İdeolojik-Dinsel Faraziye Kutsallıkları ve Hakikat

Bu makalemizde, içinde yaşadığımız coğrafya ve toplumun özgün sorunlarından biraz uzaklaşıp, ideal yaşamın felsefesi üzerine biraz beyin fırtınası yapalım dedik. Bu makalede başlığında da anlaşıldığı üzere muhtemelen çoğu insan okumayıp pas geçecektir. Biz yine bu beyin fırtınasını paylaşmak istedik. Modernite çağı öncesi, toplumlara dayatılan dinsel faraziyeleri sorgulamak ve eleştirmek ölüm fermanlarını imzalamak demekti. Tarihte bunun epeyce örnekleri vardır. Antik çağda batıda Sokrates, öğrencilerine ve topluma şu mesajları veriyordu: "hakikat, sizleri, bizleri yöneten muktedirlerin iddia ettiği gibi olmadığını, yalanlar ve varsayımlarla itaata zorlanıyorsunuz" dediği için "Tanrıları inkar ve tanrılara hakaret etmek" suçlamasıyla ölüme mahkum edilerek baldıran zehiri ile infaz edildi aydınlanma çağında İtalyan felsefeci Giordano Bruni, devletin resmi dini olan Katolik Hıristiyanlığı ve Mesih İsa'yı inkar etmek suçlamasıyla Roma'da meydanda diri diri yakıldı. Kararı veren Yargıç'a; "Benim ölüm fermanımı verirken, benden daha fazla korkuyorsunuz" dedikten sonra, son sözleri "Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım." demişti. Doğuda, İslam toplumun da Hallac-ı Mansur gibiler bunların prototip örnekleridir.
Bu onurlu ve yiğit bilge filozofların hakikati haykırdıkları için vahşice katledilmeleri üzerinden binlerce ve yüzlerce yıl geçmesine rağmen, insanlık erdemlilik, akıl ve vicdan yolunda hala istenilen erdemliliğe ulaşacak ciddi adımları atmış değil. Dolayısıyla Sokrates'ten günümüze çağın ulaşmış olduğu baş döndürücü teknolojiye rağmen, Felsefi olarak karanlıklarda el yordamıyla ve yönlendirmelerle yola devam edip eski tas eski hamam olayı yaşanıyor. Dinleme, empati, vicdan erdemlik ve merhamet ayaklar altında sürünmeye devam ediyor. 21. yy da diz boyu cehalet devam ediyor. Üstelik bu cehaleti, gözleri iktidar hırsı bürümüş vicdan yoksunu muktedirler, çok iyi kullanıyorlar. Bu vahşi zalimler, dinsel-mezhepsel ve ideolojik kutsallıklar üzerinden bireyleri ve toplumları birbirlerine kırdırmaya devam ediyorlar. Dinsel ve mezhepsel kırım ve katliamlar, batıda Rönesans (aydınlanma) etkisi ile kırılarak yerini birazdan anlatacağımız ideoloji aldı. Fakat Müslüman toplumlarda bu kırım katliamlar, tüm hızıyla hala devam ediyor. Aynı dine, aynı kutsal kitaba inanan kitleler, mezhep üzerinden (Şİİ-Sünni) vahşice kıyımlara devam ediyorlar. Batıdaki dinsel ve mezhepsel kıyımların yerini ise, 1789 Fransız ihtilali ile yerini ideolojiye (Kapitalizm-Komünizm) ve yıkıcı milliyetçilik (Faşizm) aldı
Dinler ve ideolojiler görünürde karşıt gibi dursalar da, öz itibari ile ikiz kardeş gibidirler. Yani aynadaki birbirlerinin görüntü simetriğidirler. Temel dayanak noktaları ikisinin de dogmatik olmalarıdır. Dogmatizm; elle tutulur somut bir gerçekliği değil, ispatı olmayan düşünce ve inançlar salatası şeklinde sunulur. Bu iki dogmatik yapının kendi konumlarını tek doğru ve hakikat olarak görmeleri ve bunu taraftar ve inanan kesimleri tartışmasız kabul ettirilmesidir. Onun için bu iki bakış açısı içine girmiş debelenen insanların gerçekleri görüp içinden çıkmaları da çok zordur. Onun için o dinin veya ideolojinin gerçekliğinden ve doğruluğundan şüphe edemez, eleştiremezsiniz. "İnanmazsanız ayrılırsınız" ifadesi öyle kolay değil. Köktendinci ve radikal militan ideolojik seküler örgütlerden ayrılmaya kalkmak, aynı zamanda ölüm fermanınızı imzalamak demektir. Radikal ve militan ideolojik örgütlerde ve siyasal İslam örgütlerinden ayrıldığınız zaman "Kafir" "tağut" "Hain" "Ajan" damgasıyla damgalanıp infaz edilirsiniz. Bu durumlar hiç te münferit yaşanan durumlar değil. Peki insanlar, ideolojik ve dinsel içtihatlara inanmasınlar mı? Elbette inanabilirler. Bunda bir sorun yok. Sorun şurada; Bu dinsel inanç ve ideolojik seküler aidiyet olayını başkalarına şiddet ve psikolojik baskılarla dayatma sorunudur. Bu yapılanmaların başında olanlar, bu dinsel inanç veya ideolojiyi kendi rant ve siyasi ihtiraslarına kurban etmelerinden kaynaklıdır. İnsanlık böylesine vicdanlı ve özgür bir bakışa kavuşur mu? Kısa ve orta vadede bir ihtimal göremiyorum.
Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Son güncellenme: 13:49:55































































































































































































