Bir Çatışma, Üç Baskı Aracı: Suriye’de DSG Krizi Nasıl Donduruldu?
Washington Post’ta Lara Seligman imzasıyla yayımlanan habere göre, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye merkezi yönetimi arasında son günlerde tırmanan gerginlik, ABD’yi doğrudan askeri ve diplomatik müdahaleye zorladı.

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile geçici Suriye merkezi yönetimi arasındaki tansiyon, Arap baharından bu yana en kritik evresine yaklaşıyor. Washington Post’un Lara Seligman imzasıyla aktardığı son gelişmeler, Kürtlerin hem güvenlik hem de siyasi kazanımlarını yeniden sınayan yeni bir aşamayı işaret ediyor.
Kürtlerin ağırlıkta olduğu DSG ile Şam yönetimi arasındaki gerilim, büyük bir askeri çatışmaya dönüşmeden önce hem yerel hem uluslararası aktörlerin müdahil olduğu bir çözülme sürecine sahne oluyor. Ancak bu gerginlik, yalnızca askeri pozisyonlardan ibaret değil; Kürtlerin Suriye devlet yapısında sahip olmak istediği siyasi, kültürel ve idari hakların da merkezi bir müzakere alanı haline gelmesiyle ivme kazandı.
Washington Post haberinde, Suriye’de DSG ile merkezi yönetim arasında tırmanan gerginliğin artık “kontrollü bir saha krizi” olmaktan çıktığını ve ABD’nin doğrudan askeri-diplomatik müdahalesini zorunlu kıldığını ortaya koyuyor.
Haberde öne çıkan üç kritik gelişme, Kürtler açısından dengelerin nasıl yeniden kurulduğunu net biçimde gösteriyor:
1. CENTCOM’un sahaya inmesi,
2. Sezar Yasası yaptırımlarının yeniden masaya sürülmesi,
3. Kürdistan Bölgesi’nin arabulucu rolü.
CENTCOM–Şam Teması: “Kırmızı Çizgiler” Masaya Kondu
Seligman’ın aktardığına göre, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Tim Hawkins, çatışmaların ciddiyetini fark eden ABD askeri yetkililerinin Cuma günü Deyr Hafır’a geçerek Suriye tarafıyla doğrudan görüştüğünü doğruluyor.
Bu temas, sıradan bir “çatışma sonrası koordinasyon” görüşmesi değil.
Görüşmede öne çıkan başlıklar (kulislere yansıyan çerçeve):
• DSG’nin askeri olarak zorla tasfiye edilmesinin kabul edilemez olduğu,
• Suriye ordusunun ilerleyişinin ABD personeli ve IŞİD karşıtı misyonu riske attığı,
• Kürt bölgelerinde tek taraflı askeri hamlelerin ABD–Suriye ilişkilerinde yeni bir kırılma yaratacağı,
• Şam’ın DSG’yi “entegrasyon” adı altında silahsızlandırmaya zorlamasının sahada istikrarsızlık doğuracağı.
Bu görüşme, ABD’nin artık “uzaktan dengeleyici” değil, doğrudan kriz yöneticisi pozisyonuna geçtiğini gösteriyor. Kürtler açısından bu, DSG’nin hâlâ vazgeçilebilir bir ortak olmadığının en somut göstergesi.
Sezar Yasası Kartı: Diplomatik Tehdit mi, Stratejik Fren mi?
Haberdeki ikinci kritik detay, ABD’li yetkililerin Şam’a açık bir uyarıda bulunması:
“Çatışmalar devam ederse, Sezar Yasası yaptırımları yeniden ve daha sert biçimde gündeme gelebilir.”
Bu mesajın önemi büyük. Çünkü:
• Son dönemde bazı Arap ülkeleriyle normalleşme sinyalleri alan Şam için Sezar Yasası yeniden izolasyon anlamına geliyor.
• Enerji, yeniden inşa ve finans kanallarının tamamen kapanması demek.
• Suriye rejimi açısından DSG’ye karşı askeri kazanım, ekonomik bir çöküşle takas edilmek zorunda kalabilir.
