Analiz - ABD’nin İran Etrafındaki Askeri Yığınağı: Caydırıcılık mı, Savaş Hazırlığı mı?

ABD’nin son haftalarda Orta Doğu ve çevresine yaptığı kapsamlı askeri sevkiyat, Washington’un İran’a yönelik yalnızca “caydırıcılık” politikası mı izlediği, yoksa daha sert senaryolara mı hazırlandığı sorusunu gündeme taşıdı. Bölgedeki güç dengeleri yeniden şekillenirken, kilit aktörler “ertesi gün” ihtimaline göre pozisyon alıyor.

9 Şubat 2026 - 14:37
9 Şubat 2026 - 14:37
 0
Analiz - ABD’nin İran Etrafındaki Askeri Yığınağı: Caydırıcılık mı, Savaş Hazırlığı mı?

Son bir ayda ABD’nin Orta Doğu ve İran çevresindeki askeri varlığı, olağan rotasyonların ötesine geçen bir yoğunluk sergiliyor. Açık kaynaklar ve resmî açıklamalar birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo, Washington’un tüm senaryolara hazır bir askeri mimari kurduğunu gösteriyor.

ABD Donanması’na ait USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubu bölgeye konuşlandırılmış durumda. Gemiye eşlik eden destroyerler, denizaltılar ve hava unsurları, uzun süreli ve yüksek yoğunluklu operasyonlara uygun bir yapı oluşturuyor. İkinci bir uçak gemisi grubuna dair iddialar ise henüz resmî olarak teyit edilmiş değil; ancak savunma çevrelerinde bu ihtimal açıkça konuşuluyor.

Hava gücü tarafında, F-15E Strike Eagle ve F-35C Lightning II savaş uçaklarının bölgeye sevk edildiği biliniyor. Bu uçaklar, yalnızca savunma değil; derinlikli ve hassas taarruz kabiliyetiyle dikkat çekiyor. Buna ek olarak E-11A tipi komuta ve iletişim uçaklarının konuşlandırılması, ABD’nin olası bir çatışmada geniş alanlı hava ve kara operasyonlarını eşgüdüm içinde yürütmeye hazırlandığına işaret ediyor.

Savunma boyutunda ise THAAD ve Patriot hava savunma sistemleri, Ürdün, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Suudi Arabistan’daki ABD üslerine takviye edildi. Resmî söylem bu adımları “savunma amaçlı” olarak tanımlasa da, bu tür sistemlerin yoğun konuşlandırılması genellikle misilleme ihtimalinin ciddiye alındığını gösteriyor.

Bu ölçekte bir yığınak, askeri literatürde yalnızca sembolik caydırıcılık olarak değerlendirilmekte zorlanıyor. ABD'nin hedef bankası, Hamaney’den başlıyor; Devrim Muhafızları komutanlığı, limanlar ve enerji istasyonları dahil olmak üzere binlere varan hedefi kapsıyor. İran ise gecikmiş bir şekilde sadece “hatalar yaptığını” kabul etmekle yetiniyor, tehditler savuruyor ve rejimin içinde yenilginin kaçınılmaz olduğuna dair tam bir kanaat oluşmuş durumda.

Irak 2003 ile Benzerlik Tartışması

Bazı yorumcular, mevcut hazırlıkları 2003 Irak işgali öncesi döneme benzetiyor. Özellikle C-17 nakliye uçaklarının sayısındaki artış, 173. Hava İndirme Tugayı ve 10. Dağ Tümeni gibi coğrafyaya özgü birliklerin yeniden gündeme gelmesi bu karşılaştırmayı besliyor.

Ancak uzmanlar, bire bir aynı bir senaryodan söz etmenin mümkün olmadığı konusunda hemfikir. Irak’ta doğrudan kara işgali hedeflenmişti; İran senaryosunda ise daha çok hava gücü, özel operasyonlar ve iç çözülmeyi hızlandırmaya dönük baskı unsurları ön plana çıkıyor. Yine de hazırlık dili ve lojistik yoğunluk, Washington’un “en sert ihtimali” masadan kaldırmadığını gösteriyor.

İran Cephesi: Sert Söylem, Sınırlı Hamle

Tahran yönetimi, ABD’nin askeri hareketliliğini sert ifadelerle eleştiriyor ve olası bir saldırıya “karşılık verileceğini” vurguluyor. Ancak pratikte İran’ın attığı adımlar, daha çok caydırıcılık ve psikolojik denge üzerine kurulu.

Rejim içinden “hatalar yapıldığına” dair gelen sınırlı özeleştiriler, bazı çevrelerce zayıflık işareti olarak yorumlanıyor. Buna karşın, İran’ın bölgedeki vekil güçleri —Irak, Yemen ve Lübnan’daki yapılar— yüksek sesli söylemlerine rağmen sahada belirleyici bir hamle üretmiş değil. Bu durum, Tahran’ın manevra alanının daraldığına işaret eden önemli bir gösterge olarak değerlendiriliyor.

İsrail, Riyad ve Ankara: ‘Ertesi Gün’ Hesapları

İsrail, İran’a yönelik istihbarat ve uzaktan saldırı kapasitesini uzun süredir canlı tutuyor. Güney Kafkasya ve çevresinde kurulan ağlar, daha önce denenen drone ve stand-off saldırı modelleriyle dikkat çekmişti. ABD’nin daha görünür biçimde devreye girmesi, Tel Aviv’in risk iştahını artırabilecek bir faktör olarak görülüyor.

Suudi Arabistan ve Türkiye ise açık bir bölgesel savaştan kaçınmakla birlikte, İran sonrası olası güç boşluğuna hazırlık yapıyor. Diplomatik kanallar açık tutulurken, istikrar vurgusu bu iki başkentin ortak paydası olarak öne çıkıyor.

Caydırıcılık mı, Savaş Hazırlığı mı?

Bugün itibarıyla ABD tarafından açıklanmış bir “savaş kararı” bulunmuyor. Ancak sahadaki hazırlıklar, Washington’un yalnızca mesaj vermekle yetinmediğini gösteriyor. Olası senaryolar arasında sınırlı hava harekâtı, İran içindeki kırılganlıkları tetiklemeye dönük baskı ve kontrolsüz bir bölgesel çatışma riski aynı anda masada duruyor.

Kesin olan şu: Orta Doğu, yeni bir eşikte. Savaş henüz ilan edilmedi, ancak barışın kendiliğinden geleceğine dair iyimserlik, sahadaki askeri gerçeklik karşısında her geçen gün zayıflıyor.

Bu haber toplam 200 kişi tarafından görüldü.
Son güncellenme: 15:38:39