İran Bağlamında İnanç, Haysiyet ve Coğrafi Kimlik

10 Mar 2026 - 13:38
10 Mar 2026 - 13:38
 0
İran Bağlamında İnanç, Haysiyet ve Coğrafi Kimlik

İnanç ile milliyet arasındaki gerilim dinin içeriğinden mi, yoksa dinin uygulayıcılarından mı kaynaklanır?

Ümmeti oluşturan kavimler arasındaki ayrımcılık, dışlama ve kimlik dayatma yaklaşımı cahiliye dönemi kalıntısı mıdır, yoksa ümmet olgusunun ulus-devlet çağında yaşadığı uyum güçlüğünün bir sonucu mudur? İslam ümmet fikri modern ulus devlet sürecinde nasıl bir deneyim edindi?

İlkedir: İslam milliyetten önce gelir. Irkçılık ve kavmiyetçilik reddedilir.

İlkedir: İslam haysiyetten önce gelmez; bireysel ve kolektif haysiyeti korur.

Bu iki ilke, bir toplumun coğrafyasıyla özdeş kimliği nedeniyle maruz kaldığı eşitsizlikleri, görmezden gelinmeyi ya da zorla başkalaştırılmayı engellemelidir. Aynı zamanda inanç kılıfıyla haksızlığa uğratılmış bir toplumun bastırılmış kimliğini hatırlamasına, hatırlatmasına da olanak tanımalıdır.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı bağlamında kimi Kürdün ve kimi Kürd çevrelerinin İran yönetimini, kiminin ise ABD ve İsrail’i güçlü biçimde savunması ilkeler açısından tartışılmalıdır. Bu mesele yalnızca bölgesel tercihlerle değil, tarihsel hafıza ve kolektif deneyimle de ilişkilidir.

Evimizin sadece kendilerine ait olduğunu dayatan, evimizin içindeki dili, tarihi ve kültürü yasaklayan, istediğine el koyan ya da gelişmesini engelleyen; kendisi gibi yaşamamızı, başkalaşmamızı ve kendimizi inkar ederek başkasının kopyası olmamızı, kopyası gibi yaşamamızı isteyenler bundan vazgeçmelidir ve kaybettirdiklerini telafi etmelidir.

Tahran yaklaşık bir hafta önce Rojhilatlı Kürdleri tarihten silmekle tehdit ederken, bir hafta sonra uzlaşı teklif etti. Aynı kaynaktan gelen bu iki zıt yaklaşımın ortak duygusu Kürdlük haysiyetinin nasıl görüldüğü ile ilgilidir.

Dolayısıyla bu tür deneyimler yaşamış, kolektif tehditlerle karşılaşmış Kürd bireylerinin bugün bu gerçekliği tamamen görmezden gelerek siyasal pozisyon alması tartışılmalıdır.

Kürdler Rojhilat’ta otokton bir halktır ve bu nedenle Tahran’ın yasaklarına, kısıtlamalarına, baskısına, gazabına maruz kalmıştır. Bu tarihsel arka plan Kürd toplumunda kimlik ve haysiyet meselesini hassas bir noktaya taşımaktadır.

İslam düşüncesi ırkçılığı ve kavmiyetçiliği reddetmesine rağmen Kürdler İran’da hala eşitsizlik ve ayrımcılık deneyimi yaşamaktadır. Geçen hafta Tahran, Kürdleri tarihten silmekle tehdit etti. Oysa Kürdlerin talebi üstünlük değil; kısmi yönetim hakkı, kimliğin tanınması ve anadilinde eğitim gibi eşitlik talepleridir.

Bir tarafın politikalarını eleştirmek, diğer tarafı tamamen desteklemek anlamına gelmez. Aynı şekilde, müdahaleye uğraması da geçmiş tüm uygulamalarını onaylamak, göz ardı etmek değildir.

Bir toplumun dili, kültürü ve yaşam biçimi üzerinde baskı kurulması; herhangi bir kriz anında o toplumun “hain” olarak damgalanması, şüpheli gibi davranılması, hakaretlere uğraması doğru değildir. Elbette sağlıklı bir toplumsal düzen farklı kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebildiği ve eşit vatandaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği bir ortam gerektirir.

Haysiyetin yok sayıldığı yerde inanç ya da politikalar toplumları bir arada tutmaya yetmez. Haysiyet tanınmadığında sessizlik başlar ve bu tür bir sessizlik gerçek, gönüllü birlik yaratmaz.

Kolektif değerlerin ve acıların maddiyata ve imtiyaza çevrildiği bir toplumda bireylerin de değerlerini çıkar aracı haline getirmesi normalleşebilir. Bu durum bencilliğin, kuralsızlığın ve güce koşulsuz boyun eğmenin, güce güvenerek yozlaşmanın karaktere işlemesine yol açar.

Kürdlerin tarihsel deneyimleri ortadayken İran koşulsuz savunulursa; Tahran, haysiyetin karşılıklı, eşit olduğu gerçeğini hatırlamaz.