Kürtler açısından bu durum iki yönlü okunuyor:
•Olumlu taraf: ABD, DSG’nin tamamen ezilmesine izin vermeyeceğini net biçimde ortaya koyuyor.
• Riskli taraf: Kürtler, pazarlıkta dolaylı bir “denge unsuru” olarak kullanılmaya devam ediliyor; nihai statü hâlâ garanti değil.
Kürdistan Bölgesi Devrede: Sessiz Diplomasi
Seligman’ın haberinde doğrudan yer almasa da, sahadaki gelişmelerle örtüşen önemli bir unsur da Kürdistan Bölgesi yetkililerinin girişimleri.
Erbil merkezli diplomatik temasların amacı:
• DSG ile Şam arasında doğrudan çatışmayı önlemek,
• Kürtlerin Suriye’de toplam kazanım kaybı yaşamasının önüne geçmek,
• ABD ile DSG arasındaki koordinasyonun siyasi bir çerçeveye oturtulmasını sağlamak.
Ancak bu girişimlerin etkisi sınırlı:
• Kürdistan Bölgesi, askeri bir aktör değil,
• Şam nezdinde etkisi, ABD baskısı olmadan tek başına yeterli değil,
• DSG içinde de herkes bu arabuluculuğa aynı mesafede durmuyor.
Yine de bu temaslar, Kürtler arası bölünmüşlüğün azaltılması ve ortak bir pozisyon oluşturulması açısından kritik.
Kürtler Açısından Genel Tablo: Korunan Ama Garanti Altına Alınmayan Statü
Tüm bu gelişmeler bir arada okunduğunda Kürtler için ortaya çıkan tablo şu:
• ABD, DSG’yi feda etmiyor, ama tam güvence de vermiyor.
• Şam, askeri baskıyı sürdürüyor fakat ekonomik bedelden çekiniyor.
• Kürdistan Bölgesi, dengeleyici ama belirleyici olmayan bir rol oynuyor.
• Kürtlerin temel sorunu hâlâ çözülmüş değil: Anayasal statü mü, geçici tolerans mı?
Ateşkes ve Diplomasi: DSG’nin Geri Çekilme Stratejisi
DSG, Halep ve çevresindeki sıcak çatışmalardan kaçınmak için taktiksel bir geri çekilme kararı aldı. DSG komutanı Mazlum Abdi, savaşın uzamasını önlemek için güçlerini Fırat'ın doğusuna konuşlandırma kararı aldığını duyurdu. Bu adım, Washington ve diğer aktörlerin arabuluculuk çabaları sonucunda çıktı çünkü doğrudan bir çatışma, hem Kürt bölgelerinde hem de ülke geneline yayılma riskini taşıyordu.
DSG’nin bu yer değişimi, hem askeri hem de siyasi hamle olarak okunabilir: Fiziksel olarak gerilim hattından uzaklaşmak, aynı zamanda diplomasi masasına daha avantajlı bir konumdan devam etmeyi amaçlıyor.
Şam’ın Stratejisi: “Bütünleşme” Söylemi ve Askeri Baskı
Suriye merkezi yönetimi, DSG ile imzalanmış 10 Mart 2025 tarihli birlik ve entegrasyon anlaşmasının uygulanmasını defalarca talep etti; ancak sahada bu mekanizmanın işler hale gelmediği devamlı olarak vurgulandı. Rejim, DSG’nin silahlı yapısını tek merkezde birleştirmeden ülke bütünlüğünün sağlanamayacağını savunuyor.
Bu retorik, Suriye ordusunun kuzey ve doğuda yeniden konuşlanmasıyla somutlaştı. Deyr Hafer ve Meskene gibi kritik bölgelerdeki askeri operasyonlar, Şam’ın kontrol mesafesini genişletme stratejisinin bir parçası.
Özellikle Halep’daki çatışmalarda yüzlerce sivilin yerinden edilmesi ve şehir merkezlerindeki kontrol değişimi, Suriye’nin yeni dönemde herhangi bir yarı-otonom statüye göz yummayacağı mesajını güçlendiriyor.
