Erbil’den Rojava Okuması: “Çöküş Değil, Kontrollü Geçiş ve Yeni Bir Başlangıç”

Mesud Barzani liderliği ve KDP, Suriye’deki son anlaşmaları Kürtler açısından bir yenilgi ya da “Rojava’nın çöküşü” olarak görmüyor. Erbil’e göre süreç, Kürtleri bölgesel bir savaş senaryosundan uzak tutan, diplomatik kanalları açık bırakan ve yeni bir denge arayışının önünü açan kontrollü bir geçiş niteliği taşıyor.

9 Şubat 2026 - 10:25
9 Şubat 2026 - 10:25
 0
Erbil’den Rojava Okuması: “Çöküş Değil, Kontrollü Geçiş ve Yeni Bir Başlangıç”

Rojava'daki son askeri ve diplomatik gelişmeler, Türk ve Kürt kamuoyunda ağırlıklı olarak “Rojava’nın tasfiyesi” ya da “Kürtlerin kaybı” şeklinde yorumlanırken, Erbil merkezli değerlendirme bu anlatıdan belirgin biçimde ayrışıyor. Mesud Barzani liderliği ve KDP çevreleri, ortaya çıkan tabloyu bir son değil, risklerin sınırlandığı ve yeni bir sürecin başladığı bir eşik olarak okuyor.

Savaş Senaryosunun Dışına Çıkış

Erbil’e göre en kritik kazanım, Kürtlerin Suriye’de diplomatik masanın tamamen dışına itileceği topyekûn bir savaş ihtimalinin şimdilik bertaraf edilmiş olması. Ateşkes ve mutabakatlar, Kürt aktörlerin “askerî hedef” haline gelmesini engelleyen bir tampon işlevi görüyor. Bu durum, kısa vadede statü kaybı gibi görünse de, uzun vadede varlığın korunması açısından stratejik bir başarı olarak değerlendiriliyor.

Bölgesel Askerî Manevraların Ertelenmesi

Rojava’yı da içine alabilecek geniş çaplı bölgesel askeri operasyon ihtimalinin ötelenmesi, Erbil açısından belirleyici bir unsur. Barzani çizgisine göre zaman kazanmak, mevcut güç dengelerinde doğrudan çatışmadan daha değerli. Bu yaklaşım, “geri çekilme” değil, yüksek maliyetli bir senaryodan kaçınma olarak görülüyor.

SDG’nin Varlığının Devamı

SDG’ye bağlı Kürt güçlerin şehir merkezlerinden çekilerek kırsal alanda ve belirli hatlarda varlığını sürdürmesi, Erbil tarafından tasfiye değil yeniden konumlanma olarak okunuyor. Kürt askeri varlığının tamamen ortadan kaldırılmaması, ileride masaya dönülebilecek bir aktör olarak kalınması anlamına geliyor.

Şam’ın Şehirlere Girmemesi: Kırmızı Çizgi

Suriye ordusunun doğrudan Kürt şehirlerine girmemesi, Barzani liderliği açısından kritik bir eşik. Bu durum, Kürtlerin yerel meşruiyetini ve toplumsal kontrolünü tamamen kaybetmediğini gösteren önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

Şam’la Diyalog: Riskli Ama Gerekli

Erbil, Şam ile başlayan yeni diyalog sürecini kaçınılmaz ama yönetilebilir bir risk olarak görüyor. Bu temasların, askeri baskının yerine siyasi pazarlık kanallarını öne çıkardığı ve Kürtlerin geleceği açısından tamamen kapalı bir kapı bırakmadığı düşünülüyor.

Türkiye Boyutu ve “Hasarsız Geçiş”

Barzani çevrelerine göre Türkiye’de yeniden konuşulmaya başlanan çözüm perspektifi, Suriye sahasındaki gelişmeler nedeniyle zorlandı; ancak bu zorluk kalıcı bir kopuşa dönüşmeden atlatıldı. Rojava krizinin Türkiye iç siyasetine doğrudan yıkıcı bir etkisi olmaması, Erbil açısından olumlu bir denge unsuru.

Washington Etkisi

İzlenen diplomatik hattın, Beyaz Saray’ın Kürt politikasında tamamen olumsuz bir kırılmaya yol açmadığı, aksine “kontrollü aktör” algısını güçlendirdiği değerlendirmesi yapılıyor. Bu da Kürtlerin uluslararası denklemde “yönetilebilir ortak” konumunu koruduğu anlamına geliyor.

Kürdistan Bölgesi Neden Çöküş Demiyor?

Erbil’in yaklaşımı, duygusal ya da sembolik kazanımlardan çok risk yönetimine dayanıyor. Barzani liderliği için mesele, mevcut koşullarda azami talepleri zorlamak değil; varlığı, meşruiyeti ve gelecekteki müzakere alanlarını korumak.

Bu nedenle Erbil, Suriye’deki yeni anlaşmayı bir kapanış değil, uzun ve belirsiz bir sürecin ilk perdesi olarak okuyor. Türkçe kamuoyunda sıkça dile getirilen “yenilgi” ve “çöküş” anlatılarının, bu stratejik perspektifi yansıtmadığı özellikle vurgulanıyor.

Erbil – Kandil – Rojava Okuma Farkları ve Türkiye Medyasındaki Kopuş

Erbil, Kandil ve Rojava merkezleri arasındaki temel fark, sürece hangi zaman ölçeğinden bakıldığıyla ilgili. Erbil, devletleşme tecrübesi ve bölgesel diplomasiyle iç içe geçmiş bir akılla, mevcut gelişmeleri “hasar minimizasyonu ve alan koruma” perspektifinden okuyor. Kandil cephesi ise süreci daha çok ideolojik süreklilik ve direniş hattı üzerinden değerlendiriyor; bu da geri çekilme, yeniden konumlanma ve diplomatik manevraları çoğu zaman stratejik kayıp olarak yorumlamasına yol açıyor. Rojava’daki yerel yapı ise iki okuma arasında sıkışmış durumda: sahadaki fiili zorunluluklarla, uzun vadeli siyasi hedefler arasında denge kurmaya çalışıyor.

Türkiye medyasındaki Rojava anlatısının Erbil’le örtüşmemesinin temel nedeni de burada yatıyor. Türkiye merkezli yorumlar büyük ölçüde iç siyaset, güvenlik kaygıları ve çatışma eksenli bir dil üzerinden şekilleniyor; bu da süreci “kazanan–kaybeden” ikiliğine indiriyor. Oysa Erbil’in okuması, mutlak zafer ya da yenilgiden ziyade sürecin kontrol altında tutulup tutulmadığına odaklanıyor. Bu nedenle Türkçe kamuoyunda sıkça dolaşan “tasfiye” ve “çöküş” anlatıları, Erbil açısından sahadaki gerçekliği değil, dışarıdan üretilmiş bir algıyı yansıtıyor.

Bu haber toplam 2257 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 13:26:17