arasında da federal taleplerin yükselmesine yol açtı. Zira Basra, Kürdistan Bölgesinden daha zengin enerji kaynaklarına sahip olmasına rağmen, benzer bir kurumsal ve ekonomik gelişim sürecini hayata geçiremedi. Bu nedenle Kürdistan Bölgesi’nin yönetim modeli her iki kesim açısından giderek daha cazip bir alternatif haline geldi.

Bununla birlikte, Bağdat’taki İran yanlısı hükümetler, Irak’ın bölünmesi ihtimaline duyulan derin kaygı nedeniyle hem Sünnilerin hem de Basralı Şiilerin federal taleplerine karşı çıktılar. Hatta Sünniler, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin desteğini arayarak Bağdat’a baskı uygulamaya çalıştılar.

Irak’ta federalizm tartışmaları ve uygulaması Kürtler açısından yalnızca bir yönetim modeli seçimi meselesi olmadı. Aynı zamanda etnik ve mezhepsel kimliklerin tanınması, ekonomik çıkarların korunması ve bölgesel güç dengelerinin bir yansıması olarak savunuldu ve hayata geçirildi.

Suriye’nin mevcut politik ve demografik yapısı, 2003 sonrası Irak ile karşılaştırıldığında dikkat çekici farklılıklar barındırmaktadır. Rojava Kürtleri, Güney Kürtlerinin aksine, federal ya da adem-i merkeziyetçi bir yönetim talebinde yalnız değildir. Dürzilerin kendi geleceklerini tayin etme hakkına yönelik talepleri, Alevi ve Hristiyan toplulukların federatif yapıya ilişkin başlayan ısrarcı tutumları, Kürtlerin taleplerinden daha kararlı ve açık söylemlerle gündeme geliyor. Şam geçici hükümetine karşı söz konusu gruplar arasında adı konulmamış ortak işbirliği ve dayanışma mevcuttur. Bu işbirliği ve dayanışmanın Ahmed el Şara iktidarına karşı kurumsal bir işbirliğine dönüşmesi muhtemeldir.

Bugün itibariyle Suriye, fiilen üç ayrı idari ve askeri bölgeye ayrılmış durumdadır: Şam rejimi, Rojava Özerk Yönetimi ve Dürzi topluluğu tarafından kontrol edilen bölgeler. Bu üç idari ve askeri yapıya ek olarak, İsrail’in Suriye'deki askeri varlığı da dikkate alınmalıdır. Federal veya adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçilmez ise Suriye’nin filli parçalanmışlığı kalıcılaşır. Bu bağlamda Türkiye’nin Suriye’deki pozisyonu, geçmişe kıyasla daha zorlu bir sürece evirilmektedir.

Yüzyılı aşkın bir süredir Kürtlere sırtını dönen ve hala bu siyasetini devam ettiren Ankara, bugün Kürtlere “Şam’a ve Ankara’ya yüzünüzü dönün” çağrısı yapmaktadır. Aynı zamanda “Kılıç kınından çıkarsa, kaleme ve kelama yer kalmaz” şeklinde tehditkâr söylemler geliştirmektedir. Bu tür söylemler, PKK lideri Abdullah Öcalan ile başlatılan sürecin temel amacının Türkiye’nin kendi Kürt sorununu çözmekten ziyade, Suriye’de Kürtlerin elde ettiği kazanımların kalıcı bir statüye dönüşmesini engellemek olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Ayrıca Suriye bileşenleri tarafından savunulmaya başlayan federalizm ve adem-i merkeziyetçi talepler, Öcalan’ın söylediği bağımsızlık, federalizm, idari özerklik ve kültüralist çözümlerin günümüz sosyolojisinde karşılığı olmadığı tezinin de Suriye'de karşılık bulmadığını göstermektedir.

Suriye’deki tüm aktörler açısından mevcut süreç son derece zorludur; ancak Ankara’nın karşı karşıya bulunduğu çıkmaz daha da belirgindir. Federalizm ve adem-i merkeziyetçilik talepleri yalnızca Rojava Kürdistanı ile sınırlı kalmayıp aynı zamanda Dürzi, Alevi ve Hristiyan toplulukların bulunduğu bölgelerde de federal yapıya yönelik talepleri gündeme getirmiştir. Bu durum artık geri döndürülemez bir biçimde siyasal gündemin merkezine yerleşmiştir. Ankara ise bu talepleri bastırmak ve “tüpten çıkan macunu” yeniden tüpe geri doldurmak gibi beyhude bir çaba içerisindedir.

X: @cetin_ceko

 

Bu yazı toplam 4367 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 19:02:08