Birinin bireysel ve kolektif haysiyetini tanımamış, tehdit saymış ve bu nedenle cezalandırmış bir rejime karşı bu denli tolerans göstermesi; incinmiş haysiyeti yok sayan, bilmeyen bir yabancılaşmaya işaret edebilir.

Irkçılık ve kavimcilik reddedilir. Ancak bugün bile ayrımcılık sürüyorsa; bu durumda, haksızlığa uğrayan kişi elbette inancından vazgeçmeden kavmini, milletini de esas alır ve diğer kavimlerle, milletlerle ilişkisini bu hafızayı unutmadan kurar.

Ayrımcılık yaşayan bir topluluğun kimliğini ve haklarını savunması üstünlük iddiası değil, eşitlik talebidir.

Bu tartışma İran ile ABD ve İsrail arasındaki güç mücadelesine indirgenmemelidir. Mesele taraf seçmek değil, ilkelerdir. Haysiyetin konuşulması ertelenirse hiçbir ilke sağlam kalmaz.

Yakın dönem tarihinin büyük bölümünde yok sayılmış, hor görülmüş, tahrip edilmiş bir haysiyet geri çağrılmazsa toplum edilgenleşir, yozlaşır.

Bir halkın güncel tutumu tarihsel deneyiminden bağımsız değildir. Birlik ise ancak haysiyet tanındığında mümkündür.

Taraf tutulabilir; ancak Kürd bireyi tarafının tarihsel bağlamdan ve kolektif haysiyetten bağımsız olmadığını açıkça ifade etmelidir. Taraf olmak bir haktır, fakat sorumluluk da taşır.

İslam teorik olarak ırkçılığı reddeder ve haysiyeti korur. Fakat devletler ve toplumlar bu ilkelere uymadığında kimlik ve haysiyet meselesi yeniden ortaya çıkar.

“İnsanlar kavimlere ayrılmıştır ama üstünlük takvadadır.”

İran’ın resmi ideolojisi İslam Cumhuriyeti olsa da pratikte güçlü bir Fars merkezli devlet geleneği vardır. Bu yazı sadece Kürd toplumunu ansa da İran’da Azeriler, Türkmenler, Beluçlar, Araplar önemli etnik kesimlerdir. Otoriter devlet yapısının etnik ayrımcılık deneyimi oldukça zengin!

Ortak deneyim ortak bilinç oluşturamaz, herkes uğradığı ortak haksızlığı aynı biçimde yorumlamaz, uğranılan haksızlık ortak olsa da kişiden kişiye yoğunluğu farklıdır; bu realite de haksızlıkların önlenememesinde etkili olur.

Elbette Kürd toplumu homojen değildir ancak uzun süreli inkar ve baskı deneyimi geniş bir kolektif hafıza ve haysiyet hassasiyeti ile sonuçlanmıştır.

Tarihsel deneyime rağmen İran’ı koşulsuz, hafızasız savunmak, zayıflayan haysiyet bilincinin göstergesi olabilir. Bu nedenle anti-emperyalizm ile kimlik haysiyeti arasında bir denge kurulmalıdır.

Ahlaki bağımsızlığı korumak, haysiyet erimesini durdurmak açısından zorunludur. Kürdlerin taraf seçmesi sorun değildir; ancak taraf seçerken tarihsel hafızanın ve haysiyetin unutulmaması gerekir.

Kolektif haysiyet dil, kültür, tarih ve toplumsal hafızayla bağlantılıdır. Bu alanlar sürekli inkâr edildiğinde kimlik refleksi güçlenir. Kürd toplumunda bu refleks, uzun süreli baskı nedeniyle güçlüdür, güçlenmektedir.

İslam milliyetten önce gelir; ancak haysiyeti ortadan kaldıracak şekilde uygulanamaz.

İnanç ya da herhangi bir modern çoğulcu, şeffaf sistem haysiyeti koruduğu sürece koruyucu, birleştiricidir. Haysiyete hasar verildiğinde, inkar edildiğinde, başkalaştırıldığında ise kimlik direnir, itiraz eder, etmelidir.

Özetle; İslam teorik olarak ırkçılığı reddeder. Ancak devletler bu ilkeye uymadığında kimlik, kısmi egemenlik ve haysiyet meselesi yeniden gündeme gelir. Kürdlerin tarihsel deneyimi bu hassasiyeti güçlendirmiştir. Bölgesel krizlerde taraf seçmek mümkündür; ancak tarihsel hafıza ve haysiyet unutulmamalıdır. İlke, her durumda güçten önce gelmelidir.

Rojhilat’ta da federe yönetim modeli, Rojhilat dışında ise anayasal eşit vatandaşlık çoğu hasarı telafi edebilir..

-Frantz Fanon, Hannah Arendt, Ibn Rüşd, Ibn Haldun, Ali Şeriati, Barış Ünlü’ye sevgiyle-


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu yazı toplam 362 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 14:38:26