Kürt Kimliği ve Özerklik Taleplerinde Yeni Dinamikler
Suriye rejimi tarafından son dönemde açıklanan bir kararnameyle Kürtler için vatandaşlık hakları ve dil hakları tanındı. Kürtçe’nin resmi dil statüsüne kısmen yer verilmesi ve Newroz’un tatil ilan edilmesi önemli sembolik adımlar olarak değerlendiriliyor.
Ancak Kürt yönetimleri bu adımı yeterli bulmuyor; kararların Anayasa seviyesinde garanti altına alınması gerektiğini savunuyorlar. Yani statü ve haklar günlük politikalara bırakılmayacak kadar temel bir meseledir.
Kürtler Açısından Askeri ve Siyasi Riskler
DSG’nin en büyük sorunu, hem Suriye merkezi yönetimiyle hem de komşu aktörlerle (özellikle Türkiye) ilişkilerde artan çatlaklara rağmen ayrı bir siyasi varlık olarak meşruiyetini korumak.
Bir yandan DSG’nin ülke genelinde IŞİD sonrası güvenliği sağlama tecrübesi, uluslararası aktörler için değerli bir kart olarak dururken; diğer yandan Suriye rejimi ile uzun süreli bir entegrasyonun nasıl gerçekleşeceği büyük bir muammadır.
ABD, DSG’yi desteklemeye devam ediyor fakat Washington’daki politik baskılar, Suriye’de tek taraflı bir askeri çözümü reddetme ve tüm aktörleri diplomasi yoluna çekme mesajını güçlendiriyor.
Kürt toplumunun içinde bazı siyasi gruplar, Şam ile masaya oturmayı bölgesel istikrar için gerekli bulurken; diğerleri DSG’nin örgütsel bütünlüğünü korumadan bir müzakere sürecinin başarısız olacağını düşünüyor. Bu, Suriye’nin çok etnikli yapısının doğurduğu doğal bir fikir ayrılığıdır.
Özellikle kuzeydoğuda konuşlandırılmış idari yapılar (DAANES / Demokratik Otonom Yönetim) ile merkezi devlet arasında hukuki ve anayasal bir köprü oluşturulmadan sürecin ilerlemesi zor görünmektedir.
Sonuç: Kriz Erteleniyor, Çözüm Değil
Kürtlerin Suriye’deki stratejik konumu:
• Askeri temelde doğrudan bir çatışmadan kaçınma konusunda pragmatik görünüyor.
• Siyasi kazanımlar sembolik haklardan daha öteye geçmek zorunda.
• Uluslararası aktörlerin dengesi, DSG’nin yalnız kalmasına engel olabilir.
•Rejimle entegrasyon hem Kürt kimliği hem de Suriye’nin siyasi geleceği açısından kritik bir eşik.
Tüm bu unsurlar, DSG ile Şam arasındaki bu dönemin “ateşkes”ten çok askeri-siyasi kırılma noktası olduğunu gösteriyor.
Washington Post’un işaret ettiği tablo net: Bu süreç bir “barış” değil, kontrollü bir kriz yönetimi.
CENTCOM’un sahaya inmesi ve Sezar Yasası tehdidi, çatışmayı şimdilik durdurabilir. Ancak Kürtlerin Suriye’deki geleceği, hâlâ askeri dengelere değil, büyük güçlerin sabrına bağlı.
Bu da Kürtler için şu anlama geliyor:
Bugün korunuyorsun, ama yarın garanti değilsin.
Son güncellenme: 19:27:28





































































































































































































