Suudi Arabistan–BAE gerilimi derinleşiyor: Kırılma noktası Yemen ve Kızıldeniz
Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında özellikle Yemen’in güneyi ve Kızıldeniz havzasında tırmanan gerilim, iki ülkenin bölgesel vizyonları arasındaki yapısal ayrışmayı gün yüzüne çıkardı. Riyad, Abu Dabi’nin bölgedeki hamlelerini artık taktik değil, sınırları ve devlet yapıları yeniden şekillendiren stratejik bir tehdit olarak değerlendiriyor.
Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında Yemen’in güneyinde yaşanan son gerilim, iki müttefik ülke arasındaki daha derin bir stratejik kırılmanın yansıması olarak görülüyor. Riyad, BAE destekli siyasi ve askeri yapıların Yemen’in güneyinde fiili özerklik ya da bölünmeye yol açabilecek adımlar atmasını, Suudi sınırlarına yakınlığı ve Arap Yarımadası’nın bütünlüğü açısından “stratejik kırmızı çizgi” olarak değerlendiriyor.
Özellikle BAE destekli Güney Geçiş Konseyi’nin (STC) “Güney Arabistan” hedefi, Suudi karar alıcılar nezdinde ciddi alarm yarattı. Riyad’a göre bu girişimler yalnızca Yemen iç dengelerini değil, Suudi Arabistan’ın uzun vadeli ulusal güvenliğini de tehdit ediyor.
Suudi endişelerini derinleştiren unsur ise Yemen’le sınırlı kalmayan bir tablo. Riyad, BAE’nin Sudan, Somali ve Yemen’deki faaliyetlerini artık münferit müdahaleler değil, zayıf devlet yapılarını parçalayarak yeni jeopolitik gerçeklikler inşa etmeye yönelik sistematik bir strateji olarak okuyor. Bu yaklaşımın kalıcı sınır değişimlerine ve yeni güç merkezlerine yol açabileceği değerlendiriliyor.
BAE’nin Sudan’daki yerel güçlerle kurduğu ilişkiler, Somali’de Somaliland’la yakınlaşması ve bu bölgenin uluslararası alanda giderek daha görünür hale gelmesi Suudi Arabistan’da rahatsızlık yaratıyor. Riyad, özellikle Somaliland’ın Kızıldeniz’in karşı kıyısında stratejik konumu nedeniyle, bu sürecin bölgesel güç dengelerini değiştirebilecek bir kırılma noktası olduğuna dikkat çekiyor.
Kızıldeniz’in son yıllarda Suudi güvenlik doktrininde merkezi bir konuma yükselmesi de gerilimi artıran faktörler arasında. Husi saldırıları, ticaret yolları ve enerji ihracatının güvenliği Riyad açısından hayati görülürken, Afrika Boynuzu’ndaki liman anlaşmaları ve askeri varlık mücadelesi, Suudi Arabistan tarafından “erişim ve etki savaşı” olarak tanımlanıyor.
Suudi yetkililer, BAE’nin İsrail ile deniz güvenliği, istihbarat ve bölgesel diplomasi alanlarında geliştirdiği yakın iş birliğini de bu tabloya ekleyerek değerlendiriyor. Riyad’a göre ortaya çıkan bu etki alanı, Suudi Arabistan’ın manevra kabiliyetini sınırlayabilecek bir “nüfuz yayı” oluşturuyor.
Riyad’ın temel kaygısı ittifak ilişkilerinden ziyade, Abu Dabi’nin niyetleri ve izlediği uzun vadeli rota. Suudi karar alıcılar, devletlerin parçalanmasının normalleşmesinin ileride Suudi Arabistan’ın kendi çevresindeki hassas bölgelerde de benzer eğilimleri teşvik edebileceğinden endişe ediyor.
Bu çerçevede Suudi Arabistan, BAE ile ilişkilerini yeniden değerlendirmeye başladı. Diplomatik sinyaller, Riyad’ın doğrudan bir çatışmadan ziyade baskı, dengeleme ve alternatif ortaklıklar arayışına yönelebileceğini gösteriyor. Ancak Yemen’in toprak bütünlüğü ve Kızıldeniz’e erişim konusundaki Suudi kırmızı çizgilerinin giderek daha net hale geldiği vurgulanıyor.
Uzmanlara göre, Emirlikler’in bölgesel politikalarında bir ayarlamaya gitmemesi halinde Suudi Arabistan–BAE ilişkilerindeki bu sürtüşme, Körfez birliği, Kızıldeniz güvenliği ve Yemen, Sudan, Somali gibi kırılgan ülkelerdeki istikrar üzerinde uzun vadeli etkiler yaratabilir. Riyad açısından tehdit algısının artık “endişeden alarma” geçtiği belirtiliyor.
Son güncellenme: 07:09:03